NUTUK
Ulusal
Örgüt Genişliyor ve Güçleniyor
Baylar, Ferit Paşa Hükümetinin
düşmesi, yurtta kararsız görünen bazı yerlerin de duygusu ve içgücü
üzerinde iyi etki yaptı. Her yerde, yüksek sivil memurlarla yüksek
komutanlar başta olmak üzere, örgütlenmeye hız verildi.
Ali Fuat Paşa, batı illerinin hemen hepsi ile ilgilendi. Kendisi, Eskişehir,
Bilecik ve daha sonra Bursa dolaylarında dolaşarak ve gerekenlerle yazışarak
iş görüyordu.
Balıkesir'de
bulunan Albay Kâzım Bey (Meclis Başkanı Kâzım Paşa) o
bölgede ulusal örgütler ve askeri düzenlemelerle ilgileniyor ve uğraşıyordu.
Bursa'da
Albay Bekir Sami Bey,
8 Ekimde, Ferit Paşa'nın adamı olan valiyi İstanbul'a göndererek
Kongre kararlarını uygulatmaya başlamış ve bir merkez
kurulu kurdurmuştu.
Ulusal örgütlenme
ile uğraşıldığı kadar, milletvekilleri seçimi ile
de büyük ilgi ile uğraşılıyordu.
Ülkede, bütün
ulusal örgütlerin tek ad altında Heyeti Temsiliye'ye bağlılığı
ilkesine uyuluyordu. Eskişehir, Kütahya, Afyonkarahisar dolaylarında
örgütlerin sağlamlaştırılması ve Aydın, Konya,
Bursa, Balıkesir bölgelerinin bağlantılarının kolaylaştırılması
için önlemler alınıyordu. Batı cepheleri üzerinde Harbiye Nazırlığının
aydınlatılmasına ve hükümetçe ne gibi işler, önlemler düşünüldüğü
de sorularak, hükümetin bu konuya ilgisinin çekilmesine çalışılıyordu.
Efelerin yönettikleri
Aydın Cephesi kesimlerine bir komutan gönderme konusu düşünülmeye
başlandı. 14 Ekimde düşman elindeki yerlerde, gizli ulusal örgütler
kurulması için Fuat Paşa'ya ve Afyonkarahisar'da Yirmi Üçüncü Tümen
Komutanı Ömer Lûtfi Bey'e yazıldı. Bununla birlikte, bu sıralarda
bazı yerlerde daha amacın tam anlaşılamadığı
görülüyordu. Örneğin, Reddi İlhak
Cemiyeti yönetim kurullarının kendi adlarına bildirim
yapmakta oldukları görülüyor, 10 Ekim 1919 gününde Reddi İlhak
Cemiyeti Başkanı imzasıyla, Ekimin yirmisinde bir büyük kongre
toplanacağı ve bu kongreye iki delege gönderilmesi illerden isteniyor
ve birtakım önlemler alınması bildiriliyordu.
Bir yandan,
Karakol Cemiyetinin
de İstanbul'dan başka, Bursa dolaylarında da çalışmakta
olduğu anlaşıldı.
Bu karışıklığın
önüne geçmek için gerekli önlemler alındı. Özellikle, Ali Fuat
Paşa'ya, Balıkesir'de Kâzım Paşa'ya, Bursa'da Bekir Sami
Bey'e, Bursa Merkez Kuruluna gereği gibi yazıldı. (belge:155)
İtilâf ve Hürriyet
Cemiyeti de, düşmanlarla birlikte Anadolu'da karşı örgüt
kurmak üzere, yetmiş beş kişi kadar göndermiş. Bu haber alındı,
kolorduların dikkati çekildi.
İstanbul'da
gizli çalışmaya karar verildi. Trakya'ya örgütlerin genişletilmesi
için Cafer Tayyar Bey
aracılığı ile yönerge verildi.
Meclisi
Mebusan'ın Toplanacağı Yer
Baylar, milletvekillerinin seçilmesine
çalışırken, bir yandan da Meclisi Mebusan'ın nerede
toplanabileceği düşüncesi kafamızı kurcalıyordu.
Hatırlayacaksınız ki, Erzurum'dan, Refet Paşa'nın bu
sorun ile ilgili bir teline karşılık verirken: "Meclis
toplanmalı; ama İstanbul'da değil, Anadolu'da!" demiştim.
Gerçekten, ben Meclisin İstanbul'da toplanması kadar mantıksız
ve amaçsız bir davranış düşünemiyordum. Ancak, bu konuda
yetkili olanları ve kamuoyunu bu gerçeğe inandırmadıkça düşüncemiz
gerçekleşemezdi. İstanbul'da toplanmanın sakıncalarını
açık olarak belirtmek gerekiyordu. Bu amaçla, ulusal isteklerimizi
Rumlara ve yabancılara, Hıristiyanlara karşı imiş gibi
göstermek için Ali Kemal
ve Mehmet Ali beylerin çalışmaları ile Ermeni Patrikhanesinde
yapılan toplantılar ve Hürriyet ve İtilâf Partisinin girişimleri
üzerine, Harbiye Nazırı aracılığı ile, İstanbul
Hükümetinin dikkatini çektik.
13 Ekim 1919 günü,
Meclisi Mebusan'ın açılışından sonra, Müdafaai Hukuk
Cemiyetinin nasıl bir siyasal durum alması düşünüldüğünü,
Cemal Paşa aracılığı ile hükümetten sorarken, Meclisi
Mebusan'ın İstanbul'da toplanmasında ne gibi siyasal güvence
elde edilmesinin düşünüldüğünü de sorduk. O gün Meclisi
Mebusan'ın İstanbul'da esenliğini sağlama yolunda ne gibi
kolluk ve koruma düzeni (tertibatı inzibatiye) alınacağını
ve neler yapılmak gerektiğini, İstanbul örgütümüzün merkez
kurulunda bulunan ve Çanakkale Müstahkem Mevki Komutanı olan Albay Şevket
Bey'den sorduk.
Amasya
Görüşmeleri
Baylar, anımsayacaksınız,
Bahriye Nazırı Salih Paşa
ile Amasya'da buluşmak kararlaşmıştı.
Nazır Paşa ile hükümetin dış siyasası, iç yönetimi
ve ordunun geleceği ile ilgili konular üzerinde görüşülme olasılığı
vardı. Bunun için daha önce, kolordu komutanlarının düşünce
ve görüşlerini bilmek bence pek yararlı olacaktı.
14 Ekim 1919 günlü
şifre telimde, kolordu komutanlarının bu üç nokta ile ilgili görüşlerini
rica ettim. Komutanların raporlarını belgeler arasında
okursunuz. (belge:156)
Salih Paşa, 15
Ekimde İstanbul'dan yola çıktı. Biz de 16 Ekimde Sivas'tan yola
çıktık.18 Ekimde Amasya'da bulunduk.
Salih Paşa'ya, uğrayacağı
iskelelerde, ulusal örgütlerce parlak karşılama törenleri yapılması
ve bizim adımıza "Hoş geldiniz" denilmesi için yönerge
verilmişti. (belge: 157)
Biz de, Amasya'da,
pek büyük gösterilerle kendisini karşıladık.
Salih Paşa ile
Amasya'da 20 Ekimde başlayan görüşmelerimiz, 22 Ekimde sona erdi.
Üç gün süren görüşmeler sonunda ikişer sayı olmak üzere beş
tane protokol düzenlendi. Bu beş protokoldan üçünü, Salih Paşa'da
kalanları biz, bizde kalanları Salih Paşa imzaladık. İki
tane protokol, gizli sayılarak imza edilmedi.
Amasya buluşması
sonucu olan kararlar, kolordulara da bildirildi. (belge:158)
Baylar, sırası
gelmişken bir noktayı belirtmek isterim. Biz ulusal örgütlerin ve
Heyeti Temsiliye'nin, İstanbul Hükümetince resmi olarak tanınmış
bir siyasal varlık olduğunu; görüşmelerimizin resmi olduğunu
ve sonuçlarına uymak gerektiğinin taraflarca kabul edilmiş
bulunduğunu açıkça ortaya koydurmak istiyorduk.
Bunun için, görüşme
sonuçları ile ilgili tutanakların protokol olduğunu kabul
ettirmek ve İstanbul Hükümetinin delegesi olan Bahriye Nazırına
imzalatmak, önemli idi.
21 Ekim 1919 günlü
protokola yazılanların, denilebilir ki, hemen hepsi Salih Paşa'nın
önerileri olup kabulünde sakınca görülmeyen birtakım maddelerdi.
(belge: 159)
22 Ekim 1919 günlü
ikinci protokol, uzun süren bir görüşme ve tartışmanın
tutanak özetidir.
Bu görüşmede,
tarafların halifelik ve padişahlık konusunda karşılıklı
güvenceleri ile ilgili ayrıntıları gösteren bir başlangıçtan
sonra, Sivas Kongresinin 11 Eylül 1919 günlü bildirisindeki maddelerin görüşülmesine
başlandı:
1. Bildirinin
birinci maddesinde tasarlanıp kabul olunan sınırın, en az
bir istek olmak üzere, elde edilmesi gerektiği, birlikte kabul olundu.
Kürtlerin bağımsızlığını gerçekleştirme
amacını güder gibi görünerek yapılmakta olan karıştırıcılığın
önüne geçmek konusu uygun görüldü. Şimdi yabancıların işgalinde
bulunan bölgelerden,
Kilikya'yı (Aşağı
yukarı şimdiki Çukurova), Arabistan ile Türkiye arasında
bir tampon devlet meydana getirmek için anayurttan ayırmak istendiği
söz konusu edildi. Anadolu'nun en koyu Türk ortamı ve en verimli, zengin
bir bölgesi olan bu toprakların hiçbir yolla ayrılmasının
kabul edilmeyeceği; Aydın ilinin (Şimdiki Aydın, İzmir,
Muğla ve Denizli illerinin kapladığı yerler, Kurtuluş
Savaşı sırasında bir ildi. Adı "Aydın İli",
merkezi de İzmir'di) de aynı kesinlikle ve yeğlikle yurdun bölünmez
parçalarından olduğu ilkesi genel olarak kabul edildi.
Trakya sorununa gelince: Burada da, sözde bir bağımsız
hükümet ve gerçekte bir sömürge kurmak ve böylelikle Doğu Trakya'dan
da Midye-Enez çizgisine kadar olan bölgeyi bizden ayırmak amacı güdülebileceği
düşünüldü. Fakat, Edirne'yi ve Meriç sınırını bir
bağımsız İslam hükümetine bağlamak için bile olsa,
hiçbir şekilde bırakmamak ilkesi, ortaklaşa uygun görüldü.
Bununla birlikte, bütün bu maddede söz konusu edilen şeyler üzerinde
yasama kurulu'nun vereceği en son karara elbette uyulacaktır, dendi.
2. Bildirinin
dördüncü maddesinde Müslüman olmayan halka, siyasal egemenliğimizi ve
toplumsal dengemizi bozacak nitelikte ayrıcalıklar verilmesinin kabul
edilmeyeceğini belirten fıkra, önemle görüşüldü. Bu kaydın,
bağımsızlığımızı gerçekten sağlamak
için, elde edilmesi zorunlu bir istek niteliğinde sayılması ve
bundan yapılacak en ufak bir fedâkarlığın bağımsızlığımızı
kökten sarsacağı ortaya konuldu. Bu dördüncü maddede söz konusu
olan, Hıristiyan halka çok ayrıcalıklar vermemek ilkesi, gerçekleştirmemiz
gerekli bir amaç olarak kabul edilmiştir. Bununla birlikte, gerek bu
konuda, gerekse yaşama hakkımızın savunulması yolundaki
başka isteklerimizle ilgili konularda -birinci maddenin sonunda olduğu
gibi burada da- Meclisi Milli'nin görüşüne ve kararına uyulacağı
kaydı konuldu.
3. Bildirinin
yedinci maddesine göre bağımsızlığımız tam
korunmak koşuluyla, teknik, sınai ve ekonomik gereksinmelerimizin nasıl
sağlanacağı konusu tartışıldı. Ülkemize pek
çok sermaye dökecek bir devlet bulunursa bunun maliye işlerimiz üzerinde
isteyebileceği denetleme hakkının kapsamı kestirilemeyeceğinden,
bu konunun, bağımsızlığımızı ve gerçek
ulusal çıkarlarımızı zarara sokmayacak yolda, uzmanlarca
iyiden iyiye düşünülerek sınırlandırılıp
saptanmasından sonra Meclisi Milli'ce uygun görülecek şeklin kabulü
görüşüldü.
4. 11 Eylül
1919 günlü Sivas Kongresi kararlarının başka maddeleri de
Meclisi Mebusan'ın kabulüne sunulmak koşuluyla, genel olarak uygun görüldü.
5. Bundan
sonra, Sivas Kongresi'nin 4 Eylül 1919 günlü kararlarının örgütler
bölümü ile ilgili 11'nci maddesinde yer alan Anadolu ve
Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyetinin durumu ve
bundan sonraki çalışma biçimi ve alanı söz konusu oldu.
Bu maddede, ulusal
iradeyi egemen kılacak olan Meclisi Milli'nin, yasama ve denetleme haklarına
güven ve serbestlikle sahip olduktan ve bu güven Meclisi Milli'ce
belirtildikten sonra, Cemiyetin ne olacağının kongre kararıyla
belli edileceği açıklanmıştır. Burada söz konusu olan
kongrenin şimdiye değin yapılmış olan Erzurum ve Sivas
Kongreleri gibi dışarda ayrı bir kongre durumunda olması koşula
bağlı değildir, dendi.
Cemiyetin programını
kabul eden milletvekilleri, Cemiyetin tüzüğünde açıklanmış
olan delegeler gibi sayılarak yapacakları özel toplantı, kongre
yerine geçebilir. Bundan sonra, Meclisi Milli'nin İstanbul'da tam güvenlik
içinde, serbest olarak görev yapabilmesi gerekir, dendi. Bunun, şimdiki
koşullara göre ne ölçüde sağlanabileceği düşünüldü.
İstanbul'un yabancılar elinde bulunması dolayısıyla,
milletvekillerinin yasama görevlerini gereği gibi yapmalarına durumun
pek elverişli olamayacağı düşüncesi belirdi. Yetmiş
Savaşında (1870 savaşında) Fransızların
Bordo'da (Bordeaux) ve yakın zamanlarda Almanların Vaymar'da (Weimar)
yaptıkları gibi, barışın yapılmasına değin,
geçici olarak, Meclisi Milli'nin Anadolu'da, İstanbul Hükümetinin uygun
göreceği güvenilir bir yerde toplanması uygun görüldü.
Meclisi Milli'nin
toplanmasından sonra güvenlik ve dokunulmazlık derecesi belli olacağından,
tam güven görülürse Cemiyet Heyeti Temsiliye'nin dağıtılarak
örgütlerinin çalışma ereğinin, az önce bildirdiğim gibi,
kongre yerine geçecek olan özel bir toplantıda kararlaştırılacağı
belirtildi.
Milletvekillerinin seçiminde
tam serbestlik bulunması gerektiği hükümetçe buyurulmuş olduğundan,
seçimler yapılırken Cemiyet Heyeti Temsiliye'ce karışılmamakta
olduğu bildirildi.
Milletvekilleri arasında
İttihat ve Terakki
üyesi ve orduda kötülüğü görülmüş kimseler bulunursa, bunların
milletvekili seçilmesine meydan verilmemek için, Heyeti Temsiliye'ce uyarma
yollu, uygun biçimde bazı öğütlemelerde bulunulmasının
yerinde olacağı da düşünüldü. Heyeti Temsiliye'nin bu konuda
nasıl aracılık yapacağı da ayrıca bir formül
halinde üçüncü bir protokol olarak saptandı. (belge: 160)
Gizli sayılıp
imzalanmayan dördüncü protokol şu idi:
1. Kimi
komutanların askerlikten kovulması ve bir kısım subayların
askeri mahkemeye verilmesi ile ilgili olarak çıkan Padişah buyruklarının
ve başkaca buyrukların düzeltilmesi.
2. Malta'ya
sürülmüş olanların ilgili mahkemelerimizde yargılanmak üzere,
İstanbul'a getirilmeleri yoluna gidilmesi.
3. Zulüm
yapmış Ermenilerin de mahkemeye verilmesi (Meclisi Milli'ye bırakılacaktır).
4. İzmir'in
boşaltılması için İstanbul Hükümetince yeniden protesto
yapılması ve gerekirse gizli yönerge ile halka gösteri toplantıları
yaptırılması.
5. Jandarma
Genel Komutanı, Merkez Komutanı, Polis Müdürü ve Dahiliye Nazırlığı
Müsteşarının değiştirilmeleri (Harbiye ve Dahiliye Nazırlıklarınca).
6.
İngiliz Muhipler Cemiyetinin
(kapı kapı dolaşıp) halka kâğıt mühürlettirmelerine
engel olmak.
7. Yabancı
parasıyla satın alınmış derneklerin çalışmalarına
ve bu gibi gazetelerin dokuncalı yayımlarına son verilmesi (özellikle
subayların ve memurların bu gibi derneklere girmelerinin kesin olarak
yasaklanması).
8. Aydın
Kuvayi Milliyesi'nin gücünün artırılması ve beslenmelerinin
kolaylaştırılması ve sağlanması. (Bu iş
Harbiye Nazırlığınca düzenlenir. Donanma Cemiyetinin 400.000 lirasından gereği kadarı hükümetçe bu işe ayrılabilir.)
9. Ulusal
eyleme katılmış görevlilerin, her yerde yatışma ve tam
güvenlik sağlanıncaya değin yerlerinden kaldırılmamaları
ve ulusal amaçlara karşı gelmelerinden dolayı, ulusça işten
el çektirilmiş görevlilerin yeni görevlere atanmalarından önce, bu
işin özel olarak görüşülmesi.
10. Batı
Trakya göçmenlerinin taşınma işlerinin sağlanması.
11. Acemi Sadun Paşa
ile buyruğu altında bulunan kişilerin uygun bir yolla geçimlerinin
sağlanması.
İmzasız beşinci
protokol da, Barış Konferansına gidebilecek kişilerin adlarını
gösteriyordu. Böyle olmakla birlikte hükümet bu konuda, ilkelere uymak koşuluyla,
serbest bulunacaktı.
Delegeler
Tevfik Paşa
Hazretleri
Başkan
Ahmet İzzet Paşa
Hazretleri
Askeri delege
Hariciye Nazırı
Siyasal delege
Reşat Hikmet Bey
Siyasal delege
Uzmanlar Kurulu
Hâmit Bey
Maliye
Albay İsmet Bey
Askerlik
Reşit Bey
Siyasal işler
Mühendis Muhtar Bey
Bayındırlık işleri
Albay Ali Rıza
Bey
Deniz Albayı
Refet Bey
İstatistik
Emîrî Efendi
Tarih
Münir Bey
Hukuk danışmanı
Uzman bir kişi
Ticaret işleri
Uzman bir kişi
Çeşitli mezheplerin ayrıcalıklarını bilen
Yazı Kurulu
Reşit Saffet Bey
Maliye Eski Özel Kalem Müdürü
Şevket Bey
Salih Bey
Orhan Bey
Hüseyin Bey
Robert Kolej Türkçe Öğretmeni
Baylar, bu görüşmelerimizin
tutanakları arasında en önemli noktanın, Meclisi Milli'nin
toplantı yeri ile ilgili olduğu, yüksek dikkatinizi çekmiş
olacaktır.
Meclisin, İstanbul'da
toplanmasının doğru olmadığı konusundaki eski düşünce
ve görüşümüzü Salih Paşa'ya kabul ettirdik ve onaylattık.
Ancak, kendisi bu görüşe katılmakla birlikte, bu katılmanın
kişisel olduğu, şimdiden bütün hükümet adına söz
veremeyeceği yolundaki çekimserliğini de ileri sürmüştü.
Kendisi, hükümet üyelerini inandırmak ve bu düşünceye katılmalarını
sağlamak için elinden geleni yapacağına söz vermiş ve başaramazsa
hükümetten çekilmekten başka yapacak bir şey olmadığını
bildirmişti.
Salih Paşa, bu
konuda başarı sağlayamamıştır.
Meclisi Milli'nin
toplanacağı yer konusuna yeniden dönmek üzere, Amasya görüşmeleri
ile ilgili sözlerime son veriyorum.
Sivas'ta
Bana Karşı Yapılan Bir Girişim
Yalnız baylar, biz Amasya'ya
gelmek üzere Sivas'tan ayrılır ayrılmaz, Sivas'ta pek de hoşa
gitmeyen bir olay geçmiştir. Bu olay üzerine kısaca bilgi vereyim:
Amasya'ya vardığımızda,
İtilâf ve Hürriyetçilerin, yabancılarla ortaklaşa birtakım
haince işlere giriştiklerini gösteren bilgiler almıştık.
Bunu hemen genelge ile bildirmiştim.
Sivas'ta da, Padişaha, beni kötüleyen teller çekilmek gibi bir girişim
olduğunu haber aldım; ama inanmadım. "Elbette Heyeti
Temsiliye arkadaşlarımızın ve karargâhımızda
bulunan kişilerin, Valinin ve başkalarının dikkati buna
engeldir." dedim.
Oysa, Şeyh Recep
ile arkadaşlarından Ahmet Kemal ve Celâl adındaki kişiler,
bir gece telgrafhanede, kendilerinden olan bir telgrafçı aracılığı
ile istedikleri telleri çekmişler...
Gerçekten, Amasya
telgrafhanesinden Salih Paşa'ya gelen şu telyazısını
getirdiler:
16613 K.
82
Sivas, 18 Ekim 1919
Bahriye Nazırı Salih Paşa
Hazretleri'ne
Padişah Yaveri Naci Beyefendi
Hazretleri'ne
Aylardan beri yurdumuzda olup bitenleri anlamak ve işin içyüzünü
öğrenmek üzere yorgunluğa katlanıp il merkezine buyurmanızı
yurdun ve ulusun yararı adına diler ve makine başına
gelmenizi, yurt ve ulus adına büyük bağlılıklarımızla
yalvarırız.
Şemsettini
Sivasi
Din bilginlerinden, ileri gelenlerden, oğullarından tüccar ve
esnaftan yüz altmış mühür taşımaktadır.
Recep
Kâmil
İlyaszade Ahmet Kemal
Zarlızade
Celâl
Bana da 19 Ekim 1919
günlü şu telyazı geldi:
Amasya'da Mustafa Kemal Paşa'ya
Halkımız, Padişahın ve hükümetin düşüncelerini
Salih Paşa'nın kendisinden ya da güvenilir bir ağızdan işitmedikçe,
aradaki anlaşmazlığa çözülmüş gözüyle bakamayacaktır.
Bundan dolayı, iki yoldan birini seçmek zorunda olduğunuzu bilginize
sunarız.
İlyaszade
Zarahzade Şemsettin Sivasi oğullarından
Ahmet
Celâl Recep Kâmil
Kemal
Baylar, biz, bütün
yurdu uyarmak ve aydınlatmak için uğraşıyoruz. Ama, düşmanlarımız
da, bize karşı her yerde, üstelik kendi bulunduğumuz ve her bakımdan
egemen olduğumuz Sivas kentinde bile, kötülüklerini yaptırabilecek
alçak aracılar bulmayı başarabiliyor.
Bütün uyarmalarımıza
ve hatırlatmalarımıza karşı, biz ayrılır ayrılmaz,
Sivas'taki ilgili kişilerin görülen dalgınlığı, her
yerde ne denli ilgisizlikler ve göz yummalar olduğuna çok güzel bir örnektir.
19 Ekim günü
Sivas'taki arkadaşlar, Heyeti Temsiliye imzasıyla şu teli çekiyorlardı:
Amasya da Mustafa Kemal Paşa
Hazretleri'ne
Şeyh Recep ve arkadaşlarının size çekilmek üzere
telgrafhaneye şimdi verdikleri telyazısı örneği, olduğu
gibi, aşağıda bilgilerinize sunuldu:
Bu konuda Topçu Binbaşısı Kemal Bey ayrıca
soruşturma yapmaktadır.
Bu tele, aldığımı
bildirdiğim telyazısının örneğini ekliyorlar.
Sivas Telgraf Başmüdürü
de, gene o gün, şu bilgiyi veriyor:
Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'ne
Şemsettin Sivasi oğullarından Recep, İlyaszade
Ahmet Kemal ve Zaralızade Celâl imzalarıyla çekilen telleri
sunuyorum. Bu teller, gece getirilmiş ve görevlilerimiz korkutularak çektirilmiştir.
Herkesin, özel yöntemine uyarak tel çekmeye hakkı vardır. Ancak
makine odasına rasgelenin girmesinin yasak olduğu şöyle dursun;
görevlilerin, gözdağı verilmesi, korkutulması gibi hükümet
onurunu kırıcı davranışta bulunmak, doğrusu,
yasaya karşı gelme niteliğindedir. Durumu yüksek valiliğe
bildirdim ve yurtta düzeni sağlamak için çalışmakta olan yüksek
kişiliğinize de durumu bildiriyorum. Özel saygılarımın
kabul buyurulmasını çok rica ederim.
19 Ekim 1919
Başmüdür
Lütfi
İstanbul Merkez Şefi Bey'e:
Halkın dileklerini bildiren ve yurdun ve ulusun esenliği
adına Padişaha sunulması rica olunan telyazılarımızı
tutan, din ve devlet haindir. Sonunda kan dökülmesine yol açacaktır.
Padişaha duyurmak için kararımız kesindir. Yanıt
bekliyoruz.
Padişahlık Özel Kalem Başyazmanlığına:
Yüksek aracılığınızla sunulan dilekçemizin
yanıtını yurdun ve ulusun esenliği adına makine başında
bekliyoruz.
Padişahlık Özel Kalem Başyazmanlığı
Aracılığı ile Halife Hazretlerine:
İlimiz olan Sivas'ta, Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk
Cemiyeti adıyla kurulan Kongre Kurulu Başkanı Mustafa Kemal Paşa,
yanında sizin güven kâğıdınız olduğu söylentisini
yayarak, kötülüklerini örtmek isteyen küçük bir toplulukla birlikte,
ulusal iradeyi temsil ediyorlarmış gibi davranıyorlar. Oysa,
şanlı Halifemiz ve sevgili Padişahımıza her bakımdan
saygılı ve tam bağlı olmamız, din buyruğudur.
Bahriye Nazırı Salih Paşa ile Padişahın Başyaveri
Naci Beyefendi'nin Amasya'ya gönderildiklerini haber aldık. Kendileriyle görüşüp
halk arasında doğan coşkuyu yatıştırmak için din
bilginleri, ileri gelenler ve tüccardan iki yüzü aşkın imza ile çektiğimiz
çağrı telimize yanit alamadık. Kamuoyunun ne durumda olduğunu
kendilerinin yakından görmeleri için Sivas'a değin gönderilmelerini
bütün bağlılığımızla ve çok ivedi olarak yalvarırız.
Bu yolda buyruk, Padişahımız Efendimiz Hazretlerinindir.
Baylar, düşmanlar,
Şeyh Recep'e gerçekten önemli bir rol yaptırmış
bulunuyorlardı. Sırası gelince bilginize sunacağım
belgelerden, Sait Molla'nın Rahip Fru'ya yazdığı 24 Ekim günlü
bir mektubunda Molla, Papaz'a:
"Sivas olayını
nasıl buldunuz? Biraz düzensiz; ama yavaş yavaş düzelecek"
diyordu.
Bütün ulusun birlik
ve dayanışmasından ve ulusal örgütlerin ülkenin her köşesine
yayıldığından söz eden, ulusun ortak dileğine uyarak,
ulusal örgütlere ve askeri güce dayanarak hükümeti düşüren; yeni hükümetle
karşı karşıya geçen bir kurulun başkanını kötülemek
üzere -tam yeni hükümetin delegesi ile görüşmeye girişeceği
bir sırada ve bu amaçla Sivas'tan çıktığının
ertesi günü- bütün Sivas halkı adına ayaklanmayı gösterir
bir telyazısının, telgrafhane korkutularak çektirilebilmesi
elbette anlamlı idi.
Böyle bir kurulu
kendi bulunduğu Sivas'taki halk kötüleyince, bütün ulusun da böyle
duyup düşünmeyeceğini tanıtlamak gerçekten güçtür. Öyleyse,
temsil niteliği böyle olan bir kurulun ve başkanının dayandığı
gücün de çürük olacağına inanmamak neden geçerli olmasın?
Sivas'tan yükseltilen
bu sesin, düşmanlar için ne denli güçlü ve önemli olduğu kolaylıkla
anlaşılır.
Baylar, Salih Paşaya
gelen telyazısını, Amasya'ya geldiğinde kendisine verdirdim.
Ama, Şeyh Recep ve arkadaşlarının hükümetçe cezalandırılmasını
istedim. Sivas'taki Heyeti Temsiliye üyelerine de telgraf başında, 19
Ekimde şunları sordum:
1-
Şeyh Recep, Ahmet Kemal ve Celal imzasıyla Padişahın
Özel Kalemine çekilen telyazısını gördünüz mü?
2-
Telgrafhanede nöbetçi subayı yok mu?
3-
Hepiniz orada bulunduğunuz halde böyle bir küstahlık nasıl
olabilir? Hem de bu delilerin girişimleri hepinizce biliniyor. Salih Paşa'ya
ve Naci Bey'e çekilmek üzere üç imza ile telyazısı hazırladıklarını
biz buradan işitmiştik. Sizin bundan haberiniz yok mu idi?
4-
Yabancılarla birlikte İtilâf ve Hürriyetçilerin birtakım
haince işlere giriştikleri üzerine dün genelge ile yapılan
bildirim alınmadı mı?
5-
Baskı yapılan ve korkutulan telgraf görevlilerinin hemen
gerekenlere, Vali Paşa'ya ve başka ilgililere haber vermemelerinin ve
nöbetçi subayının bu işte uyanık davranmasının
nedeni nedir?
6-
Başmüdür Bey'in bildirmesi üzerine alınan önlemler
nelerdir?
Mustafa
Kemal
Valiliğin,
sorunu askerlere bıraktığının anlaşılması
üzerine Kolordu Kurmay Başkanı Zeki Bey'e de şunu yazdım:
Söz konusu olan soruna karışmış bulunanların
tutuklanıp cezalandırılmaları için valilikçe, buyruğu
altındaki kuvvetler kullanılmış ya da bunlar yetmemiş
de onun için mi iş Kolorduya bırakılıyor? Yoksa bu küstahça
davranışlara karşı bile valilikçe önlem almakta duraksanıyor
mu? Bunlar anlaşıldıktan sonra sorunun çözümlenmesi daha kolay
ve kökten olur.
Mustafa
Kemal
Daha sonra, Sivas'ta
bulunanlara şu buyruğu verdim:
1-
Telgrafhane tam kontrol altına alınacaktır. Bir subay
komutasında bir manga asker yerleştirilecektir. Bu kez olduğu
gibi, telgrafhaneye girerek ve görevlilere baskı yaparak, ulusal birliğe
karşı kafaları karıştırıcı ve güvenliği
bozucu davranışlarda bulunacak hainlere kesin olarak engel olunacaktır.
Bu gibi güvenliği bozucu davranışlarda, yasa sınırını
aşan ve askere saldıranlara karşı hiç duraksamadan, her
nerede olursa olsun, silah kullanılacaktır.
2-
Küstahça davranışlarda bulunanları yola getirme bakımından,
düzenbağı açısından Kurmay Başkanının ileri
sürdüğü nedenlerden dolayı kaçmalarına meydan verilmeksizin
hemen gereği yapılacak ve sonucu bir iki saata değin
bildirilecektir. Ancak, bu konuda karar vermek için, orada bulunan kişilerden
hiçbirinin işe el koymayıp bize sormaya kalkışmaları
gerçekten üzüntü ile karşılanmıştır. Bu karar, bir
taburu Sivas'ta bulunan Beşinci
Tümen Komutanı Cemil Cahit Bey ve tabur komutanına emredilmiştir.
Oraca bu kararın ivedilikle uygulanmasına, hiç olmazsa, aracılık
edilmesi rica olunur.
3-
Sivas'ta düzeni sağlamak için uyanık olarak bütün
ilgililerce kesin ve sert önlemler alınması gerektiğini
bilgilerinize sunarım.
Mustafa
Kemal
Özel olarak Osman
Tufan ve Recep Zühtü beylere şu yönergeyi verdim:
Ulusal eyleme karşı küstahlık edenler için yapılacak
işlem, gerekenlere bildirilmiştir. Durumu izleyerek eksiksiz uygulanıp
uygulanmadığını bildirmenizi ve savsaklama görülürse, işe
kendiniz el koyarak bilinen kişileri tutuklamanızı ve yardakçılarını
susturmanızı isterim. Bu yolda gerekirse, her kime karşı
olursa olsun, gereğini yapmakta duraksamaya yer yoktur.
Mustafa
Kemal
20 Ekimde Vali Reşit
Paşa, uzun uzadıya olayı anlattıktan sonra: "Olay genişleyebilecek
iken önüne geçilmiş ve yapılan çabuk ve sert işlemlerden
dolayı, buna benzer olayların artık çıkmayacağının
anlaşılmış" olduğunu yazıyordu. (belge: 161)
Baylar, İstanbul
Hükümetinin Şeyh Recep ile arkadaşlarını cezalandırmış
olduğunu elbette düşünmediniz. "Şemsettini Sivasi oğullarından"
diye imza atan bu miskin ve aşağılık şeyhin, bundan
sonra da düşman oyuncağı olarak işleyeceği kötülüklere
rastlayacağız.
Adapazarı
Dolaylarında Kışkırtmalar
Baylar, daha Amasya'da iken, karşılaştığımız
durum, yalnız Şeyh Recep olayı ile kalmadı. Adapazarı
dolaylarında da buna benzer bir olay çıktı. İzin verirseniz
bunu da kısaca bilginize sunayım.
Adapazarı ilçesinin
Akyazı yörelerinde türeyen Talustan Bey, İstanbul'dan para ve yönerge
verilerek gönderilen ve süvari olacaklara 30 lira, piyade yazılacaklara
15 lira aylık verileceğini söyleyen Bekir Bey ve Sapanca'nın Avçar
Köyünden Beslân adında bir tahsildar birleşiyorlar. Bu adamlar başlarına
topladıkları atlı, yaya birtakım kimselerle Adapazarı
kasabasını basmaya karar veriyorlar. Tahir Bey adındaki Adapazarı
Kaymakamı bunu haber alıyor. Tahir Bey, İzmit'ten gönderilen bir
binbaşıyı ve bulduğu yirmi beş kadar atlıyı
alarak kasabayı basmaya gelenlere karşı yola çıkar. Lûtfiye
(Nutuk'un aslında "Latife" olarak geçiyorsa da Vesikalar
cildinde "Lütfiye" der) denilen bir köyde karşılaşırlar.
Bu kalabalığa ne yapmak istedikleri sorulmuş... Verdikleri yanıt
şu imiş: "Padişah Hazretlerinin sağ olup olmadığını
ve yüksek halifelik makamında oturup oturmadığını öğrenmek
için Adapazarı'na makine başına gelmek istiyoruz. Mustafa Kemal
Paşa'yı padişah yerine kabul edemeyiz."
Tahir Bey'in, makine
başında, İzmit Mutasarrıfına verdiği bilgide:
"Adı geçenlerin İstanbul'da önemlice kişilerle ilişkileri
olduğundan ve Padişahın bile bu yaptıklarından haberli
bulunduğunu söylediklerinden" söz ediliyordu. Resmi olarak verilen
bilgide Bekir'in, toplanan kimselere: "Bu iş için İstanbul'ca
bir hafta süre verdiler. Beş gün geçti. İki günümüz kaldı.
İşi çabuklaştıralım." diye söylediği de
bildiriliyordu. (belge: 162)
İzmit'teki Tümen
Komutanı, Adapazarı üzerine bir birlik gönderecekti. Ali Fuat Paşa
da Düzce üzerine biraz kuvvet gönderecekti.
23 Ekim günü İzmit'te
Tümen Komutanına, Bekir'i İtilâf ve Hürriyetçilerle yabancı düşmanların
gönderdikleri ve karıştırıcı davranışlarının
yasaklanması gerektiği bildirildi.
Adapazarı
Kaymakamı Tahir Bey'e de, 23 Ekimde doğrudan doğruya "Bekir
ve arkadaşları için sert ve çabuk önlemler alınmasında hiç
duraksama gösterilmeyerek yaptıkları dokuncalı işlere son
verilmesini ve sonucunun bildirilmesini" buyurdum. (belge: 163)
Baylar, 23 Ekim günlü
bir şifre ile, adı geçen Bekir ve yardakçılarının
yaptıkları işler ve kimlikleri üzerine elde ettiğimiz
bilgiyi Harbiye Nazırı Cemal Paşa'ya bildirdik ve: "İstanbul
Hükümetince bu gibi karıştırıcı işlere ve davranışlara
karşı, zamanında etkin önlemler alınmaz da sorun ulusal örgütlere
dokunursa en sert önlemlere girişmek zorunda kalacağımızı
bilginize sunarız." dedik. (belge:164)
İzmit'ten giden
ve orada gücü artırılan ulusal ve askeri bir birlik, "önemli
sayıda toplanmış ve toplanmakta olan kötü kişileri dağıtmış,
tahsildar Beslân'ı ve kardeşi Hasan Çavuş'u yakalamış.
Asıl, yönerge ve para ile bir hafta önce İstanbul'dan gelmiş
olan Bekir, kaçmış." Bu Bekir, subaylıktan kovulmuştur
ve Manyas'lıdır. (belge:165, 166) Bundan sonra, vermek zorunda kaldığımız
buyruklarla, İzmit'te kışkırtıcı ve düzenci
olanlardan, "İngiliz İbrahim" denmekle tanınmış
biri ve başka birtakımları için kovuşturma başladı.
(belge: 167, 168)
"İlgililerce
yerinde alınan önlemler sonunda, Bekir'in girişiminin etkisiz kaldığını
ve kaçtığını; gene İstanbul'a dönerek yeniden haince
girişimlerde bulunmasının çok olası görüldüğünü;
kendisi için özel kovuşturma yapılmasını" Amasya'dan
26 Ekim 1919 günü Harbiye Nazırı Cemal Paşa'ya yazdım.
(belge: 169)
27 Ekim 1919'da Bolu
Mutasarrıfı Haydar Bey'den gelen telde: "Bekir'in, yanında
iki subay, kırk silahlı adam olduğu halde Abaza köylerinde halkı,
İstanbul Hükümeti adına ulusal eyleme karşı kışkırttığı
ve birçok para harcadığı; Nazırlığa bu konuda yazılan
yazıların dikkate alınmadığı" bildiriliyordu.
(belge: 170)
Baylar, bu gibi
sorunlarda hükümeti uyarmak ve görevini yapmaya çağırmaktan başka
bir şey olmayan başvurularımız, elbette hükümetin işine
karışma gibi anlaşılmaz sanırım.
İstanbul'da hükümetin
gözü önünde yapılan ve iç ve dış düşmanlarla Padişahın
bildikleri ve uygun buldukları kuşku götürmeyen girişimlerin başarıya
ulaşacağı dakikaya değin beklemek ve: "elbette hükümet
önlem alır, engel olur" diye her şeye böncesine boyun eğmek
doğru olamazdı.
Baylar, Amasya'da görüşmeye
başladığımız 20 Ekim gününde gelen bilgilerin özeti
şu idi: İstanbul'da, Hürriyet ve İtilâf Fırkası,
Askeri Nigehban Cemiyeti
ve Muhipler Cemiyeti
bir birlik kurdular. Bu birlik ve
Ali Kemal, Sait Molla gibi kişiler, Müslüman
olmayan halkı durmadan Kuvayi Milliye'ye karşı kışkırtmaya
başladılar. Rum ve Ermeni Patrikleri, Kuvayi Milliye'ye karşı
İtilâf Devletleri temsilcilerine başvurdular. Ermeni Patriği
Zaven Efendi, Neologos gazetesinde yayımladığı bir
mektupla son ulusal eylemler yüzünden Ermenilerin göç etmekte olduklarını
ilan etti.
Asılan Kâzım'ın
kardeşi Hikmet adında biri, İstanbul'dan aldığı yönerge
ile Adapazarı yakınlarında başına bir takım silahlı
adamlar toplamaya başladı. Bu Hikmet adına, önemli bir belgede
de rastlayacağız. Adapazarı yakınında, Değirmendere'de
de para ile adam toplanmaya başlandı. Çete olarak toplananların,
Geyve hükümet konağını basmaya karar verdikleri haber alındı.
Karacabey'de de buna benzer ufak tefek eylemler görüldü. Bursa'da, Gümülcineli
İsmail'in kurduğu çetelerin Kuvayi Milliye'ye karşı kıpırtıları
sezilmeye başlandı. Nigehbancılardan tutuklu bulunanların
bir günde hepsi cezaevinden çıkarıldı.
Düşmanlarımızın,
Kuvayi Milliye'ye karşı kurdukları çetelerin çalışmalara
başlaması, karşı birliğin açıktan açığa
yaptığı işler, İstanbul Polis Müdürünün karşıt
çalışmaları, Ali Rıza Paşa Hükümetinin tutumuna aykırı
davranışta nazırların varlığı, ulusal örgütlerimizin
bazı merkezlerini, özellikle İstanbul merkezimizi umutsuzluğa düşürmeye
başladı. (belge: 171, 172)
Hükümetin, genel
olarak bir amacı ve kararı olduğunu gösterecek davranışta
bulunamaması ve yalnız Dahiliye Nazırı Şarif Paşa'nın
olumsuz ve hızlı çalışmalarını uygun bulur gibi
davranması, gerçekten düşünülecek ve kaygı duyulacak bir görünüşte
idi.
İstanbul'da
Kuvayi Milliye'ye Karşı Kışkırtmalar
Bu
konuda ilk duyarlığı ve girişimi gösteren Ankara oldu.
Ankara Vali Vekili Yahya Galip Bey'in Sivas'a çektiği 15 Ekim 1919 günlü bir şifresini, rahmetli Hayati
Bey'in imzasıyla gelen başka bir şifre içinde 22 Ekimde
Amasya'da aldım. O tel şudur:
Mustafa Kemal Paşa
Hazretleri'ne
Paşa Hazretleri; biz yazgımızı ne böyle ulusun
kaderini bilmeyen bir hükümete ve ne de gelişigüzel gönderilecek
valilere bırakamayız. Birçok kez yüksek kişiliğinizin
bilgisine sunduğumuz düşünceler dikkate alınmadığı
için İstanbul Hükümeti, Ferit Paşa Hükümetinin atayıp da gönderemediği
Bitlis eski Valisi Ziya Paşa'yı buraya ve yaptığı bütün
görevlerde hiçbir varlık gösterememiş olan Suphi Bey'i de Konya'ya
vali atayarak ilk adımını atmaya başladı. İşte
bu gibi düşüncelere dayanarak, Meclisi Mebusan kurulmadan önce hiçbir göreve
dışardan hiç kimsenin getirilmemesini geçende rica etmiştik.
İstanbul Hükümetinin buraya yeniden vali göndermeye kalkıştığına
bakılırsa, buradaki ulusal eylemlerin söndürülmesi isteniyor,
demektir. Nasıl siz askerlikten çekilerek halktan bir kişi gibi çalışmaya
karar verdinizse, ben de bu görevden çekilerek sizin yaptığınız
gibi ulusal ödevimi yapmaya karar verdim. Vali gelinceye değin vekilliği
kime vereceğimi bildirmek iyiliğinde bulununuz efendim.
15 Ekim 1919.
Ankara
Vali Vekili
Yahya
Galip
Bir gün sonra da 23
Ekimde Cemal Paşa'nın, 21 Ekim günlü şu telyazısını
aldım:
Sayı
419
Kadıköy, 21.10.1919
Amasya'da Mustafa Kemal Paşa
Hazretleri'ne
Ankara'daki Belediye Başkanı ve Müftü Efendi, dışardan
gelecek valiyi kabul etmeyeceklerini, Ankara'ya Ankara'dan vali atanması
gerektiğini kendi yetkilerine dayanarak ileri sürüyorlar. Böylece her
yandan ayrı ayrı istekler ileri sürülmesi, hükümeti güç duruma
sokmaktadır. Kötücüller ve başka azınlıklar bu gibi
olayları türlü türlü yorumluyor. (...) Hükümete yardım için
verilen söz gereğince bu gibi olayların önlenmesini rica ederim.
Atanması Padişahça onaylanan valinin yola çıkması gerekeceğini
elbette kabul buyurursunuz.
Harbiye
Nazırı
Cemal
Gerçekten, başta
Müftü Efendi olduğu halde (şimdi Diyanet İşleri Başkanı
bulunan sayın Rifat Efendi Hazretleri idi) Ankaralılar, protesto
niteliğinde olarak İstanbul Hükümetine başvurmuşlardı.
Ankara'yı yatıştırarak,
hükümet erkini kırmamak için, telgraf başında birçok öğütlemelerde
bulundum. Fakat, Ankara'nın haklı olduğunu kabul etmemek elde değildi.
Sonunda, Cemal Paşa aracılığı ile hükümete yazdığım
telyazısından söz ederek, alınacak yanıta değin
durumun iyi idare edilmesini Ankara'da Kolordu Komutanı vekili Mahmut Bey'e
yazdım.
Burada, yeri gelmişken
bir gerçeği bilginize sunmak uygun olur. Biz, Heyeti Temsiliye, hükümetin
durumunu ve içyüzünü pek güzel anlamıştık. Hükümet üyelerinden
kimilerinin hükümete girmekten pişman olduklarını ve bu
gibilerin çekilmek için neden aradıklarını da anlıyorduk.
Bundan başka, iç ve dış düşmanların ve Padişahın,
birlik olarak, Ali Rıza Paşa Hükümeti yerine kendi görüşlerini
açıktan açığa ve çabucak uygulayacak başka bir hükümeti
iş başına getirmeye kararlı bulunduklarını da
bilmiyor değildik. Bunun için de, Ali Rıza Paşa Hükümetini
daha katlanılabilir (ehven-i şer) buluyorduk. Bir de, Ferit Paşa'nın
düşmesinden sonra yeni hükümetle anlaşmak için geçen dört beş
gün içinde bazı kişilerin, elden geldiğince çabuk uyuşmamız
yolunda yaptıkları öğütlemeler de dikkate alınacak anlam
ve nitelikte idi. Bundan dolayı, amaca güvenle ulaşıncaya değin,
gerekirse kimi isteklerimizden vazgeçmek zorunluğunu duyuyorduk.
Mahmut Bey'e yazdığım
şifrede bunlar da sezdirilmişti. (belge: 173)
Cemal Paşa'ya
verdiğim yanıtı olduğu gibi bilginize sunacağım:
Şifre
Özeldir, ivedidir.
Amasya, 24.10.1919
Harbiye Nazırı Cemal Paşa
Hazretleri'ne
Y: 21.10.1919 gün ve 419 sayılı şifreye:
Ankara'dan, Vali için yapılan başvurunun ve ileri sürülen
dileğin, aşağıdaki nedenlerden doğduğu anlaşılmıştır.
Şöyle ki: İstanbul'dan alınan güvenilir haberlerde
İngilizler ile İngiliz Muhipler Cemiyeti, İtilâf ve Hürriyet ve
Nigehbancıların Hıristiyan azınlıklarla işbirliği
yaptıkları ve Anadolu'ya birçok bozguncular göndererek ulusal örgütleri
bozmaya ve İstanbul Hükümetini düşürmeye giriştikleri; bu karıştırıcı
kişilerin Adapazarı ve Bursa'dan yola çıktıkları
bildirildiği gibi, Adapazarı'nda da son günlerde bazı eylemler döndüğünün
görülmesi kaygı doğurmuştur. Konya'ya gönderilen Vali Suphi
Bey'in, İngiliz Muhipler Cemiyeti İstanbul Yönetim Kurulu üyelerinden
olduğunu Konya'da Refet Bey'e söylemiş bulunduğunun yayılmış
bulunması, uyanan kuşkuyu artırmıştır. Ankara
Valiliğine atanan Ziya Paşa'nın tutumu ve doğruluğu üzeri
ne bir şey denemezse de, kendisinin iş başarma gücü ve yeterliğine
güvenilmediğinden, Ankara ili gibi ulusal örgütlerin ve ulusal eylemin
en önemli merkezlerinden biri olan yerde daha durum aydınlanıp dirlik
ve tam güven sağlanmadan, buradaki önemli işlerin başına
hiç denenmemiş, yetersiz bir valinin atanması duraksama yaratmıştır.
Ankara'da bulunan Vali Vekili ve Komutan ve Heyeti Temsiliye arasında yapılan
yazışmalarda şimdiki hükümetin, nasıl olursa olsun,
emirlerine ve yürütümüne uymak gerektiği üzerinde durulmuş ve o
yolda davranılmış ise de; doğrudan doğruya halk,
sezdikleri tehlikeye karşı verilen inancayı yetersiz görerek,
tam güven sağlanıncaya değin, ulusal isteklere uygun iş gördüğü
kendilerince deneme ile anlaşılmış bulunan Vali Vekilinin görevinde
bırakılmasını gerekli sayıp hükümete başvurmuşlardır.
Son bildiriminiz üzerine, Ankara'da gerekenlerle yeniden görüşüldü;
sakıncaları olsa bile, hükümet erkini kırmamak için, Ziya Paşa'nın
iyi karşılanmasını sağlamaya çalıştık.
Ancak, tehlikelerden ve geçmekte olan karıştırıcı
olaylardan çok korkmuş bulunan halkı inandıramadık.
Dahiliye Nazırı Paşa Hazretlerinin, içinde bulunduğumuz
durumun ağırlığını ve önemini düşmanlarımızın
da ne denli şeytanca ve sıkı çalışmakta olduklarını
anlamış bulunduğu kuşku götürmez; ancak, nazırlık
görevine yeni başladıklarından, çalıştırılmaya
değer memurları daha tanıyamamış olacakları da bir
gerçektir. Üstelik, Âdil Bey'in de müsteşarlığını
yapmış olan Keşfi Bey'in şimdi gene müsteşarlık görevinde
bulunduğu göz önüne alınınca, özellikle büyük görevlilerin
atanmasında ne ölçüde sağgörüye uygun iş yapılacağı
ortaya çıkar. Bundan dolayı, Ziya Paşa'nın şimdilik gönderilmemesinin
sağlanmasına aracı olmanızı ve sonucunun bildirilmesini
çok rica ederim.
Mustafa Kemal
Baylar, Ali Fuat Paşa,
28 Ekim 1919 günlü bir şifre ile İstanbul'daki örgütümüzden
benim adıma gelen bir teli bildirdi. Bu telde verilen bilgiler önemli idi.
Çerkez Bekir'in çıkardığı,
bilinen olay, Adapazarı ve çevresinde Kuvayi Milliye'ye karşı
ayaklanma başlangıcı sayılmış. Bundan ne yolda
yararlanılacağını görüşmek üzere Padişah, Ferit
Paşa, Âdil Bey ve Sait Molla ile Ali Kemal Bey'den meydana gelen bir
kurul, birtakım tasarlamalarda bulunmuşlar.
Bu telyazısında,
yukarda adı geçen Hikmet üzerine de bilgi veriliyordu. Bu Hikmet, iki ay
önce Amasya'dan Adapazarı'na gelmiş. O çevrede öteden beri
kendisine ve ailesine karşı olanların ulusal örgüte
girdiklerini anlamış. Hikmet Bey, Amasya'dan geldiğini ve beni
tanıdığını, ulusal örgüt kurma izninin ancak
kendisine verilmiş olduğunu ileri sürerek, Sivas'la haberleşmeye
girişmek ister. Karşı taraf engel olur. Hikmet, karşıt
örgüt kurar. Bunu sezen Sait Molla, Hikmet'i elde edecek çareyi bulur.
Kendisini Hıristiyanlara karşı bir ayaklanmaya kışkırtır.
Baylar, Hikmet üzerine
ve düşmanlarımızın Hıristiyanlara karşı
kurdukları düzenler üzerine verdiğim bilgi, daha sonra dokunacağımız
bazı durumların kolaylıkla anlaşılmasına yarayacağından
gereksiz sayılmamasını rica ederim. (belge: 174, 175)
Baylar, bu bilgiler
üzerine Cemal Paşa'ya çektiğim teli, olduğu gibi görmenizi
isterim:
Şifre
Sivas, 31.10.1919
Harbiye Nazırı Cemal Paşa
Hazretleri'ne
Adapazarı dolaylarında hükümete ve ulusal örgütlere
karşı meydana gelen olayı biliyorsunuz. Bu olay, ulusal birliğin
dayancı ve yüce hükümetin kesin ve yerinde önlemleri ile bastırılmış
ise de daha oralarda bozgunculuk tohumu vardır. Ulusun birliği karşısında,
büsbütün ortadan kalkacağına kuşku yoktur. Ancak, bu
bozgunculuk olaylarını Damat Ferit Paşa, eski Dahiliye Nazırı
Âdil ve daha önceki Dahiliye Nazırı Ali Kemal Beylerle Sait Molla'nın
kışkırttıkları ve düzenledikleri anlaşılmıştır,
Adları bildirilen bu kişiler, kendi vatan hainliklerinden başka,
çok büyük ve tehlikeli bir yanlış iş daha yapmışlardır.
O da bu haince işlerinden sanki yüce Padişahımızın da
bilgisi olduğu söylentisini yaymak gibi bir büyük alçaklıktır.
Sayın hükümet üyelerinden tam bir yürek temizliği ile rica ederiz.
Zamanında durumu, uygun bir yolla yüce Padişaha bildirsinler. Ulusun
ve örgütlerinin bu gibi uydurma ve yalan sözlere önem vermeyeceği açık
bir gerçektir. Bozguncuların, yalanlarla ulusal birliği bozmak
istedikleri ileri sürülerek, olayın geçtiği yerlerde söylentilerin
hükümetçe resmi olarak yalanlanmasını; böylece her türlü yanlış
anlaşılmanın ortadan kaldırılmasını ve bu
dokuncalı kişiler üzerinde gereken inceleme yapılarak yasa
yoluyla kovuşturmaya girişilmesini çok önemli bir sorun saymaktayız
efendim.
Heyeti
Temsiliye adına
Mustafa
Kemal
Ali
Rıza Paşa Hükümetini Tutma Kararı
Baylar, Ali Rıza Paşa Hükümetinin
kuruluş niteliğini bildiğimiz halde tutmayı ve elden geldiğince
desteklemeyi neden gerekli gördüğümü bir parçacık anlatmıştım.
Amasya'dan Sivas'a dönüşümüzden
sonra,
Heyeti Temsiliye ve orada bulunan öteki arkadaşlarımızla
yaptığımız toplantıda Amasya buluşması ve başka
konular üzerinde arkadaşlara uzun uzadıya açıklamada bulundum.
Bu toplantıda, Heyeti Temsiliye karar tutanaklarının 29 Ekim 1919
günkü görüşmelere ilişkin sayfasında, olduğu gibi yazılı
olan şu kararı aldık:
"Başta Sadrazam
Ali Rıza Paşa olmak üzere hepsinin yetersiz, Padişahın gözüne girmek isteyen kişilerden
oldukları; kimisinin ulusal eylemden yana, kimisinin de buna karşı
oldukları; bununla birlikte Padişah, kısa zamanda bunları düşürerek
yerine zorbalığı sürdürebilecek bir hükümet getirmek isteyeceğinden,
Meclisi Milli kurulup yasama görevini yapmaya başlayıncaya değin
Heyeti Temsiliye'nin bu hükümeti tutmasının yurt ve ulus için hayırlı
bir çözüm yolu olduğu kabul olundu."
Gerçekten bu kararımızı
uyguladık. Bunu doğrulayan bir olayı yeri gelmişken
bilginize sunayım: İstanbul'daki örgütümüz, güvenilir kaynaklara
dayandığını bildirdiği bazı bilgileri, 31 Ekim
1919 gününde, bize ulaştırdı. O bilgiler şunlardı:
"İki günden beri, Kiraz Hamdi Paşa Saraya gidiyor,
iki üç saat Padişahın yanında kalıyor ve şu karar alınıyor:
Müşir Zeki Paşa'nın başkanlığında bir hükümet
kurulacak, Hamdi Paşa Harbiye Nazırı, Prens Sabahattin Bey
Hariciye Nazırı, Tevfik Hamdi Bey Dahiliye Nazırı olacak; Eşref,
Mahir Sait ve başkaları öteki nazırlıkları alacaklardır.
Bunlardan Sabahattin ve Mahir Sait'e daha öneride bulunulmamıştır.
Padişah, Ali Rıza Paşa'ya, uygun bir zamanda, belki bugünlerde
çekilmesini söyleyecektir. Bu işin içinde daha önce çalışmalarından
söz edilen birleşik bir gizli dernek vardır."
Bu bilgiler alınınca,
Cemal Paşa'ya 2 Kasım 1919'da, Sadrazamın hiçbir nedenle yerini
bırakmamasının kesinlikle gerektiği, bunun kendisine
duyurulması; yoksa bütün yurdun İstanbul ile kesin olarak ilgisini
keseceği bildirildi. (belge:176) Rumeli ve Anadolu'da bulunan bütün
komutanlara da durumdan ve Cemal Paşa'ya çekilen telden bilgi verildi.
İlişki kurulmuş olan Müdafaai Hukuk Merkez kurullarına da
bu konuda bilgi verilmesi gerektiği bildirildi. (belge: 177)
Baylar, Salih Paşa'nın
İstanbul'a dönüşü üzerine, 21 Ekim günlü protokolda yazılı
ve önemli olduğuna önceki sözlerim arasında işaret ettiğim
nokta üzerinde, yani Meclisi Milli'nin toplantı yeri üzerine hükümetle
aramızda tartışma başladı. Hükümetin Cemal Paşa
aracılığı ile yazdıkları, bizim ileri sürdüğümüz
düşünceler, bir kez daha gözden geçirilmeye değer sanırım.
Bu yazışmalarımızın esaslarını Büyük Millet
Meclisinin ilk toplantı tutanaklarında görebileceğiniz için
burada ondan bir daha söz etmeyeceğim.
Ancak baylar, bu
konudaki yazışma ve tartışmalar, yalnız İstanbul Hükümeti
ve Cemal Paşa ile yapılmakla kalmıyor, bütün yurdun ve özellikle
İstanbul'daki örgütlerimizin bu konu ile ilgili görüşünü anlamak
gerekiyordu. Burada, bu konulara ilişkin bazı bilgiler sunacağım.
Barış
Yapılıncaya Değin İstanbul'a Ayak Basmamaklığımız
ve Milletvekili Olmamaklığımız Öğüdü
İstanbul'daki örgütlerimizin
düşüncelerini öğrenmek için 13 Ekim 1919 günü çektiğimiz
ilk tele verdikleri 20 Ekim 1919 günlü yanıtta; "Milletvekillerinin
İstanbul'da toplanmalarında bir sakınca ve tehlike olmadığı,
İtilâf Devletlerinin herhangi bir davranışlarının
uygarlık dünyasına karşı kötü etki yapabileceği"
bildirildikten sonra, yalnız: "Yasama Gücü şimdiki yetkisini
genişletmeye girişirse Padişahın da Meclisi dağıtmaya
kalkışması ve bize karşı olan kimselerin tehlikeli bir
davranışta bulunmaları, İtilâf Devletlerinin de bundan
yararlanarak sizin gibi yüksek kişilere saldırmaya yeltenmeleri düşünülebilir."
sözleri ekleniyordu. Bu telin sonunda: "Bizim, barış yapılıncaya
değin İstanbul'a ayak basmamaklığımız ve
milletvekili olmamaklığımız" öğütleniyordu.
(belge: 178, 179)
İstanbul'daki örgüt
merkezimizden Kara Vâsıf Bey'in gizli ve Şevket Bey'in açık imzasıyla aldığımız
30 Ekim 1919 günlü şifrede örgütümüzden olanların düşünceleri,
başka birçok kişilerin düşündükleriyle destekleniyordu. Bu
şifrenin birinci maddesi şöyle başlıyordu: "Ahmet
İzzet Paşa, Sadrazam, Harbiye Nazırı, Genelkurmay Başkanı,
Nafıa Nazırı ve programlara gerçekten bağlı ve hizmet
eden ve bağlılığı ile birlikte önemli bir gücü de
bulunan Göz Hekimi Esat Paşa ile; ayrıca Rauf Ahmet Bey'le ve başkalarıyla
gerek istekleri ve gerek ilişkimiz dolayısıyla görüştüm.
Bütün görüşlerin birleştiği noktalar aşağıdadır."
Bundan sonra bütün
görüşlerin birleştiği noktaları özetliyordu.
Birinci maddede:
"Meclisi Mebusan'ın kesin olarak İstanbul'da toplanması
zorunludur. Yalnız, biz İstanbul'a gitmemeliyiz. Sadrazam Paşa, Meclisin İstanbul'da vicdan rahatlığı ile
kararlar alabileceğine, yabancılardan söz alarak güvence verdi. Ama,
yalnız bizim için güvence alınamayacağından, milletvekili
olurlarsa izinli olarak ya da milletvekili olmayarak daha yüksek ve gönüllerin
sevgilisi kalmaları uygun olur." deniliyordu.
Birinci maddenin (b)
bölümünde: "Aslında hükümet, yapılacak barış antlaşmasında
nispi temsili, azınlıkların hakları adına kabul etmek
zorundadır. Şu duruma göre azınlıkların da yeniden seçime
katılması için Meclisi Milli'nin dağıtılıp
yeniden seçileceği, ilgili çevrelerce kesin olarak umulmaktadır."
gibi yeni bir bilgi veriliyordu.
Birinci maddenin (c)
bölümünde de: "Hükümet gerçekten iyi niyetlidir ve bu işe
istekli değildir." inancası vardı.
İkinci maddede
de: "Olabildiğince sosyalist, birkaç temiz Hürriyet ve İtilâfçı
vb. çıkarmak" gibi bizim anlayamayacağımız çapraşık
ve karışık bir görüşün belirtisine rastlıyorduk.
Ondan sonra:
Üçüncü maddede:
"Hükümeti güç duruma düşürmemek."
Dördüncü maddede
ise: "Bize zararı dokunacakları, her yoldan inandırarak elde
etmek istiyorum. Herkes de bana bunu öğütlüyor. Örneğin Refi
Cevat, sosyalistler" gibi düşünceler yer alıyordu. (belge:180)
1 ve 4 Ekim 1919 günlerinde,
İstanbul'daki örgütümüze uzun düşünce ve yorumları kapsayan
yanıtlar verdik. Bu yanıtlarda başlıca:
"Milletvekillerinin İstanbul'da toplanmaları büsbütün
tehlikeli ve sakıncalıdır" dedik ve açıkladık.
Cemal Paşa aracılığı ile hükümete bildirdiğimiz
görüşleri özetledik. "Bizim için olan tehlikenin bütün
milletvekilleri için de geçerli olduğunu" tanıtlamaya çalıştık.
"İlle bizim seyirci durumda kalmamız isteniyorsa gerekçesiyle"
bildirilmesini istedik. (belge: 181 )
Yalnız Kara Vâsıf
Bey'e çekilen telde:
"Ahmet İzzet
Paşa Hazretleri, aslında ulusal eylemlerin İstanbul'da kıyıma
yol açacağını sanıyordu. Sözlerinin dikkate alınması
her şeyden önce bu inanışlarının değişip değişmediğini
bilmemize bağlıdır. Harbiye Nazırı Cemal Paşa
Hazretleri'ne gelince, onun da kararsız olduğunu bilmez değilsiniz.
Abuk Paşa da bu nitelikte ve bu ruhsal durum içindedir. Göz Hekimi Esat
Paşa üzerinde kesin bir düşüncem yoktur. Yalnız, kimileri onu
son derece dar görüşlü, şan ve üne pek çok düşkün gösteriyorlar.
Kısacası, tutumları ve düşünceleri kararlı ve yerinde
olmayan ve İstanbul'da düşman baskısı altında düşünen
devlet adamları ve başka kişilerin öğütleri üzerinde iyi
düşünülmelidir." dedikten ve söz konusu toplantı yeri üzerine
akla gelebilecek tehlike ve sakıncaları bir daha saydıktan sonra:
"Asıl şaşılacak nokta; bize, adları belli iki üç
kişiye güven vermeye gücü yetmeyen hükümetin, öteki milletvekillerini
nasıl koruyabileceği işidir.
Bizde yavaş yavaş
yer etmeye başlayan düşünce ve inanç, ne yazık ki yabancıların
değil, belki onlardan daha çok şimdiki hükümet üyeleri ile başka
kimselerden kimilerinin bizi sakıncalı görmekte olmalarıdır."
dedik.
Bundan sonraki bölümlerin
birinde: "Nispi temsilin kabul edilmesi zorunluğu karşısında
Meclisin dağıtılmasını şimdiden düşünen bir
çevrede, Meclisi Mebusan'ın toplanmaması gereğini olağan
saymak gerekir." görüşünü bildirdik.
Bir bölümde de, hükümetin
istekli olmadığı sözünden bir şey anlayamadığımızı
belirterek: "Amacı, bizi sıkışık zamanlarda yalnız
bırakmak mıdır?" sorusundan sonra, onların bir düşüncelerine
yanıt olarak da: "Karşıcılların iş başına
gelmelerinden korkmak yarar sağlamaz. Bundan dolayı gidiş ve
tutum değiştirilemez." dedik. (belge: 182)
Baylar, bu yazışmalardan
ve bu yazışmalarda ileri sürülen düşüncelerden kolaylıkla
anlaşılmakta idi ki, bizim İstanbul'daki örgütümüzün başında
bulunanlar hükümet üyelerinin, şunun bunun ileri sürdüğü düşünceler
karşısında güçsüz kalmışlardı ve artık
onların sözcüsü olmaktan başka bir iş yapmıyorlardı.
İşte başka
bir şifre tel ki 6 Kasım l919 günü yazılıyor ve Harbiye
Nazırı Cemal Paşa'nın imzasıyla çekiliyordu; ama
şifrenin içinde Kara Vâsıf Bey'in düşünceleri ve imzası
bulunuyordu. Bu şifrede yine toplantı yerinden söz açılarak, özellikle:
"Önce siyasal sakınca var. İkincisi, yönetim bakımından
sakıncası var, üçüncüsü de toplanma olanağı yoktur.
.... Zorunluk, duygulara üstün tutulmalıdır... Uygun yanıtınızı
tez elden hükümete bildiriniz." sözleriyle baskı yapılıyor
ve: "Japon Rıza Bey'le birlikte pek yakında iyi haberlerle sizin
yanınıza geleceğim." muştusu veriliyordu. "Sulh ve
Selâmeti (Parti adları) büsbütün kazandık demektir. Milli Türk
(Parti adları) de bizim. Milli Ahrarı (Parti adları)
yıkıyoruz. Milli Kongre (Parti adları) yola gelecek."
cümlesiyle de iyi haberlerin neler, ne gibi boş şeylerle ilgili olduğunu
belirtmekte acele ediliyordu. (belge: 183)
Kara Vâsıf
Bey'e 7 Kasım 1919'da, tez elden Sivas'a gelmesini yazdım.
Kara Vâsıf Bey,
yine de bu sorunla ilgili olarak gönderdiği 19 Kasım 1919 günlü
şifresinde, uzun düşünceleriyle desteklediği yargısını
ve mantığını şu cümlede özetliyordu:
"Kuvayi Milliye
ile düşünce birliğinde olan Meclis, Padişaha karşı düşmanlığını
ilan ederse, Anadolu kimin arkasından gider? Kuvayi Milliye'ye mi uysun?..
Meclisi Anadolu'da
toplamak düşüncesinden vazgeçmek bir yurt borcudur...". (belge:
184)
Komutanlarla
Danışma
Baylar, çok önemli olan bu
toplantı yeri konusunda, kimseye danışmadan karar vermek ve bu
kararı ulusa ve seçilen milletvekillerine uygulatmak pek tehlikeli olurdu.
Bundan dolayı, çok dikkatle ve duyarlıkla bütün özel görüşleri
ve kamuoyunu incelemek; gerçek eğilimi anlayarak uygulanabilecek kararı
almak zorunluğu karşısında bulunuyordum.
Bir yandan, gördüğünüz
gibi, İstanbul'un ileri gelenleriyle yazışmalar yaparken
bir yandan da, türlü yollarla kamuoyunu yokluyordum. Vereceğim kararın
uygulanmasını sağlamak için ordunun görüşünü almak da
pek önemli idi. Bu nedenle, daha Ekim ayının 29'unda, On Beşinci,
Yirminci, On İkinci ve Üçüncü Kolordu komutanlarını Sivas'ta
bir toplantıya çağırdım.
Diyarbakır'daki
Kolordu Komutanına, Edirne'deki Kolordu Komutanı Cafer
Tayyar Bey'e, Bursa'da Yusuf
İzzet Paşa'ya, Balıkesir'de Kâzım Paşa'ya, Bursa'da
Bekir Sami Bey'e de "kendilerini, aradaki uzaklık ve özel durumları
dolayısıyla çağıramadığımı ve alınacak
kararları bildireceğimi" yazdım. (belge: 185, l86)
Baylar, çağrılan
komutanlardan Salâhattin Bey, zaten Sivas'ta idi. Kâzım
Karabekir Paşa Erzurum'dan, Ali Fuat Paşa
Ankara'dan ve Konya'daki Kolordu Komutanının, cephe ile ilgili bazı
önemli işleri kendisinin düzene koyması gerektiğinden, ona
vekil olarak Kurmay Başkanı Şemsettin Bey Konya'dan gelip
Sivas'ta toplandılar. Heyeti Temsiliye üyesi olan ve üye olmayıp da
toplantıya katılmalarından yararlanılan kişilerle ve
komutanlarla toplanarak 16 Kasım
1919 günü görüşmelere başladık. Görüşme
gündemimiz yalnız şu üç madde ile sınırlanacaktı:
1- Meclisi
Mebusan'ın toplantı yeri.
2- Toplantıdan
sonra Heyeti Temsiliye ve ulusal örgütün alacağı biçim ve çalışma
yöntemi.
3- Paris Barış
Konferansının bizim için olumlu ya da olumsuz bir karar vermesi
durumunda nasıl davranılacağı.
Dört
Aykırı Görüş ve Aldığımız Karar
Baylar, bu zamana değin,
Cemiyet (Müdafaai Hukuk Cemiyeti) merkez kurullarından yazılı
sorularımıza gelen yanıtlar, dört görüşe ayrılıyordu:
1-
Birinci görüşe göre, Meclisi Mebusan'ın dışarda
toplanması uygun görülüyordu.
2-
İkinci görüşe göre İstanbul'da... Bu görüşü
ileri sürenlerin başında Erzurum, Trabzon, Balıkesir ve bütün
Karesi (Merkezi Balıkesir olan sancak), Saruhan (Merkezi Manisa
olan sancak) kurulları bulunuyordu. İstanbul'daki ileri gelen kişilerin
hemen hepsinin bu düşüncede olduğunu biliyoruz. Padişah'ın
isteği, hükümetin üstelediği de bu idi.
3-
Üçüncü görüş, İstanbul yakınlarında... Trakya-Paşaeli'nin
düşüncesi bu idi.
4-
Bir kısım merkez kurulları da, Salih
Paşa'nın kişisel görüşüne
dayanarak, hükümet uygun bulursa dışarda toplanmasında bir sakınca
görmüyorlardı.
Baylar, İstanbul
Hükümetinin ve onun yardakçılarının, kamuoyunu ne denli ayrılığa
ve karışıklığa uğratmış oldukları,
ulusun gösterdiği bu görüş ayrılığından kolaylıkla
anlaşılabilir.
Artık bunun üzerine,
direnmenin zararlı sonuç vereceği kanısına varmak da zor değildir.
Şimdi 16 Kasım
1919'dan 29 Kasım 1919 gününe değin, günlerce süren görüşme
ve tartışmalardan çıkan sonuçlarla varılan kararların
tutanaklarını, olduğu gibi yüksek bilginize sunuyorum:
1-
Meclisi Milli'nin İstanbul'da toplanmasında sakıncalar ve
tehlikeler olduğu halde, toplantının İstanbul dışında
yapılmasını hükümet uygun bulmadığı için ve ülkeyi
sarsıntıya uğratmaktan çekinerek, İstanbul'da toplanma
zorunluğu kabul edildi. Ancak, aşağıdaki önlemlerin alınması
gerektiği kararlaştırıldı:
a.
Bütün milletvekillerini durum üzerinde aydınlatarak teker teker düşüncelerini
sormak.
b.
Milletvekillerinin, İstanbul'a gitmeden önce Trabzon, Samsun,
İnebolu, Eskişehir ve Edirne gibi yerlerde kısım kısım
toplanarak, Meclisi Milli İstanbul'da toplanacağına göre, gerek
İstanbul'da ve gerek dışarda alınması gerekli güvenlik
önlemlerini ve programımızın esasını savunacak güçlü
bir grubun kurulması çarelerini düşünüp görüşmeleri.
c.
Cemiyetin örgütlerini çabucak yaymak ve güçlendirmek için kolordu
komutanlarının, bölge komutanları ve askerlik şubesi başkanları
aracılığı ile çabuk ve eylemli yardımda bulunmaları.
d.
Sivil örgütlerin başında bulunan bütün yüksek görevlilerden
-ne olur ne olmaz diye- ulusal örgüte bağlı kalacaklarına söz
almak ve kendilerinin, ellerinde bulunan bütün araçlarla Cemiyetin örgütlerini
kurmaya ivedilikle girişmelerini istemek.
2-
Meclisi Milli İstanbul'da toplandıktan sonra milletvekillerinin
tam güvenlik ve serbestlik içinde yasama görevlerini yapmakta olduklarını
doğrulayacakları güne değin Heyeti Temsiliye, şimdiye dek
olduğu gibi, dışarda kalarak ulusal ödevini yapacaktır.
Ancak, bütün sancaklardan birer, illerle bağımsız sancaklardan
ikişer olmak üzere milletvekilleri arasından seçilecek kişiler,
tüzüğün sekizinci maddesi gereğince Heyeti Temsiliye üyesi olarak
Eskişehir yakınında toplanacaklar; burada durumun açıklanması
ve Meclisi Mebusan'daki yöntemimizin belirtilmesi ile ilgili görüşmeler
yapılacaktır. Bunun için, Heyeti Temsiliye de oraya gidecektir. Bu
toplantıdan sonra Heyeti Temsiliye'nin üye sayısı uygun şekilde
artırılacak,öteki milletvekilleri İstanbul'a Meclisi Milli'ye
gideceklerdir. Heyeti Temsiliye'nin görevde bulunduğu sürece, ulusal örgütlerin
kuruluşu ve çalışma yöntemi, tüzükteki gibi olacaktır.
Meclisi
Mebusan tam güvenlik içinde bulunduğunu doğruladığı
zaman, Heyeti Temsiliye, tüzükteki yetkisine dayanarak Genel Kongreyi toplantıya
çağırıp, on birinci madde gereğince, Cemiyetin ileride
alacağı durumun belirtilmesini Kongrenin kararına bırakacaktır.
Kongrenin nerde ve nasıl toplanacağı o zamanki duruma bağlı
olacaktır. Kongrenin toplantıya çağırıldığı
zaman ile toplanması arasında geçecek süre içinde Heyeti Temsiliye,
İstanbul Hükümeti ve Meclisi Mebusan Başkanlığı ile
kesin zorunluk görmedikçe resmi ilişkide bulunmayacaktır.
3-
Paris Barış Konferansı, bizim için olumsuz bir karar
verir ve Hükümet ile Meclisi Milli'ce bu karar kabul edilirse, en uygun yolla
ve çabuk olarak ulusal iradeye başvurulacak ve tüzükte açıklanmış
olan esasların gerçekleştirilmesine çalışılacaktır.
Mustafa Kemal
Rüstem
Mazhar Müfit Ali Fuat
Hüsrev
Hüseyin
Rauf Kazım
Karabekir Hakkı Behiç
Hüseyin
Selahattin Vasıf
İbrahim Süreyya
Bekir
Sami Ömer Mümtaz
12'nci
Kolordu Kurmay Başkanı
Şemsettin
Milletvekillerine Verilen Yönerg
Baylar, bu kararlar gereğince
milletvekillerini aydınlatmak için verdiğimiz
bilgi ve yönergeyi, olduğu gibi bilginize sunacağım.
Seçilen
milletvekillerine ulaştırılan bilgiler ve yönerge şudur:
Madde 1- İstanbul'un
İtilâf Devletlerinin ve özellikle İngiliz kara kuvvetlerinin elinde
ve deniz kuvvetlerince kuşatılmış olduğunu; güvenlik
kuvvetlerinin de yabancılar buyruğu altında ve onlarla karma
olarak bulunduğunu biliyorsunuz. Bundan başka, Rumların kendi
aralarından İstanbul milletvekili adıyla kırk kişi seçtikleri
ve Atina'dan gelmiş Yunanlı başkan ve komutanların yönetimi
altında gizli polis ve ayaklanma örgütü kurarak sırası gelince
devletimize karşı başkaldıracakları anlaşılmıştır.
Hükümetin İstanbul'da, ne yazık ki, bağlı olduğunu açıkça
söylemek zorunluğu vardır. Bu nedenlerden dolayı, Meclisi
Milli'nin toplantı yeri üzerinde tartışmak gibi bir sorun ortaya
çıkmış bulunuyor. Meclisi Milli İstanbul'da toplanırsa,
milletvekillerinin yapacakları yurt ödevi göz önüne getirilince,
tehlikelerle karşılaşmalarından doğrusu korkulur. Gerçekten,
İtilâf Devletlerinin Ateşkes Antlaşması hükümlerini
bozarak ve barışın yapılmasını beklemeksizin
yurdumuzun önemli yerlerini işgal etmek ve Hıristiyan azınlıkların
haklarımızı çiğnemelerine fırsat vermek gibi haksız
işlerini kötüleyerek ve kabul etmeyerek ülke bütünlüğümüzü ve
bağımsızlığımızın korunmasını
kesinlikle isteyip savunacak olan Meclisin dağıtılması ve üyelerinin
tutuklanması ya da sürgün edilmesi umulmaz bir iş değildir.
Kars'ta toplanan Ulusal İslam Şûrasına İngilizlerin yaptıkları
gibi. Seçimlere katılmamış olan Hıristiyan azınlıkların
ve onların yolunda giden İngiliz Muhipler ve Nigehban cemiyetlerinin,
bu konuda düşmanların isteklerini yerine getirmek üzere her türlü
kötülüğe girişebilecekleri de düşünülebilir. Bundan dolayı,
Meclisi Milli'nin İstanbul'da toplanmasının, Meclisten beklenen
gerçek ve tarihsel ödevin yapılmasına engel olacağını
ve Meclisi Milli devletin ve ulusun bağımsızlık bayrağı
olduğundan, onun vurulması ile bağımsızlığımızın
da zedeleneceğini açıklamaya gereklik yoktur. Hükümet adına
Amasya'da Heyeti Temsiliye ile görüşmelerde bulunan Bahriye Nazırı
Salih Paşa Hazretleri de bu gerçekleri göz önünde tutarak Meclisi
Milli'nin İstanbul'un dışında güvenli bir yerde toplanması
gerektiği kanısına vicdanı ve aklı ile varmış
ve bu işi uygun gördüğünü ilgili belgeyi imzalayarak belirtmiştir.
Meclisi Milli'nin, düşman etkisinden uzak ve tam güvenli olan bir yerde
toplanması, İstanbul'da toplanmasına göre düşünülen bütün
sakıncaları ortadan kaldıracağı gibi, Halifelik ve Padişahlık
makamının tehlikede bulunduğunu dünya kamuoyuna ve özellikle
İslam dünyasına eylemli olarak duyurmuş olacak ve ulusal varlığımızın
ve bağımsızlığımızın dokuncasına
verilecek olan bir karar karşısında ulus ve yurt ödevini
yapabilecek bir durumda bulunacaktır. İtilâf devletlerine karşı
da Meclisin ulus kaderi üzerinde tam egemen bulunduğu daha açık
olarak belirtilebilecektir. Meclisin İstanbul dışında
toplanmasında akla gelebilecek sakıncalar şunlardır:
Kötücüller, "İstanbul'dan
vazgeçildi" diye dokuncalı bir propagandaya fırsat bulacaklardır.
Hükümetin, İstanbul'da olduğu gibi, Meclisle ilişki ve bağlantısı
kolay olmayacaktır. Meclisin açılış töreni de, Padişah
Hazretleri'nin yolculuk sıkıntısı çekmemesi için, ancak
vekil edecekleri bir kişi aracılığı ile yapılabilecektir.
İşte bu sakıncalara dayanan şimdiki hükümet, Meclisi
Milli'nin dışarda toplanmasına olur dememiştir. Bu razı
olmayış yüzünden söz konusu sakıncalara aşağıdakiler
de eklenmiş bulunmaktadır:
Meclisi Milli'nin
yasaya uygun olarak toplanması, Meclis ve Ayanın da özdeş
zamanda özdeş yerde bulunmasına bağlıdır. Oysa, hükümetin
dışarda uygun görülecek bir yerde toplantı yapılmasını
kabul etmeyişi yüzünden, Ayan ve hükümet, dışardaki toplantıya
gelmeyecekler ve Padişah Hazretleri'ne Meclisi yöntemine göre açtırmayacaklardır.
Buna göre, Meclisi
Milli'nin dışarda toplanmasına yasal olanak kalmayıp,
bildirilen sakıncalar bulunsa da yine İstanbul'da toplanması
zorunlu oluyor. Sayın milletvekilleri İstanbul'a gitmekten çekinip dışarıda
kendiliklerinden toplanırlarsa yapılacak bu toplantı, elbette
Meclisi Milli'nin bilinen yasama niteliği biçiminde olamaz. Belki, ulusun
varlığını, isteklerini, bağımsızlığını
temsil edebilecek ve alınyazısı üzerine verilen hükümleri eleştirip,
ulusa dayanarak kabul etmeyebilecek ulusal bir toplantı niteliğinde
olabilir. Böyle olunca, Meclisi Milli de elbette İstanbul'da toplanmamak
zorunda kalır. Bu yolda bir davranışın, hükümetin karşı
çıkmasına ve zorlayıcı önlemler almasına ve sonunda
ulusla İstanbul Hükümeti arasında ilişkinin kesilmesine yol açacağı
da düşünülebilir. Milletvekillerinin bir kısmının İstanbul'a
gitmesi ise, bu yoldaki sakıncaları artırabilir.
Anadolu ve Rumeli Müdafaai
Hukuk Cemiyeti yukarıda bildirilen bütün konuları gözden geçirip
tartıştıktan sonra, Meclisi Milli'nin İstanbul'da toplanması
zorunluğuna karşı, durumu bütün milletvekillerine bildirerek
her birinin düşünce ve görüşlerini almayı ödev saymıştır.
Bundan başka, İstanbul'da Meclisi Milliye'ye katılmadan önce sayın
milletvekillerinin, toplanma kolaylığı göz önüne alınarak,
uygun yerlerde toplanıp aşağıdaki konuları görüşüp
alınacak sonuçları birleştirmek üzere, Heyeti Temsiliye'ye
bildirmeleri gerekli görülmüştür. Görüşülecek konular şunlardır:
a- İstanbul'da
toplanma zorunluğuna karşı, İstanbul'da ve dışarda
bütün yurtta alınması gereken önlem ve düzenlemeler.
b- Meclisi
Mebusan'da yurdun bütünlüğünü, devletin ve ulusun bağımsızlığını
kurtarmaktan başka bir şey olmayan amacı korumak ve savunmak için
birlik içinde ve dayançlı bir grup meydana getirme yollarının düşünülmesi.
Milletvekillerinin,
bildirilen konuları görüşmek için toplanmaları uygun görülen
yerler şunlardır: Trabzon, Samsun, İnebolu, Eskişehir,
Bursa, Bandırma, Edirne.
Madde 2- Birinci
madde, olduğu gibi, bölgenizde bulunan milletvekillerine bildirilerek, önce
kişisel görüşlerinin olabildiğince çabuk alınıp hiç
vakit geçirilmeden Heyeti Temsiliye'ye ulaştırılması ve bölgenizdeki
merkez kurullarına da verilerek bu konuda çalışmalarının
sağlanması; sonra, bölgenizdeki milletvekillerinin birinci maddede
belirtilen yerlerde toplanmalarının kolaylaştırılıp
sağlanması ve görüşme sonuçlarının Heyeti
Temsiliye'ye ulaştırılması için gereken önlemlerin alınması
rica olunur.
Bölgeniz içindeki
yerlerin milletvekillerinden olup şimdi İstanbul'da bulunanların,
İstanbul'a yakın toplantı yerlerinden birine, seçim bölgelerince
çağırtılması gereklidir.
Ekim
1919'da Önemli İç Olaylar
Baylar, 1919 yılı Ekim
ayı ile ilgili olup değinmek istediğim bazı olayları da
birkaç sözcükle özetlememe izin vermenizi rica ederim.
İzmir ili içinde, işgal
altındaki yerlerde bulunan Müslüman halk zulüm görüyor ve öldürülüyordu.
Bunun için, İtilâf Devletlerinin temsilcileri katında etkili girişimlerde
bulunmasını hükümetten rica ettik. Yunanlılar zulümlerini ve
yolsuzluklarını sürdürürlerse, misilleme yapmak zorunda kalacağımızı
da bildirdik.
İzmir'de geçen acıklı olaylar üzerine İstanbul'da bir gösteri
toplantısı yapılmak istenmişti. Buna engel olunduğunu
haber alınca Cemal Paşa'nın dikkatini çektik.
Anzavur, Bandırma dolaylarında haince ve canavarca işlere
başlamıştı. (belge: 187) Onların dokuncalarını
giderme önlemlerini ve Karabiga, Bandırma yörelerine çıkan Nigehban
Cemiyetinden subaylara karşı yapılacak işlemi Balıkesir'de
Kâzım Paşa'ya ve başka ilgililere yazdık. Otuz kadar Nigehbancı
subayın da, yabancı işgaline yol açmak için, Hıristiyanlara
karşı saldırıda bulunmak üzere Trabzon ve Samsun'a çıkacaklarını
haber aldık. Hemen On Beşinci Kolordu Komutanının ve Canik
Mutasarrıfının dikkatlerini çektik.
Bildiğiniz gibi
Maraş, Urfa, Antep'te, başlangıçta İngiliz birlikleri vardı.
Bu birlikleri Fransız askerleri değiştirdi. Bu nedenle yeniden
Fransız işgalini önlemeye çalıştık. Sonra da ilkin
siyasal girişimlerde bulunduk; daha sonra eylemli girişimlerde
bulunduk.
Bozkır'da
yeniden önemlice bir ayaklanma oldu. Onun bastırılması için çeşitli
önlemler aldık.
Maraş ve Antep'e
Kılıç Ali Bey'ì,
Çukurova bölgesine de Topçu Binbaşısı Kemal ve Yüzbaşı
Osman Tufan Beyleri göndererek sağlam örgütler kurmaya ve girişimlerde
bulunmaya başladık.
Baylar, bu arada aklıma
gelen bir noktayı da bildirmiş bulunayım: Sivas Kongresinden
sonra, kongrelerin tüzük ve bildirilerinden başka, Heyeti Temsiliye,
sorumluluğu üzerine alarak, Sivas Kongresi Tüzüğüne ek olmak üzere
"Müdafaai Hukuk Cemiyeti Kuruluş Tüzüğüne Ektir: I" başlıklı,
"yalnız ilgililere özel ve gizlidir" işaretli, ulusal
silahlı örgütler için gizli bir yönerge düzenledi. Düşmanla çatışılan
yerlerde bu yönergeye göre silahlı birlikler kuruldu. (belge: 188)
Ali
Rıza Paşa Hükümeti Görüşünde Direniyor
Baylar, 2 Kasımda Harbiye
Nazırı Cemal Paşa'dan aldığım bir şifre
telde: "Aslında az olmayan dedikodulara biri daha eklendi. Ziya Paşa'nın
Ankara'ya kadar gitmemesi desteklediğiniz hükümetin gücünü kırmaktan
başka bir anlam taşıyamaz. Bu konuda hükümet, görüşünde
direniyor." denilmekte ve bunun yanıtının ivedilikle
beklenilmekte olduğu bildirilmekte idi. Ziya Paşa'nın gönderilmemesi
ile ilgili ricamızı, hükümet iyi karşılamamıştı.
Ziya Paşa'yı görevlendirmiş ve yollamıştı. Ziya
Paşa Eskişehir'e kadar gelmiş ve oradan izin alarak geri dönmüştü.
Cemal Paşa, gene o telinde:
"Bozkır olayından dolayı basına verilen bildirinin yazılış
biçimini hükümet aramızdaki uzlaşmaya aykırı görmektedir."
diyordu. Oysa, böyle bir bildirimiz yoktu.
Cemal Paşa'nın bu
teline şu yanıtı verdik:
Şifre
İvedidir,
Sivas, 3.11.1919
Harbiye Nazırı Cemal Paşa
Hazretleri'ne
Y:
2.11.1919 gün, 501 sayılı şifre:
1- Hükümetle ulusal örgüt arasında içten gelen bir
uzlaşma olmasını ve gerçek bir birlik kurulmasını
kabul ettik. Sizin aracılığınızla pek önemli bir ricamız
vardı. O da, amacı yasal olan ulusal örgütün çözülüp dağılmasını
önlemek için bütün yüksek görevlilerin bu görüşe göre seçilmesi,
bize karşı olanların değiştirilmesi idi. Bunlarla
ilgili birçok ricalarımıza yanıt alamadık. Trabzon ve
Diyarbakır Valileri i1e Antalya Mutasarrıfı için ne yapıldığını
daha bilmiyoruz. Tersine, Dahiliye Nazırlığı, Konya'nın
durumunu incelemeksizin oraya Muhipler Cemiyeti üyelerinden çok yetersiz ve güçsüz
olan Suphi Bey'i vali olarak gönderdi. Dahiliye Nazırının bu işlerde
bizimle hiçbir görüşme ve ilişkiyi kabul etmediği; sanki
ulusal örgüte karşı imiş gibi davrandığı sanısı
uyanıyor. Bu düşüncemizde yanılıyorsak uyarılmamızı
ve aydınlatılmamızı rica ederiz. Ankara Valisi Ziya Paşa'nın
kendi isteğiyle izin aldığını bildirmiştim.
Elbette, yine kendisi, resmi olarak Ankara Valisi sayılmaktadır. Ama
bildirdiğim noktadaki kuşku ve sanı ortadan kaldırılıncaya
dek adı geçen valinin izinden yararlanmayı sürdürmesi en iyi yol
olarak kabul edilmelidir. Polis Müdürlüğünün, bugün de Nurettin Bey
gibi bir kişi elinde bulunması, sizin de bu pek önemli noktaya karşı
ilgisiz davranmakta olduğunuz kanısını vermektedir. Oysa, bu
hoşgörünün sonucu hem hükümete hem de ulusal örgüte dokuncalı
olacaktır. Heyeti Temsiliye'mizin ulusal örgüt ve birliği bozacak en
ufak bir davranışa karşı hoşgörülü davranmayacağını
elbette bağışlarsınız.
2- Bozkır olayı üzerine, Heyeti Temsiliye'ce basına
bir bildiri verilmemiştir. Bunda bir yanlışlık olacaktır.
Ola ki, bu bildiri dediğiniz şey, İradei Milliye gazetesinin aldığı
bir haberdir. Heyeti Temsiliye'nin, bir gazeteyi sansüre yetkisi olmadığı
sizce de bilinir. Bununla birlikte, gazetenin dikkati çekilmek üzere, bu
haberde, hükümetle aramızdaki uzlaşmaya aykırı görülen
noktaların açıklanmasını çok rica ederiz.
Heyeti
Temsiliye adına
Mustafa
Kemal
Heyeti Temsiliye'nin
delegesi ve ulusal eylemlerin bir savunucusu olduğunu ileri süren Cemal Paşa'nın
telimize verdiği yanıt şudur:
Harbiye, 4/5.11.1919
Sivas'ta Üçüncü Kolordu Komutanlığı'na
Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'ne: Resmi bildiride yazıldığı
gibi şimdiki hükümet, böyle bir zamanda yalnız yurda ve ülkeye
hizmet etmek amacıyla pek büyük bir sorumluluk yüklenmiş ve bu görevini
yapmak için tam bir tarafsızlık ve gönül aklığıyla iş
görmekte olduğundan, aşağıdaki noktaların tezlikle açıklanması
gerekti:
Birincisi: Milletvekilleri seçimine Müslüman olmayan halk katılmadığı
gibi, çeşitli partiler de şimdi bile çekingen durumdadır. Sözü
geçen partiler, ülkede iki hükümet olduğunu ve seçimlerin tarafsız
olarak yapılmadığını ileri sürmekte, Müslüman
olmayan halkın da sonradan bu gerekçe ile seçime katılmadığını
ileri süreceği akla pek yatkın gelmektedir. Seçimlerin iyi ve doğru
yapılmadığı konusunda sızlanmalar ve söylentiler sürüp
gitmekte, yabancı basına ve yabancı çevrelere değin yansımaktadır.
Meclisi Mebusan, ulusun çeşitli kesimlerini temsil etmez ve özellikle Kuvayi
Milliye'nin etkisi altında kurulursa, bunun dünyaca nasıl yorumlanacağını
açıklamak gerekmez. Onun için, milletvekilleri seçiminde baskıya
meydan verilmemelidir.
İkincisi: Bir kez daha açıklanması gerekmeyen
nedenlerden ötürü, Meclisi Mebusan'ın başkentten başka bir
yerde toplanması, içte ve dışta çeşitli sakıncalar ve
dokuncalar doğuracaktır. Bunun için, Meclisin İstanbul'da
toplanması, yurdun yaşamsal yararları gereğindendir.
Üçüncüsü: Taşrada (İstanbul dışındaki
yerlerde), ulusal örgüt adına birtakım kimselerin hükümet işlerine
karışmakta oldukları, sık sık verilen bilgi ve
haberlerden anlaşılmaktadır. Bu gibi karışmaların
tez elden önlenmesi çok gereklidir.
Şimdiki hükümet şu üç dilek üzerinde direniyor...
İşlerin başka türlü yürütülmesi olanak dışındadır.
Harbiye
Nazırı
Cemal
Cemal Paşa'nın
bu bildirimine -Başyaver Salih Bey açacaktır- notuyla verdiğimiz
yanıtı olduğu gibi bilginize sunmak isterim:
Şifre
Sivas, 5.11.1919
Harbiye Nazırı Cemal Paşa
Hazretleri'ne
Y: 4/5.11.1919
1-
Müslüman olmayan halk ile, bu yurt ve bu ulus için Müslüman olmayan
halktan daha dokuncalı bazı siyasal partilerin seçimlere katılmamalarını,
onların bile bile yaydıkları nedenlere bağlamak elbette doğru
olamaz. Hıristiyan halkın, daha ulusal örgütün adı bile
yokken, seçimlere katılmayacağını ilan eyledikleri, bilinen
bir şey değil midir? Yaygara koparan siyasal partilere gelince, bunlar
yalan söylüyorlar. Çünkü, her yerde seçimlere katılmışlardır.
Ancak, beşer onar üyesi bulunan bu partilerin, ulus gözünde değerleri
olmadığından ve ulus bu kez İstanbul'daki politikacılardan
değil, kendi bağrındaki öz yurttaşlar arasından
milletvekillerini seçmekte olduğundan, bunlar, kendilerinin başarı
elde edemeyeceklerini anlayarak telaş ediyorlar. Buna karşı bizim
elimizden ne gelebilir? Böyle bir gerçek karşısında hükümetin
kararsız bulunuşu şaşılacak şeydir. Sözü edilen
baskı nerede yapılmıştır? Bunu kim yapmış,
nasıl yapmıştır? Açıklamak iyiliğinde bulunulmalıdır
ki, Heyeti Temsiliye görevini yerine getirebilsin. Boş savlara önem
vererek telaşa düşmek doğru değildir.
2-
Toplantı yeri üzerindeki görüşte hükümetin direnmesinin
yerinde olup olmadığını, zaman ve olaylar kanıtlayacaktır.
Bu konudaki son düşüncelerimizin, merkezlerden alınacak karşılıklar
üzerine bilginize sunulacağını bildirmiştik.
3-
Ulusal örgüt adına hükümet işlerine nerede ve kim karışmışsa
hemen bildirilmelidir ki, gereken işlem yapılabilsin. Ancak, Dahiliye
Nazırı Paşa Hazretleri'nin kuşku uyandırabilecek biçimdeki
işlemlerine yüksek dikkatlerinizi çekmeyi gerekli görürüz efendim.
Heyeti
Temsiliye adına
Mustafa
Kemal
Dahiliye
Nazırının Yurda Gönderdiği Öğütçü Kurallar
Dahiliye Nazırı, yurt içine
birtakım kurullar yollamaya kalkıştı. Bunlardan biri de,
Harbiye Nazırlığı eski Müsteşarı Ahmet Fevzi Paşa
adında bir kişinin başkanlığında, Yargıtay üyelerinden
İlhami ve Fetva Emini Hasan efendilerden meydana gelmişti.
Heyeti Temsiliye'mizin delegesi
olan Cemal Paşa bize bunu bildirmemişti. 5 Kasım 1919 günlü bir
şifre ile kendisinden bu kurulun niçin gönderildiğini sorduk ve:
"Özellikle Fetva Emini ile Kâmil Paşa Hükümeti zamanında
polis müdürü olan kişilerin böyle bir kurulda neden bulunduklarının"
anlaşılamadığını bildirdik.
(belge: 189)
Baylar, Fuat Paşa'nın
Ankara'da kolordusunun başında bulunmasını gerektiren
nedenler ortaya çıkmaya başladı. Bu nedenlerin önemlisi, yurt içinde
halkın zehirlenmeye başlanması idi. İç ve dış düşmanlarla
işbirliği yapanlar, Ali Rıza Paşa Hükümeti
zamanında, Ferit Paşa zamanındakinden daha çok başarı sağlamaya başlamıştı.
Refet
Paşa Salihli ve Aydın Çevrelerine Komutan Olarak Gönderiliyor
Balıkesir dolaylarında
Kâzım Paşa, cephe kurmaya ve duruma egemen olmaya çalışıyordu.
Salihli ve Aydın cephelerindeki yönetimin, askerlik yöntemlerine
uydurulması gerekiyordu. Buraya az çok tanınmış bir askerin
gitmesi gerekti. Elimizde bu işte yararlanabileceğimiz, Konya'da
bulunan Refet Paşa vardı. Konya'daki Kolordunun başına
Fahrettin Bey (Müfettiş Fahrettin Paşa Hazretleri) geçmiş
bulunuyordu. Bundan dolayı Refet Paşa'ya,
Aydın Kuvayi Milliye Komutanlığını üzerine almak için
cepheye gitmesini, Ali Fuat Paşa'ya
da Ankara'ya dönmesini yazmıştık.
Refet Paşa'nın
Nazilli'ye vardığı anlaşıldıktan sonra da
Genelkurmay Başkanlığına gelmiş olan Cevat Paşa'dan,
geçen savaşta denemeden geçmiş genç kurmaylardan seçilecek dört
beş subayın Nazilli'ye, Refet Paşa'nın yanına gönderilmesini
rica ettim. Bunu Refet Paşa'ya da bildirdim.
Refet
Paşa Demirci Efe'nin Buyruğuna Giriyor
Baylar, Nazilli'ye giden Refet Paşa,
Demirci Mehmet Efe'den komutayı almayı gerekli ve yararlı görmemiş.
Kim bilir, belki de komuta kendisine verilmemiş. Demirci
Efe'nin yanında, kurmay gibi çalışmayı
daha yararlı görmüş ve bunu yeğlemiş. Refet Paşa bunu
bize bildirdi. Oranın koşullarını yakından görmüş
olan bir kişinin kararını bozmak, çoğu zaman güçtür.
Çünkü, ya gerçekten Refet Paşa'nın gördüğü ve yeğlediği
gibi, Efenin komutasını sürdürmek ve ona yardımcı olmak
yararlı idi; ya da Refet Paşa, o cephenin komutanlığını
bilinmeyen bir nedenden ötürü ele alamıyordu. Her iki olasılığa
göre de olsa ille komutayı al, diye buyruk vermek yararsız olurdu.
Asıl tuhaflık
bundan sonra görüldü. Bir süre sonra Refet Paşa Nazilli'den kayboldu.
Birkaç gün sonra, Balıkesir'de olduğunu, birtakım yabancı
subaylarla ilişki kurayım mı diye bizden sorması üzerine
anladık.
22 Aralık 1919 günü
verdiğimiz yanıtta: "Ulusal örgütten olanların özellikle
Heyeti Temsiliye üyesi olarak tanındığı için kendisinin,
hiçbir türlü ilişki kurmasını istemediğimizi"
bildirdik. Refet Paşa bir daha kayboldu. En sonunda bir gün Bursa'dan
Refet imzalı kısa bir tel aldık: "İstanbul üzerinden
Bursa'ya geldim."
Bu telin anlamını
bir türlü kavrayamıyordum. Refet Paşa'nın İstanbul'la ne
ilişkisi vardı? Bir de Nazilli-Balıkesir-Bursa yolu İstanbul'dan
mı geçer? Bu bilmeceyi bir türlü çözemedim. Sonunda iş anlaşıldı.
Refet Paşa,
Nazilli'den ayrıldıktan ve Balıkesir'de Kâzım Paşa'ya
uğradıktan sonra Bandırma'ya inmiş, oradan da bir Fransız
torpidosuyla İstanbul'a gitmiş. Orada bazı arkadaşlarıyla
görüşmüş; sonra da Bursa'ya dönmüş. Baylar, bu bilmeceyi
şimdi bile çözemiyorum. Bunun için beni bağışlayacağınızı
umarım.
Refet Bey'in, bir
İngiliz gemisiyle Samsun'a gelen Salâhattin Bey'le değiştirildiğini
ve kendisinin o gemi ile İstanbul'a dönmesinin istendiğini; bunun üzerine
gitmeyip görevinden çekildiğini; ve İstanbul Hükümetinin benimle
birlikte onun da yakalanmasını ve İstanbul'a gönderilmemizi
genelge ile buyurduğunu biliyorsunuz. Bu kadar çok bilinenle bir
bilinmeyeni çözememek, cebir bilenlerce pek bağışlanmazsa da,
benim bu noktada güçsüz kaldığımı açıkça söylemek
isterim. Ferit Paşa Hükümetinin yerine Ali Rıza Paşa Hükümeti
geçmiş idiyse de, yeni hükümetin haber alma ve yürütme araçlarının
gene öncekiler olduğunu biliyoruz.
Baylar, Refet Paşa'nın
bu hafif davranışı, Aydın ve Salihli cephelerinde düzenli
ordunun kurulmasına değin, güvenilir bir komuta düzeni sağlanamamasına
yol açtı.
Dahiliye
Nazırının Kuşku Uyandıran Davranışları
Baylar, bu garip hikayeden sonra,
olayları yine bıraktığımız noktadan izlemeye başlayalım:
Cemal Paşa, bizim 5 Kasım
1919 günlü şifremizin bir noktasını anlayamamış. Babıâli
merkezinden çektiği kısa bir şifre ile şu yolda bizden açıklama
istiyordu: "Dahiliye Nazırının kuşku uyandırabilecek
eylemlerine dikkatinizi çekmeyi gerekli görürüz, sözleriyle ne demek
istendiği anlaşılamadı, Bu noktanın tez elden açıkça
bildirilmesi." (belge: 190)
Bu kısa soruya verdiğimiz
yanıt biraz uzundur.
Sıkılmazsanız, olduğu gibi sunayım:
Şifre
Sivas,12.11.1919
Harbiye
Nazırı Cemal Paşa Hazretleri'ne
Y: 8.11.1919 gün ve
8084 sayı:
Dahiliye Nazırı
Paşa Hazretleri'nin kuşku uyandıran işlerinden ve davranışlarından
akla gelenler aşağıda bilginize sunulur:
1- Ankara
gibi bazı illerdeki yüksek sivil görevlileri telgraf başına çağırtarak,
ulusal ayaklanma sırasında
Ferit Paşa Hükümetine karşı davranışta bulunanların
durumlarını, hükümeti neden suçladıklarını; bu işin
yasalara ne denli uygun olduğunu gözdağı verici bir biçimde
soruşturmak.
2- Uzun
süre hasta yattıktan sonra tifodan ölen Tokat Mutasarrıfının
ölümünün, nedeni bilinmeyen bir olay sayılarak Sivas Valiliğinden
şifre sorulması.
3- Adliye
Nazırı ile birlikte, Balıkesir cephesinden gelen ulusal kurul ile
gizli buluşmaları sırasında Adliye Nazırının,
ulusal eylemi yönetenlere karşı bir işlem yapılıp yapılmayacağını,
kendisinin yanında söz konusu edebilmesi.
4- Dahiliye
Nazırlığını üzerine aldığı zaman, ilk
yurtseverce iş olarak, vatan hainliği
açıkça tanıtlanmış olan eski Dahiliye Nazırı
Âdil Bey' in düşünce ve iş ortağı Dahiliye Müsteşarı
Keşfi Bey'i kovması gerekirken, onu bugün bile görevinde tutması
ve onun aracılığı ile kamu görevlilerinin yerlerini değiştirmesi.
Doğaldır ki, bu müsteşar aracılığı
ile atanacak görevliler, pek haklı olarak ulusal güveni kazanamazlar. Örneğin,
ulusal eylemin başından
sonuna değin karşıcıl bir
durum alan ve sonunda halkın işten el çektirdiği fakat hasta
olması dolayısıyla o zaman tutuklanmamış ve sürülmemiş
olan eski Kayseri Mutasarrıfı Ali Ulvi Bey, yönetici niteliklerinden
büsbütün yoksun ve yetersiz takımından olduğu halde, Burdur'a
atanmıştır.
Gene yetersizliğinden ve Canik sancağı
için uygun görülmediğinden, kendinin de istemesi üzerine epey zaman önce
İstanbul'a gönderilen Ethem Bey de, Menteşe'ye atanmıştır.
Aydın mutasarrıflığına eski Niğde Mutasarrıfı
olup Sivas'a getirilen Cavit Bey atanmıştır. Bütün bunlara karşın,
eski Konya Valisi vatan haini Cemal Bey'in adamı olan Antalya Mutasarrıfı,
birçok başvurularımıza ve halkın sızlanmalarına
karşın şimdi gene yerinde oturuyor.
5- Özlük
işleri Müdürlüğü gibi en önemli görev, bir Ermeni elinde
bulunduruluyor.
6- Basın
Müdürlüğünde ve Ajansın durumunda bir değişiklik görülmemektedir.
7- Ülkenin
geleceğini güven altına alacak tek kuvvetin ulusal birlik olduğu
ve bu birliği de ulusal örgütlerin sürdüreceği bilinmektedir. Bu
birlik ve örgütün, yurdu bölünmekten kurtarmak, devletin ve ulusun bağımsızlığını
sağlamaktan başka bir şey olmayan kutsal amacını
bozmaya çalışanlar da, İstanbul'daki karıştırıcı
takımıdır. Bunların kötülüklerini önlemek, ancak güçlü
ve sağlam bir sıkı düzene bağlıdır. Bunun da başlıca
yolu; polis müdürünü, namuslu, ulussever, yeterli, girişken kişiler
arasından seçmek ve atamaktır. Oysa, sizler de bilirsiniz ki bugünkü
Polis Genel Müdürü, vatan haini olan düşük hükümetin ve adamlarının
biricik sözcüsüdür.
Sait Molla'nın Bay Fru'ya yazmış olduğu mektuplardan anlaşıldığına
göre de, bu adam, karşıcıl kimselere, yani ulus düşmanlarına
şimdi bir barınak ve sığınak oluyor. Amasya'da Salih Paşa
Hazretleri de bunu doğrulamışlardı. Oysa Dahiliye Nazırı,
yurdun ve ulusun kaderini böyle bir kişinin elinde bırakmakta bir sakınca
görmüyor, belki yarar görüyor demektir. Jandarma Komutanı Kemal Paşa'nın
ise, gerek ulusal amaçlar ve gerekse sizler için dokuncalı bir kişi
olduğu kuşku götürmezken şimdi gene yerinde durması da,
Dahiliye Nazırlığının iyi niyetine mi verilmelidir?
Heyeti Temsiliye adına
Mustafa Kemal
Ali
Rıza Paşa Hükümeti Ulusal Örgütü Düşman Örgütle Bizi de
Ali Kemal ve Sait Molla ile Bir Tutuyor
Baylar, Harbiye Nazırının
9 Kasım 1919 günlü bir tel yazısı vardı; onun içindekiler
de ilgi çekicidir. Bu telyazısında Cemal Paşa, hükümetin düşüncesini
şu noktalar üzerinde topluyordu:
1-
Seçimlerin iyi ve doğru yapılması;
2-
Meclisi Mebusan'ın İstanbul'da toplanması;
3-
Ulusal örgütler adına hükümet işlerine karışılmaması
için hükümetin size öteden beri yaptığı bildirimler kesindir.
4-
Birçok telyazılarınızda ileri sürülen isteklerin de bu
özellikte -yani işe karışma niteliğinde- olduğu apaçıktır.
5-
Hükümet, bildirisinde saptayıp yaydığı tarafsızlıktan
ayrılmayacaktır. Bu bakımdan, ulusal örgütlere karşıt
görüşte olanlara baskı yapmak ve onları cezalandırmak
yoluna gidemez.
Telin sonunda şöylece gözdağı
da veriliyordu: "Şimdiki durum, biraz daha sürecek olursa hükümetin
çekileceği kesindir." (belge: 191)
Sayın baylar, bu maddelerden
çıkan anlam, aslında bütün gerçekleri ortaya koymuş
bulunuyordu. Hükümet, ulusal örgütlere karşıcıl görüşte
olanların yurda ve ulusa düşman olduklarını kabul
etmiyordu, Ulusal örgütler ile düşmanların haince örgütlerini,
Ali Kemal ve Sait Molla ile bizi, eşit tutuyordu. Adapazarı, Karacabey,
Bozkır,
Anzavur olaylarını suç saymıyordu.
Cemal Paşa'ya
verdiğimiz yanıtta bu noktaları açıkladıktan sonra, hükümetin duygu ve eğilimini açık söyletmek
amacıyla şu cümleyi de ekledik: "Sözlerinizden anladığımıza
göre, yüksek hükümet, ulusal örgütün varlığını belki
gereksiz görüyor. Gerçekten durum böyle ise, yani ulusal örgüte dayanmaksızın
yurdu kurtaracak kuvvetiniz varsa, ona göre gereği yapılmak üzere, açıkça
bildirilmesini, her türlü yanlış anlamaların ortadan kalkması
için çok rica ederiz." (belge: 192)
Dahiliye
Nazırı Damat Şerif Paşa Boyuna Ulusal Birliği Bozmaya,
Delegemiz Harbiye Nazırı Cemal Paşa'da Hükümetin Yürütümünü
Savunmaya Çalışıyor
Baylar, Cemal Paşa'nın
özel olarak Sivas'a gönderdiği ve kendi eliyle yazdığı 10
Kasım 1919 günlü bir mektubunu da, ancak 18 gün sonra -yani 28 Kasım
1919 günü- almıştım. Cemal Paşa bu mektubunda, yapılan
yazışmaların ilgili olduğu sorunları birer birer özetliyor
ve her biri üzerinde açıklamalarda bulunuyordu.
Özellikle, Millet Meclisi'nin
İstanbul'dan başka bir yerde toplanması işinden söz
ederken: "Bu işe Padişahın olur demeyeceği kesin olarak
anlaşılmıştır. İstanbul'daki düşman
kuvvetlerinin Millet Meclisi'ne saldırmalarının belki Osmanlı
Devleti için yararlı sonuçlar doğurabileceğini, Amerikalılar
sezdirdiler, üstelik açıkladılar da; ve böyle bir saldırının
olasılığına inanmadılar." diyordu.
Cemal Paşa: "Kuvayi
Milliye ruhu taşımayan görevlilerin kodamanları, arkalarını
işgal ordularına dayamış gibidirler" yollu, sanki
bilinmeyen bir bilgi de verdikten ve bu bilgiyi: "Eski hükümet üyelerinin
çoğu böyledir" cümlesiyle tamamladıktan sonra: "Örneğin
Polis Müdürünün değiştirilmesinde bu durum iyice belli oldu."
diye bir de örnek veriyor.
Cemal Paşa, hükümet birçok
işler yapmayı düşünmüşse de: "Köklü bir girişim
için, dayandığı kuvvetin sağlamlığına daha
inanamadı" sözleriyle bizi suçladıktan sonra şu kanısını
ortaya atıyordu: "Dahiliye Nazırı bu kuvvete -yani Kuvayi
Milliye'ye- gereksinme gösterenlerin başında desem ileri gitmiş
olmam."
Cemal Paşa'nın,
mektubunu imzaladıktan sonra yine kendi imzasıyla mektubuna eklediği
bir özette şu cümleler vardı: "Karşıcıllar ve
yabancılar, Meclisin açılmasını engellemeye karar vermişlerdir.
Heyeti Temsiliye toplantı yeri üzerindeki çekişmeyle bu engellemeyi
sürdürürse işimiz Tanrı'ya kalıyor demektir." (belge:
193)
Baylar, bu mektuptaki, bundan önce
gelen yazılardaki ve bundan sonra boyuna bildirilecek olan düşüncelerdeki
mantık, yorumlama ve görüş sağlamlığı üzerinde
söz söylemeyeceğim. Yalnız, bu mektuba 28 Kasım 1919 günü
verdiğimiz açıklamalı yanıtın bir cümlesini, olduğu
gibi aktarmakla yetineceğim. O cümle şudur: "Yüksek hükümetin,
köklü bir girişim için dayandığı kuvvetin sağlamlığına
güvenemediğini ortaya koyan sözlerini, gerçeğe uygun
bulmuyoruz"
Baylar, Dahiliye Nazırı
Damat Şerif Paşa, duraksamaksızın ve durmaksızın
ulusal birliği bozmaktan; ulusu, her gün sürüp giden ve genişleyen
saldırılar karşısında sessiz ve kıpırtısız
tutacak önlemler almaktan geri durmuyordu. Öteki nazırlıkları
da bu ilkeye göre iş görmeye kışkırttığı görülüyordu.
Örneğin, Eskişehir'de Hamdi Efendi adında bir kadı vardı.
Kuvayi Milliye'ye karşı olduğu için orada duramamış,
geri gelmemek üzere İstanbul'a gitmişti. Bu Kadı Efendi'yi, yeni
hükümet gene Eskişehir'e göndermiş. Durumu bildirerek, kendisinin
değiştirilmesi gerektiğini Mutasarrıf, Adliye Nazırlığına
yazmış, fakat bu yazıya yanıt verilmemiş. Mutasarrıf
ve Eskişehir Bölge Komutanı, bu durumu Heyeti Temsiliye'ye bildiriyor
ve: "Eğer Adliye Nazırlığı bu öneriyi dikkate
almayacak olursa, kadının kovulması gereklidir. Yüksek buyruk ve
düşüncenizin bildirilmesi rica olunur" diyordu. Biz
de düşüncemizi soranlara şu yanıtı vermek zorunda kaldık:
"Ulusal amaçlara uyacağına söz veren ve bu ilkeye göre ulusal
örgütten her türlü yardımı gören yüksek hükümete kadının
değiştirilmesi işi duyurulmazsa, en sonunda kovulmasının
zorunluluk haline geleceği apaçık bir gerçektir."Doğaldır
ki bu durumda bulunan İstanbul görevlileri az değildi.
Buna benzer birtakım
işler üzerinde hükümetin görüşünü bildiren Harbiye Nazırı
Cemal Paşa'nın 24 Kasım 1919 günlü bir şifresinin ilk cümlesi
şu idi: "Devletin içişleri ve siyasası kesinlikle ortaklık
kabul etmez." (belge:194)
Bu tele 29 Kasım
1919 günü verdiğimiz ayrıntılı yanıtta, biz de şöyle
dedik: "Devletin içişlerinin ve siyasasının kesinlikle
ortaklık kabul etmediği bir gerçek olmakla birlikte, bir benzeri
bulunmayan bugünkü durumda yurdun ve ulusun geleceğini güven altında
tutacak olan ulusal örgütleri bilerek ya da bilmeyerek güçsüz bırakacak
ve ulusal birliği bozacak hiçbir işlemi ulusun kabul etmeyeceği
de yasal ve doğaldır." Bu telin son cümlesi şöyle idi:
"Kurulumuz, imza ederek vermiş olduğu sözlere yüzde yüz bağlıdır.
Şu var ki bunun karşılıklı olması gerektir. Oysa,
hükümet Salih Paşa'nın imzaladığı protokollarla
notlarda sözü geçen işlerin daha hiçbirini yapmamış ve varsa
engelleyici nedenleri de bildirmemiştir." (belge:195)
Baylar, şimdi
vereceğim kısa bir bilgi ve göstereceğim belgeler -ki bu bilgiyi
doğrulamaktadır- Ali Rıza Paşa Hükümetinin bizi suçlamada
ne denli haksız ve hükümet işlerinde, en hafif deyimiyle, ne denli
ilgisiz olduğunu gözlerinizin önünde canlandıracaktır sanırım.
Baylar, İstanbul'daki
gizli dernekler ve bu derneklere önderlik eden birtakım kişiler
-Harbiye Nazırı Cemal Paşa'nın mektubunda da itiraf edildiği
gibi- sırtlarını yabancılara dayamışlardı.
Bunlar, gerek bol paradan, gerekse Ali Rıza Paşa Hükümetinin çokça
hoş görüsünden ve gevşekliğinden yararlanarak yurdu, baştan
başa ateşe vermek için olanca güç ve çabalarıyla çalışıyorlardı.
Bu konudaki bilgiler ve elde edilen belgeler de Hükümetin bilgisi dışında
bırakılmış değildi. İstanbul'daki örgütümüz ve
düzenimiz yardımıyla elde edilmiş bir kısım belgeler,
olduğu gibi Cemal Paşa'nın ve Sadrazam Paşa'nın
ellerine verilmişti. Bu belgeler, o günlerde, yabancı devlet
temsilcilerine de verilmiş ve böylece işi, İtilâf Devletleri hükümetlerinin
çoğu öğrenmişti. O zaman özetleri de bütün komutanlara ve başka
gerekenlere bildirilmiş olduğuna göre, artık olayın tarihe
karışmış olduğu bugün, yüksek topluluğunuzca ve
ulusça bilinmesinde bir sakınca görmüyorum.
Sait
Molla Nasıl Çalışıyordu?
Ulusal savaşlar sırasında
karşılaştığımız açık ve gizli güçlükler
üzerinde köklü bir bilgi edinmeye ve gelecek kuşakların ders almasına
ve uyanmasına yarayacak nitelikte olan, söz konusu belgeleri, olduğu
gibi bilginize sunmayı uygun buluyorum. Bu belgeler, İngiliz Muhipler
Cemiyetinin sözde başkanı olarak tanınan Sait
Molla'nın, Bay Fru adındaki
rahibe gönderdiği mektupların örnekleridir.
Baylar, bu mektupların
örneklerinin alındığını sezen Sait Molla, Türkçe İstanbul
gazetesinin 8 Kasım 1919 günlü sayısında, bu mektuplardan söz
açarak uzun ve sert bir dille yalanlama yayımlamış olsa da, gerçeği
yadsımanın yolu yoktur. Bu mektupların örnekleri., Sait Molla'nın
evinden ve mektup karalamalarının yazılı bulunduğu bir
defterden, olduğu gibi çıkarılmıştır. Bunlar bir
yana, mektupların içindekiler, yurtta beliren durumlara, olaylara ve kimi
kişilerin tutumuna tam bir uygunluk göstermektedir. Şimdi izin
verirseniz, bu mektupları yazılış sırasıyla sunayım:
Birinci Mektup
Sevgili dostum,
Verilen iki bin lirayı Adapazarı'nda Hikmet Bey'e gönderdim.
Oradaki işlerimiz pek yolunda gidiyor. Birkaç gün sonra verimli sonucunu
elde edeceğiz. Şimdi aldığım şu bilgiyi, şu
pusulamla size tezelden iletmek istedim. Yarın sabah kendim gelip geniş
bilgi vereceğim.
Kuvayi Milliye'den yana olanların Fransa'ya pek çok eğilim
gösterdiklerini ve General Despere'nin (Franchet d'Esperey) Sivas'a gönderdiği
subayların, Mustafa Kemal Paşa ile görüşerek İngiltere Hükümetine
karşı birtakım kararlar aldıklarını Ankara'daki
adamımız "N.B.D. 285 /3", özel bir ulak ile gönderdiği
mektupta bildiriliyor. "D.B.K. 91/3" her ne kadar derneğimiz üyesi
ise de bu adamın Fransızlara çaşıtlık ettiği ve
sizin bu örgüte başkanlık ettiğinizi söyleyip yaydığı
kanısı bende uyanmıştır. Bu iş üzerinde de, yüksek
kanılarınıza ve güveninize aykırı düşecek sözlerimle,
şimdiye dek o adam için göstermiş olduğunuz güvendeki yanılgıyı
belirtmiş olacağım. Dün sabah Âdil Bey'le birlikte, Damat Ferit
Paşa Hazretleri'nin yanına gittim. Biraz daha sabretmeleri ve
beklemeleri gereğini sizin adınıza kendilerine bildirdim. Damat
Ferit Paşa Hazretleri verdiği karşılıkta, size teşekkür
etmekle birlikte, Kuvayi Milliye Anadolu'da büsbütün kök saldığını
ve karşı bir hareketle hain başkanları tepelettirilmedikçe,
kendisinin Sadrazam olamayacağını ve böylece Padişahın
da onayından geçen sözleşme hükümlerinin Konferansta
savunulamayacağını söyledi. Ayrıca, Kuvayi Milliye'nin dağıtılması
için yüksek İngiltere Hükümeti katında tezelden girişimlerde
bulunularak, ortak bir notanın milletvekilleri seçiminden önce Babıâliye
verilmesini ve çetelerimizin Adapazarı, Karacabey ve Şile'de Rumlara
karşı girişecekleri saldırıları tutamak yapıp
Kuvayi Milliye'nin güvenliği bozduğu gerekçesiyle işi çabuklaştırmaya
çalışmamızı; İngiliz basının, Kuvayi
Milliye'ye karşı yayın yapmasının sağlanmasını
ve özel olarak torpido ile gönderilen "E. B. K.19 /2"ye, dün görüştüğümüz
işler üzerinde telsizle yönerge verilmesini rica ediyor. Bu gece, saat on
birde Âdil Bey "K."de sizi görecek ve Ferit Paşa'nın bazı
özel ricalarını daha bildirecektir. Daha sonra, Padişah
Hazretleri ile Mister "T'. R." görüşebilecektir. Refik Bey'e
artık güvenmeyiniz. Sadık Bey de bizimle çalışabilecektir.
Saygılarımı sunarım.
11.10.1919
Sait
Ek : Karacabey'le Bozkır'dan daha bir haber alamadık.
İkinci Mektup
Ankara'daki "N. B. D. 285/3"den gelen 12.10.1919 günlü
mektupta, Sivas Heyeti Temsiliyesi'nden kurmay albaylıktan emekli
Vâsıf
Bey'in
Despere ile görüşmek üzere gönderileceği ve birkaç güne değin
yola çıkacağı bildiriliyor. Hikmet Bey paraları almış,
Biraz daha para istiyor. Önceki gün sizin yanınıza geldiğim sırada
izlendiğimi söylememiştim. Dönüşümde biri sarı bıyıklı,
ötekisi kumral ve köse iki adamın sokak başında beni
beklediklerini gördüm. Gece olduğu için epeyce korktum. Yalnız
birbirlerine yavaşça: "Bu Sait Molla imiş. Artık
gidelim." dediklerini işittim. Bu sık sık buluşmalar
benim için iyi olmayacak. Fuat Paşa Türbesi yakınındaki görüştüğümüz
evi tutabilirseniz buluşabileceğiz. Nâzım Paşa, derneğimizi
haber almış. Bana çok gücendi. İzninizle "N. B. S.
495/1" düzenine kendilerini kattım. Ev işi bir yoluna
konuluncaya değin sizinle o buluşacaktır. Karacabey'de "N.
B. D. 289/3"e gönderilen bin iki yüz lira, yerine ulaşmıştır.
Yola çıkacaklardır. Ferit Paşa, Babıâliye verilecek notayı
her dakika bekliyor. Bu durum, Padişah Hazretlerini pek üzüyor. Teselli
ettirmeniz ve her zaman kendisine umut verici sözler söylettirmeniz, çıkarlarımız
gereğidir. Bizim padişahların, her şeye karşı arık
olduklarını unutmayınız. Seyit Abdülkadir Efendi, o iş
için pek tuhaf şeyler söyledi. Sözde arkadaşları:
"Yurtseverliğe aykırı düşer." diyorlarmış.
Artık siz işi bir yoluna koymaya bakınız. Polis Müdürü
Nurettin Bey'in değiştirileceği söyleniyor. Hepimizin koruyucusu
olan bu kişi üzerine gerekenlerin dikkatlerini çektiriniz. Saygılarımı
sunarım.
18 /19.10.1919
Sait
Ek: Ali Kemal Bey o adamla görüşmüş. Konuşmayı
iyi yönetemediği için karşısındaki adam amacını
anlamış ve kendisine, büyük bir aşağılama ile:
"Biz, sizin İngilizler hesabına çalıştığınızı
anladık." demiş.
Üçüncü Mektup
Yapılan propagandaları, Göz Hekimi Esat Paşa kolu
ve özellikle Çürüksulu Mahmut Paşa, resmi bilgilere dayanarak boyuna
yalanlatıyor ve halkın heyecanını yatıştırmaya
çalışıyorlar. Bu adamlar başvurdukları zaman hiç karşılık
verilmemesini; dün kararlaştırdığımız kişiye,
Padişah aracılığıyla buyruk vermenizi rica eder, saygılarımı
sunarım.
19.10.1919
Sait
Dördüncü Mektup
Sevgili Üstat,
Muhipler (İngiliz Muhipler Cemiyeti üyeleri) arasında
Franmason örgütünü istemeyenler var. İttihatçıların yolu
tutulacağından korkuluyor. Bu örgütün yönetiminde kalp ve ruh ile
yetiştirilmiş gençlerin katılmasıyla, bu programı
uygulayabileceğiz. Benim kılığımın engel olması
yüzünden eski dostunuz "K. B. V. 4/35", kararlaştırılan
ilkelere göre işe başlayacaktır. Ankara ve Kayseri'den yine
haber yok. Saygılarımı sunarım üstadım.
19.10.1919
S.
Beşinci Mektup
Üstat,
Kasidecioğlu Ziya Molla dün Adam Blok'a (Adam Block) haber göndermiş,
eski dostu olmasına güvenerek, benim başında bulunduğum
Muhipler Cemiyetinin korunmasının İngiliz karakteriyle bağdaşmadığını
ve bunun kamuoyu üzerinde kötü etkiler yaptığını, böylece
Cemiyeti namuslu kişilerin temsil etmesi gerekeceğini dolayısıyla
anlatmış ve benim için çok kötü sözler eklemiş. Bu kişinin
bana karşı kişisel düşmanlığı olduğunu
hatırlatmak isterim. Ziya Molla'nın damadının kız kardeşi
eskiden benim karımdı: Kendisini boşadığım için
bana böyle düşmanlık ediyorlar. Bunun Adam Blok Hazretleri'ne
duyurulmasını ve Ziya Molla'nın şimdi İngilizlerden
yana olmayıp ulusal eylemi destekleyenlerin propagandacısı olduğunu
ve Mustafa Kemal Paşa ile ilişki kurmuş bulunduğunu ve beni
suçlamasıyla da niteliğini ortaya koyduğunu üstatça görüşlerinize
sunmak isterim.
21.10.1919
S.
Ek: Bir sakınca yoksa, Adam Blok Hazretleri'ne size olan
hizmetlerimi duyurunuz.
Altıncı Mektup
Sayın Üstat,
Ankara'dan "N. B. D. 295 /3"den özel ulak ile gelen 20
Ekim 1919 günlü mektupta bildirildiğine göre "K. D. S. 93/1",
yönergemiz gereğince orada bırakılarak kendisi Kayseri'ye gitmiştir.
Yönergenin onaylanmış bir örneğini de Galip Bey'e gönderdiğini
bildiriyor. Önceki ödeneği harcamış olduğu için yeniden
ödenek istiyor. Gizli örgütümüzün genişlediğini ve haydut başkanlardan
yakasını kurtaran Muhiplerimizin şimdilik köylerde kalarak el
altından işe başladıklarını muştuluyor ve son
yaptığınız ustaca düzenlemelerin verimli olacağını
bildiriyor. "M.K.B.", pürüzsüz Türkçesi yüzünden önemli işler
çeviriyormuş. Hele hocalığına diyecek yok diyor. Yönergenin
"X.W" plânı tam olarak hazırlanmış. Aramıza
yeni yabancılar girmemiş ise amaç, sezilmeksizin eylemli olarak sağlanmış
olacaktır. Yeni ödeneğin gönderilmesini beklemek üzere özel ulak
"4 R " burada alıkonulmuştur.
23/24.10.1919
S.
Ek: Ahmet Rıza Bey'in İtalyan güdümü üzerindeki
demecini mektubun sonuna ekledim. Kendisinin Fransa'ya geçmesi, bizce tehlike
olur. Bu işi sağlama bağlayınız.
Yedinci Mektup
Üstadım,
Ali Kemal Bey dün o adamla görüşmüş. Basın işinde
biraz ağır davranmak gerektiğini söylemiş. Bir kez, lehine
yöneltilmiş olan düşünürleri ve yazarları öncekine karşıt
bir amaca yöneltmek, bizde pek kolay olmaz. Bütün devlet görevlileri ulusal
eylemi şimdilik iyi görüyor, demiş. Ali Kemal Bey, yönergenize
eksiksiz uyacak. Zeynelâbidin partisiyle de işbirliği yapmaya çalışıyor.
Kısacası, işler bulandırılacak, Bugünlerde
Fransa ve Amerika çevrelerinde benim adım çok geçiyormuş. Bunun
nedenini şimdiye dek anlayamadım. Ulusal eylemden yana olanların,
bu hükümetin siyasal görevlileri üzerinde yaptıkları etki sonucu
olarak, tehlikeye giren yaşamımın korunması size bırakıyoruz.
Ben bu güvenle kendi kendimi yüreklendiriyorum. Hikmet ile kendim görüştüm,
Bu kez onu biraz kaypak buldum. Ama sağlam güvence verdi. "Ben
merdim. Sözümden dönmem." dedi. Sivas olayını nasıl
buldunuz? Biraz düzensiz ama yavaş yavaş düzelecek. Kadıköylü
de işi üzerine alıyor. Fakat o yere batası ittihatçı basın,
bazı bazı bizim işlere engel oluyor. Bunların yazılarına
dikkat gerek. Paşamız gene de sinirli, "Ne vakit olacak?"
diyor. Ev işinin bugüne dek yoluna konulmamış olması, buluşup
görüşmemizi güçleştiriyor. "N.H.S. 495/1" Konya'ya önem
verilmesini öğütlüyor. Size sözlü olarak açıkladığı
iş üzerinde dikkatini çekmemi rica ediyor. Ali
Kemal Bey'in
uğradığı son yıkım üzerine üzüntülerinizi
bildirdiğinizi söyledim. Bu adamı elde bulundurmak gerek. Bu fırsatı
kaçırmayalım. Bir armağan sunmak için en elverişli zamandır.
19 Ekim günlü mektubumu almadığınıza üzüldüm. Aracıyı
biraz sıkıştırınız. Tehlikeden sakınmak,
benim için pek önemlidir. Yeni bir parola gönderiniz. Hikmet ve Kadıköylü'ye
numaralarını vereceğim. Saygılarımı sunarım
üstadım.
24.10.1919 S.
Ek: Birkaç kez söylemek istediğim halde unutuyorum. Mustafa
Kemal Paşa'ya ve onu tutanlara biraz yumuşak davranmalı ki,
kendisi tam bir güvenle buraya gelebilsin. Bu işe pek çok önem veriniz.
Kendi gazetelerimizle onu destekleyemeyiz.
Sekizinci Mektup
Sevgili Üstat,
Seçimleri geciktirmek ve geri bırakmak için gerek Mustafa
Sabri ve gerek Hamdi ve Vasfi efendilerle uzun uzadıya, verdiğiniz yönerge
sınırları içinde görüştüm. Razı oldular.
Mahallelerde propagandalar başladı. Gerekenleri elde edecekler. Bol
para dağıtarak halkın kafasını karıştıracaklardır.
Padişahın bu konuda aydınlatılması gerekmektedir.
Ustaca düşünce ve önlemlerinizle amaca ulaşacağımıza
güvence veririm, üstat.
26.10.1919
S.
Dokuzuncu Mektup
"9. R." özel ulak geldi. Keskin örgütü bitmiştir.
Arkadaşlara propaganda için yönerge verdim. Başarılarımızın
ilk verimlerini yakında alacağımıza güveniyorum, üstadım.
27/28.10.1919
S
Onuncu Mektup
Sevgili Üstat,
Sarayda, yeni hükümet kurulmasının düzenlediği ve
tasarladığı söylentisi yayılmıştır. Bu işin
çabuklaştırılması çok gereklidir. Anadolu örgütümüzün
bazı düzenleri Kuvayi Milliye'ce anlaşılmış, özellikle
Ankara ve Kayseri'de bize karşı çalışmalar başlamıştır.
Kürt
Cemiyeti,
söz verdiği halde bir iş yapamadı. Çetelerimizden bir kısmı
tepeleniyor. Ne pahasına olursa olsun, tasarlanan hükümetin iş başına
getirilmesi pek çok gereklidir. Ali
Rıza Paşa'nın,
düzenlemelerimize karşı önleyici önlemler alacağını
da sanıyorum. Bozkır'a gidecek adamlarımız, tanınmış
kişiler olduklarından, çokça korkuyorlar. Konya'da "K.B.
81/1"e, sizin adamınız aracılığı ile olayın
kızıştırılması için bildirim yapılarak,
propaganda kurullarının bu konu üzerinde çalışmaya çağrılması
gereğini ve zorunluğunu bildirir, saygılarımı sunarım.
29 /30.10.1919
S.
Benim bir mektubumdan Hikmet'e söz açmışlar. Bu
mektubun içinde yazılı olanları nereden öğrenmişler'?
Hikmet ile kendim görüştüm; bunun doğru olduğunu, şaşkınlık
içinde Hikmet'ten dinledim. Çaşıt, benim çevremde midir, yoksa
sizde midir?
On Birinci Mektup
Sevgili Üstadım,
Kürt Teali Cemiyetindeki yakın dostlarımızla görüştüm.
Yeni geldikleri için birkaç gün sonra, verilen yönergeye uygun olarak
gerekli düzenlemeleri yapacaklarını; yalnız Kürdistan'a gönderilecek
çeşitli arkadaşlar için büyük bir ödenek verilmesi gerektiğini
söylediler. "D. B. R. 3/14l" den gelen mektubu da gösterdiler. Urfa,
Antep, Maraş'ta Fransızlara karşı gereğinden daha çok
kışkırtma yaptıkları ve halkı, kolordu komutanının
güttüğü yumuşak siyasaya aykırı bir davranışa sürükledikleri
yazılıdır. Hükümet başkanlığına Zeki Paşa'nın
getirilmemesi için ileri sürülen düşünceler doğru değildir.
Bu adam Kürtlere sözünü geçirebilecek durumdadır. Eski Ermeni kırımı
unutulmuştur. Sizin aklınıza gelenler, bugün için her halde
mevsimsizdir. Bunu, gerektiğinde başka türlü yorumlamak kolaydır.
Ustaca yardımlarınızı her dakika bekliyoruz. Karşıdaki
olayı ötekilerine bulaştırmaya çalışıyoruz. Saygılarımı
sunarım.
4.11.1919
S.
On İkinci Mektup
Sevgili Üstadım,
Ahmet Rıza'nın Le Temps gazetesi haber yazarına
verdiği demeç elbette dikkatinizi çekmiştir. Emir Faysal'a Fransızlarla
anlaşma yapmasını öğütlemesindeki anlamın kapsadığı
siyasal nükte, ustaca görüşlerinizden uzak kalmamalıdır.
Kuvayi Milliye başkanları, son günlerde dikkati çekecek bir biçimde
Fransa'ya eğilim belirtisi gösterdikleri gibi, bir yandan Irak'ta kargaşalık
çıkartırken öte yandan Suriye'deki egemenliğinizi de baltalamak
istiyorlar. Bu kuvvetlerin sürüp gitmesinde gösterilecek ilgisizlik ve
savsaklama, İslam dünyasının İngiltere'ye karşı
olağanüstü çalkanmasıyla sonuçlanacaktır. En dikkate değer
olan bu noktayı görmek ve yüksek siyasa adamlarınıza göstermek
pek çok önemli ve gereklidir. Şu düşüncemle bilimsel değerinize
dil uzattığım sanısına varmayınız. Çünkü,
Türkiye üzerinde sizden başka bir kuvvetin erkini ve egemenliğini sürdürmesi,
siyasal amacımıza aykırıdır. Fransa, İtalya ve özellikle
Amerika'nın, gerek devlet adamlarıyla gerek basınıyla bu
kuvvete karşı gösterdikleri türlü eğilimler, siyasal ve askeri
üstünlüğünüzü çekemediklerinin açık belirtileridir. Ahmet Rıza
gibi Klemanso
(Clemenceau) ve Pişon'un (Pichon) ve çeşitli yüksek siyasa adamlarının
en yakın ve eski dostu olan kişilerin, Fransa'da önemli bir rol çevireceklerine
ve kamuoyunu tam anlamıyla kendilerinden yana çekeceklerine inanınız.
Bu adamın İsviçre'ye geçmesi ile ilgili haberlere bakılırsa
oradan bir yolunu bulup Fransa'ya geçmek amacında olduğu kanısına
varabilirsiniz. Balıkesir dolaylarındaki kuvvetlerimiz bozularak kaçmış
ve "A. R." de gizlenmişlerdir. Yeni kuvvetler hazırlanıyor.
Beş bin liradan aşağı olmamak üzere ödenek istiyor.
Karaman'dan "D.B.S. 40/5"ten gelen mektupta şimdilik beklemek
zorunda oldukları ve Kayseri'de "K.B.R.87/4"ten gelen mektupta da
pek yakında eyleme başlayacakları bildiriliyor. Ziya Efendi de,
"H.K." ve "C.H."de örgütler tamamlandığından
oraya yalnız ödenekle gitmek zorunda olduğunu sözlü olarak
bildiriyor. Dilerseniz durum üzerinde sözlü olarak size geniş bilgi
verecektir. Çok sıkı izlenildiğimizi, düzenlemelerimizden
Sivas'ın günü gününe haber aldığını söyleyebilirim.
Mehmet Ali'ye güvenmeyiniz. Ağzı sıkı değildir.
Herhalde boşboğazlık ediyor. Dış örgütte ve işlerde
benden başkasını kullanmasanız daha iyi olur. Ali Kemal
Bey'in listeye geçirilmesi zorunludur. Bunca sırlarımızı
bilen bu adamı gücendirirsek planlarımız, olduğu gibi
yabancı ellere geçer. Bu adamı sıkıca kollayınız.
Saygılarımı sunarım üstadım.
5.11.1919
S.
Kemal yakalanmış, bağlılığı bakımından,
"K. B. R. 15/1"in örgütle ne ölçüde ilişkisi olduğu
meydana çıkmış demektir. Bu adamı korumak çok gereklidir.
Mr.
Fru'ya Yazdığım Mektup
Baylar, bu geniş düzene
engel olmak ve yaratılan tehlikeli durumları ortadan kaldırmak için
elimizden gelen her yola ve önleme başvurduk.
Şimdiye değin anlattığım ve bundan sonra sırası
geldikçe hatırlatmaya çalışacağım o hepinizin bildiği
başkaldırmaları, karışıklıkları, resmi düşman
kuvvetlerinin saldırılarını bastırmak ve ortadan kaldırmak
için çok uğraştık, Ali Rıza Paşa Hükümeti, gözüne
batan Kuvayi Milliye'yi bastırmaya ve bunun için bizimle didişmeye
bakmaktan başka bir yardımda bulunmadığı gibi ondan
sonra hükümet kuran yüksek arkadaşları da, onun yolunda gitmekten
ve sonunda yıkımdan yıkıma, rezillikten rezilliğe sürüklenmekten
başka bir iş görmediler.
Baylar, bütün bu
gizli düzen kaynaklarının, Rahip Fru'nun kafasında toplandığını
ve oradan din kardeşlerimiz olacak hainlerin kafalarına sokularak
uygulama alanına çıkarıldığı kestirildiğinden,
bir zaman için olsun Rahip Fru'nun durmasını ve bu işten uzaklaşmasını
sağlamaya yarar düşüncesiyle, kendisine bir mektup yazdım.
Mektubun iyi anlaşılabilmesi için, şu bilgiyi de ekleyeyim ki
ben Bay Fru ile İstanbul'da bir iki kez görüşmüş ve tartışmıştım.
Fru'ya Fransızca olarak gönderdiğim mektubun Türkçesi şudur:
Mister Fru'ya,
Sizinle, Mösyö Marten aracılığıyla, yaptığımız
görüşmelerin anısını seve seve gönlümde saklıyorum.
Yıllarca ülkemizde ve ulusumuz arasında yaşamış olan
sizin, bizim için en doğru düşünce ve kanılarla dolu bulunacağınızı
umardım. Oysa, ne yazık ki, İstanbul çevresinde karşılaştığınız
kimi aymaz ve çıkarcı kişilerin, sizi yanlış yönlere
sürüklediklerini pek çok üzülerek anlıyorum. En başta Sait Molla
ile düzenlemeye ve uygulamaya başladığınız, güvenilir
kaynaklardan öğrenilen planın, İngiliz ulusunun gerçekten kınayacağı
bir nitelikte olduğunu bildirmekliğime izninizi rica ederim.
Ulusumuza, Sait Molla'nın değil, fakat gerçek yurtseverlerimizin gözüyle
bakıldığı zaman, böyle planların artık ülkemize
ve ulusumuza uygulanabilecek bir yanı olmadığı yargısına
kolaylıkla varılır. Nitekim daha bugünün olaylarından olan
Adapazarı ve Karacabey olaylarının başarısızlığa
uğraması, sözümüzü doğrulamaya yeter. Fakat, buna ne gerek
vardı? İngiliz subayı Novil'in, Diyarbakır dolaylarında
Müslüman Kürt halkı yoldan çıkarmaya pek çok çalıştıktan
sonra Malatya'da, eski Elazığ Valisi Galip ve Malatya Mutasarrıfı
Halil Beylerle, Sivas'a karşı yaratmaya çalıştığı
olay, sonucu bakımından bütün uygarlık dünyasına karşı
utanç verici değil miydi?
Size önemle ve içtenlikle bildiririm ki, İngiliz ulusu,
ulusumuzun dostluğuna ve güvenine değer vermiyorsa, bundaki yanılgı
pek derindir. Böyle değilse kullandığınız araçlar pek
yanıltıcı olup, sonuç ve verim alınacak nitelikte değildir.
Sait Molla aracılığıyla Adapazarı'na gönderilen iki
bin liranın, yakında verimli sonuç sağlayacağı yolunda
verilen sözün yalan olduğunu olaylar size anlatmış olacağından
uzun sözü gerekli görmem. Hele sizinle ilişki kuran düzmecilerin,
Osmanlı Padişahının da ortaklaşa yaptığınız
işlerinizde ve çalışmalarınızda eli varmış
gibi gösterilmesi pek tehlikelidir. Siz çok iyi düşünebilirsiniz ki
Padişah, sorumsuz ve tarafsız olup ulusal irade ve egemenliğimizle
ilgili gerçekleri değiştirmez ve bozmazlar. Ülkemizde bulunan İngiliz
siyasal görevlilerinin, elbette İngiliz ulusunun eğilimine ve çıkarına
aykırı olarak, yurdumuza ve ulusumuza karşı uygarlığa
ve insanlığa yaraşmaz bir biçimdeki girişimlerini, elimizde
bulunan belgelerle İngiliz ulusunun gözü önüne serersek, sonuç dünyaca
iyi karşılanmaz sanırım. Fakat, bu konuda, tuhaf olması
bakımından şunu da bildirmek zorundayım ki siz, bir din adamı
olarak siyasa oyunlarına, özellikle öldürüşmeye varacak işlere
karışmak hevesine kapılmamalıydınız. Sizinle yaptığım
görüşmelerde, sizi bu türden bir siyasa adamı olarak değil,
insanlığa hizmet eden, adaleti seven erdemli bir kişi olarak tanımıştım.
Bunda ne denli aldandığımı son aldığım sağlam
bilgilerin doğrulamakta olduğunu size bildirmekle şeref duyarım.
Mustafa
Kemal
Ali
Rıza Paşa Hükümeti Düşmanın Yalanlarına Gerçek Gözüyle
Bakıyor
Baylar, İstanbul'da hükümetin
gözü önünde ve bilgisi altında yapılmış ve yapılmakta
olan alçakça girişimlerin ve bu girişimlerin bütün yurtta uğursuz
belirtileri olduğunu açıkça ortaya koyan olayların gerçek
kaynaklarını ve etmenlerini, İstanbul Hükümetinin, Heyeti
Temsiliye'den daha iyi bildiği, şimdi de kuşku götürür mü?
Baylar, işlerin içyüzünü
bilen bir hükümetin üyelerinden, düşmanların, salt yanıltmak
ve yoldan çıkmak amacıyla ortaya attıkları kara çalmalara
ve söylentilere gerçek gözüyle bakıp, yine onların öğütlerini
çıkar yol ve önlem diye uygulamaya kalkışmak gibi bir davranış
beklenir mi?
Bu sorulara yanıt vererek yüksek
topluluğunuzu yormaktan çekindiğim için sözü, Ali
Rıza Paşa Hükümetinin düşüncesini
yansıtan Harbiye Nazırı Cemal Paşa'ya bırakmayı yeğ
tutarım.
Baylar, açıkça
söylemeliyim ki ben, Cemal Paşa'nın bu konu ile ilgili olarak gönderdiği
şifre telin anlamını ve kapsamını kavramakta güçlüğe
ve şaşkınlığa uğradım ve kendilerinden yeni
bir tel göndermelerini istedim, Nazır Paşa, 9 Aralık 1919 günü,
olduğu gibi bilginize sunacağım birbiri arkasından gelen
telyazılarını gönderdiler.
9 Aralık 1919
Sivas'ta
Üçüncü kolordu Komutanlığına
Mustafa
Kemal Paşa Hazretlerine
Yinelenmesi istenilen
telyazısı aşağıda sunulmuştur:
Hükümetin, Barış
Konferansına çağrılmak için istekte bulunduğunu
bilinmektedir. Antlaşmanın iyice bir sonuca varması, gidecek
delegelerimizin ulusal güveni kazanmış, hem de içişlerinde sözü
geçer bir hükümeti temsil etmeleriyle yapılabilir. Yabancı devlet
temsilcileri, içeride güvenliğin ve dirliğin kurulup yerleşmesini
durmadan öğütlüyorlar ve Anadolu'da bir kırıma uğrayacakları
kaygısıyla korkuya düşen Hıristiyan halkın, işgal
altında bulunan düşman elindeki yerlere sığınmakta
olduklarını etkili ve dikkat çekici bir dille söylüyorlar. Gerçi işgal
edilmiş yerlere ve özellikle Adana dolaylarına gidenler, oralardaki
Ermeni sayısını artırmak için gitmekte iseler de, bu gidiş
üzerine, Anadolu'da dirlik ve düzenliğin bozulduğu ileri sürülerek,
hükümetçe yapılan yalanlamanın etkisi azaltılıyor. Çünkü
Heyeti Temsiliye güvence verdiği halde illerde kimi kişilerin,
kendilerine hoş görünmeyen görevlileri kimseye danışmadan görevlerinden
çıkarmaları, değiştirmeleri; hükümet işlerini
aksatmaları, zor kullanarak yardım ya da vergi toplamaları gibi
davranış ve karışmalarının büsbütün önlenememesi
yüzünden, yabancı çevrelerin kaygıları da sürüp gitmektedir.
Devletimizin karada ve denizdeki şu durumunda alınyazımız üzerinde
karar verecek olan devletlere karşı gözdağı verici bir
davranış herhalde dokuncalıdır. Bundan başka, Heyeti
Temsiliye adına yabancı temsilcilere teller çekilmesinin, ülkede iki
hükümet bulunduğunu gösterdiğini Fransa temsilcisi açıkça söylemiştir.
Hele bunlardan herhangi birine karşı aşağılayıcı
sözler kullanılması, temiz ahlâk ve ileriyi düşünen sağlam
görüşle bağdaşmaz. Tehlike ve sıkıntı zamanlarında
ağırbaşlı ve onurlu davranmanın ulusal özelliğimizden
olduğu unutulmamalı; üzüntünün ve bezginliğin akla getireceği
aşırı ve öldürücü istek ve tasarılar için yurdun yüce
çıkarlarından vazgeçilmemelidir. Şimdiki durumumuzda haklarımızı,
ancak iyi siyasa gütmekle, uyanık durmakla ve zamanın gereklerine
uymakla savunabiliriz. Bu düşünceler, bildiğiniz şeyleri
sizlere bir daha bildirmekten başka bir şey değilse de, arkadaşlara
ve şubelere de yurtseverce öğütler vermek herhalde pek çok
gereklidir. Yakında toplanacak olan Meclisi Mebusan'ımızın,
sevgili yurdumuzun kurtuluşu ve mutluluğu için gereken bilgece önlemleri
bularak bu yüksek amacı gerçekleştirmeye bütün varlığı
ile çalışması ve özenmesi beklenmektedir.
Hükümetin düşüncesini
bilginize sunarım.
Harbiye Nazırı
Cemal
Baylar, dinlemiş olduğunuz bu telyazısının içindekileri yorumlayarak yüksek topluluğunuzu yormayı gereksiz bulurum. Yalnız izin verirseniz, buna verdiğim yanıtı, olduğu gibi sunmakla yetineceğim
Şifre
Sivas, 11.12.1919
Harbiye
Nazırı Cemal Paşa Hazretleri'ne
Hükümetin düşüncesi
olarak gönderilen 9 Aralık 1919 günlü telyazısı, Kurulumuzca gözden
geçirildi. Bu telyazısında bildirilenler, bunca açıklamalar
yaptığımız ve bilgiler sunduğumuz halde, gene eskiden
ileri sürülen görüşleri yineleme niteliğinde görülmüştür.
Heyeti Temsiliye'mizin amacı, hükümet erkinin kırılmasını
önlemek ve ulusal güveni sağlamlaştırmaktır diye birçok
kez güvence verilmiştir. Sunularımızın ne yazık ki,
gereken önemle dikkate alınmadığı kanısı
uyanmaktadır.
1. Anadolu'da
dirlik, düzenlik ve güven kalmadığı doğru değildir,
belki düşük Damat Ferit Paşa Hükümeti zamanında yaratılan
dirliksizlik ve güvensizlik, son zamanlardaki ulusal birliğin etkisi ile
ortadan kalkmıştır.
2. Kişilerce,
kimseye danışmadan görevli çıkarılmış ya da değiştirilmiş
değildir. Yalnız, Dahiliye Nazırlığının,
ulusal eylemlere karşı olmalarından dolayı düşük hükümet
zamanında ulusça kovulan ve adları herkesçe bilinen görevlileri
yeniden atamada direnmesiyle, pek anlamlı bir tutumu vardır. Dahiliye
Nazırlığının, ulusal isteklere büsbütün aykırı
olan ve şimdi bile kamuoyuna eski Nazır Âdil Bey ruhunun bu nazırlıkta
yaşadığı duygusunu veren yürütümüne, elbette pek haklı
ve yasal olarak, halk uyamamaktadır. Gene o müsteşarın, gene o
İçişleri Genel yönetiminin, gene o Özlük İşleri Müdürünün
işbaşında bulunmaları, gerçekten hem yüksek hükümetinizi
hem de ulusa karşı söz vermiş olan Heyeti Temsiliyemizi pek güç
bir duruma sokmaktadır. .....günlü telle bilginize sunduğumuz Dersim
Mutasarrıfı konusu, dikkat çekicidir. Artık bu konuda Heyeti
Temsiliye'ce yapılacak bir şey kalmamıştır. Bundan böyle
de, Dahiliye Nazırlığının bu gibi işleri yüzünden
ortaya çıkacak durumların düzeltilmesi için, iyi karşılanmadığından
ve güven beslenmediğinden, ricada da bulunulmayacaktır.
Son bir kez daha şunu bildirelim ki yüksek
hükümetiniz, ulusun güvenini gerçekten kazanmak, bu ülkeye ve ulusa yararlı
olmak dileğinde ise, ki buna Kurulumuzun hiç kuşkusu yoktur, ulusun
ruhuna, durumun ağırlığına göre bir yol seçmeli; asıl
derdi kendi içinde iyileştirmelidir. Yoksa, iş başına
gelindiğinden beri yapıldığı gibi, Heyeti Temsiliye'yi
hedef tutarak bu yolda sürekli yazılar yazmakla amaca ulaşılamaz.
3. Düşük
hükümetin ulusa düşman, düşmanlara dost olarak gütmüş olduğu
haince siyasanın mirası olan Aydın cephesinde para toplanırken,
belki bazı uygunsuzluklar olmuştur. Ancak, Sivas Genel Kongresi ile
oluşan ulusal birliğin ve Harbiye Nazırlığının
yaptığı yurtseverce çaba ve yardımların etkisiyle bu
gibi olayların da önü alınmış demektir.
4. Ulus,
Ateşkes Anlaşmasıyla bağlı bulunduğu düşman
devletlerden hiçbirine gözdağı verici bir durum almış değildir.
Yalnız, kutsal ve yasal haklarına el uzatılmasını,
kesin zorunluk olursa, silahla da önlemeye kararlıdır.
5. Heyeti
Temsiliye'nin, yabancı devlet temsilcilerine tel çekmesi konusuna gelince;
bu, ancak protestolarda bulunmak içindir ki, yüksek hükümetinizin onayından
da geçmiştir. Aslına bakılırsa, ulusal birliğin
temsilcisi olarak Heyeti Temsiliye'nin, ulus adına bu denli yazışmalarda
bulunması, yasal bir haktır. Eğer hükümet de, böyle duyarlık
gösterir ve ulusla bir düşüncede olduğunu bu gibi elverişli
durumlarda açıklamaya ve belirtmeye koşarsa, siyasaya zarar vermek
şöyle dursun, bundan pek büyük yararlar elde edileceği apaçıktır.
Oysa yüksek hükümetinizin, Adana'nın işgali gibi açık bir
haksızlığı bile protesto etmediğini Fransızlar söylüyorlar.
Demek ki, Fransız Temsilcisinin açık konuşmasının
nedenini bu noktada aramalıdır. Kısaca şunu bildirelim ki,
Heyeti Temsiliye, ne üzüntüye ve bezginliğe kapılmıştır
ne de kutsal görevlerinde ulusun ve yurdun esenliği için gerekenleri
anlayamayacak bir bilinçsizliğe düşmüştür. Ulusun esenliği
adına aldığı önlemlerde ve yaptığı bütün işlemlerde
ağırbaşlılığı ve onuru, alçalmaya ve uyuşukluğa
yeğlemeyi temel ilke olarak kabul etmiştir. Siyasanın da, akıllılığın
da, durumun gereklerine uymanın da ancak bu yolda olacağına inanmıştır.
Bunun için, ulusun çok acı gerçekler karşısında uyanık
ve bilinçli olan ruhundan aldığı bu ilkelerin tersini ulusa öğütleyemez
ve yakında toplanmasını çok gerekli saydığı
Meclisi Mebusan'ın da bu ruh ve duygu ile dolu olacağına sağlam
güven besler.
6. Heyeti
Temsiliye'mizin görüşü yukarda bilginize sunuldu. Bu gibi işlerde,
delegemiz olarak, sizin hükümet üyelerini aydınlatmanız ve aslı
olmayan şeyleri kendilerine açıklamanız gerektiğini, yurdun
esenliği adına, saygıyla bildiririz.
Heyeti Temsiliye adına
Mustafa Kemal
Çürüksulu
Mahmut Paşa'nın Demeci
Baylar, İstanbul'da
yurdun kurtarılmasıyla ilgili en önemli görevlerde çalışan
saygıdeğer ve akıllı tanınmış kişilerin
o zamanlar, İstanbul'un zehirli havasını almaları yüzünden,
anlayış ve görüşlerinde ne denli olumsuz sapmalar olduğuna
bir örnek vermek için, daha Sivas'ta iken karşılaştığım
küçük bir olayı, izin verirseniz bilginize sunmak isterim. Belki sayın
üyeler arasında hatırlayanlar vardır. Senato üyelerinden Çürüksulu
Mahmut Paşa, Bosfor (Bosphore) gazetesi yazarlarından birisine,
siyasal durumumuz üzerine demeç vermişti. Mahmut Paşa'nın o sıralarda
Barış Hazırlıkları Komisyonu üyesi olduğunu da
hatırlarsınız. Paşa'nın, 31 Ekim 1919 günlü
Tasviriefkâr gazetesinde de yayımlanan demecini, 17 gün sonra Sivas'ta
okudum. "Ermenilerin pek çok olan isteklerine hak vermeksizin, sınırlarda
bazı düzeltmeler yapmayı kabul ederiz." sözleri dikkatimi çekti.
Doğu Anadolu'da Ermenistan yararına toprak bırakılacağına
söz verme niteliğinde olan bu cümleyi, Barış Komisyonu üyelerinden
bir devlet adamının söylemiş bulunması, gerçekten düşünülmeye
ve şaşılmaya değerdi. Bundan ötürü, 17 Kasım 1919 günü
Çürüksulu Mahmut Paşa Hazretleri'ne göndermeyi yararlı saydığım
bir telyazısında, demecindeki işaret ettiğim cümleden dolayı,
"Doğu Anadolu halkının, pek haklı olarak, son derece üzgün
ve kırgın olduğunu" belirttikten sonra: "Erzurum ve
Sivas kongrelerinin kararları uyarınca ulusun Ermenistan'a bir karış
toprak bırakmayacağını; dahası, hükümet, bu denli acı
bir zorunluk karşısında boyun eğerse ulusun, kendi haklarını
kendisi savunmaya karar verdiğini ve bunun bütün dünyaya ilan edilmiş
olduğunu" yazdım ve bu ulusal dayanç kararının ve
direncin herkesten önce Barış Hazırlıkları Komisyonu yüksek
üyelerince bilinmesi ve benimsenmesi gerektiğini bildirdim. (belge: 196)
Baylar, Sivas'ta kaldığımız
sırada birçok sorunlar ve olaylarla karşılaşılmış
ve zorunlu olarak ulusal, idari, askeri ve siyasal girişim ve yürütümlerde
bulunulmuştur. Bunların hepsini ayrıntılarıyla anlatmak
uzun sürer. Yalnız, izlediğimiz olaylar zincirinin birbirine bağlanmasına
yarayacak kimi noktalara dokunarak ve işaret ederek geçeceğim.
Ulusal
Örgütlerin Düzene Sokulması
Baylar, ulusal örgütün düzene
sokulması önemliydi. Bunun için özel önlemler alındı. Seçimler
dolayısıyla ortaya çıkan bazı görüş ayrılıklarının
giderilmesi çarelerine başvuruldu.
Maraş'ta kimi Çerkez
yurttaşlar, sözde Maraş'ın bütün Çerkezleri adına
Cebelibereket (Adana'nın doğusunda bulunan ve o zamanlar Adana
iline bağlı olan bir sancak. Bugünkü Osmaniye, Islahiye, Dörtyol ilçelerinin
bulunduğu yerler) Guvernörünün (O zamanki Cebelibereket sancağının
Fransız yöneticisi) Maraş'a gönderilmesini, Antep'teki Fransız
askeri komutanından telle istemişlerdi. Buna izin veren Maraş
Mutasarrıfı kınandı. Maraş'ın esnaf ve ileri
gelenlerine, söz konusu Guvernör gelecek olursa, karşılamamaları
bildirildi. İstanbul Hükümetinin de dikkati çekildi.
Bolu dolaylarında
güvensizlik gittikçe artıyordu. İzmit'te, Âsım Bey'den sonra,
Birinci Tümen Komutanı olan Rüştü Bey'e bu konuda yönerge verildi.
Baylar, 20 Kasım
1919 günü, İstanbul'daki örgütümüzden, Kara Vâsıf ve Albay
Şevket imzalarıyla gelen bir şifrede: "Gebze Kaymakamının
karşıcıl olduğu ve çeşitli ağır suçlar işleyen
Yahya Kaptan'ın kötülüklerini örtmeye ve daha başka işlere başlayarak
Kuvayi Milliye'ye leke sürmeye çalıştığı"
bildiriliyor; bu kaymakamın yerinin değiştirilmesi söz konusu
ediliyordu. (belge: l97)
Biz de bu görüşe
yürekten katılarak gereğinin Cemal Paşa aracılığıyla
sağlanmasını yanıt olarak bildirdik. (belge: l98)
Baylar, bu Yahya
Kaptan sorunu, devrimin önemli bir evresi içine girdiği ve çok anlamlı
olduğu için biraz ayrıntılara inmeyi uygun görüyorum.
Şimdiye değin
verilen bilgilerden kuşkusuz anlaşılmış olacaktır
ki, karmaşık, birbiriyle anlaşmış ve ortak düşmanların
uygulamaya çalıştıkları planın önemli bir noktası
da, ülke içinde güvensizlik olduğunu ve Hıristiyan halka saldırıldığını,
eylemli ve maddesel işler ve olaylarla dünyanın gözü önünde tanıtlamak
ve bu iş ve davranışların Kuvayi Milliye'ce yapıldığına
inandırmaktı. Bu gizli ve alçakça amacın gerçekleştirilmesi
için de, bildiğimiz gibi, birtakım çeteler kurarak özellikle Hıristiyan
halk üzerine saldırmak ve bu çetelerin işleyecekleri ağır
suçları, ulusal örgütlerin üstüne atmak yolunu tutuyorlardı. Bu
girişimler, az çok yurdun her yanında filiz vermeye başlamakla
birlikte, en önemli gelişme ve çalışma, İstanbul'a yakınlığı
dolayısıyla, Biga, Balıkesir ve özellikle İzmit, Adapazarı
ve Bolu dolaylarında oluyor ve dikkat çekici bir durum gösteriyordu.
Biz bu haince ama -açık
söylemek gerekirse- çok ustaca girişime karşılık, olağanüstü
önlem ve girişimlerde bulunmak zorunda kaldık. Çünkü, İstanbul
Hükümeti, bütün bu düşman girişimlerini, gerçekten Kuvayi
Milliye'ce düzenlenmiş sanıyor ve ortadan kaldırılmaları
için sert önlemler alacağı yerde boyuna Heyeti Temsiliye'yi suçlayarak
ve bu Kurula baskı yaparak, bu ağır suçları işleyen düşman
çetelerinin dağıtılmasını bizden istiyordu. Ne yazık
ki, hükümet, bu düşünce ve kanısını, İstanbul'daki
örgütümüz başkanlarına da aşılamayı başarmıştı.
Baylar, bizim, özellikle
İstanbul'a yakın olan İzmit bölgesinde uygulanmasını düşündüğümüz
önlem, orada silahlı ulusal birlikler kurulması ve o dolaylardaki güvenilir
komutan ve subaylarımızın da bu ulusal birliklere yardımı
ve desteği ile, hain çeteleri izleyip dokuncalarını ve varlıklarını
ortadan kaldırmaları idi.
Yahya
Kaptan İşi
İşte, bu amaçla
meydana getirebildiğimiz ulusal birliklerin en önemlisi ve güçlüsü
"Yahya Kaptan" diye tanınmış olan bir özverili
yurtseverin birliği idi.
Merhum Yahya ile ilk ilişkimiz
şöyle oldu:
Bir gün telgrafçılar,
Sivas Telgraf Merkezine şu bilgiyi veriyorlardı: Çok acele bir teli
durdurdular; yani İstanbul'da durdurulmuştur. İçeriği
şudur:
Sivas'ta Mustafa Kemal
Paşa Hazretleri'ne
Dün İzmit'ten salık verilen Yahya benim. Yarın akşam
Kuşçalı telgrafhanesinde buyruğunuzu bekliyorum.
Kuşçalı,
Üsküdar'la Gebze arasında bir köydür. Gerçekten Yahya Kaptan bana
İzmit'ten örgütümüzce salık verilmişti.
4 Ekim 1919 günü Kuşçalı
merkezinden şu teli aldım:
Sivas'ta Mustafa Kemal Paşa
Hazretleri'ne
Önemli ve çok ivedidir.
Ben size iki gün önce İzmit'ten salık verilen Yahya'yım.
Buyruğunuz üzere, telgraf başında buyruklarınızı
almaya geldim. En son yarın akşama değin Kuşçalı
telgrafhanesindeyim.
Yahya
Anlaşıldığına
göre, Yahya Kaptan İstanbul'dan telinin çekilmediğini anlayınca,
kendisi daha Kuşçalı'ya gelmeden, bu teli Kuşçalı
merkezine göndererek çektirmiş. (belge: l99)
Ben de şu buyruğu
verdim: (belge: 200)
4
Ekim 1919
İzmit Merkezi Aracılığıyla
Kuşçalı Telgrafhanesinde
Yahya Efendi'ye
Bulunduğunuz bölgede güçlü bir örgüt kurunuz. Adapazarı
Kaymakamı Tahir Bey aracılığıyla bizimle bağlantı
sağlayınız. Şimdilik hazır bulununuz.
Anadolu
ve Rumeli Müdafaai Hukuk
Cemiyeti
Başkanı
Mustafa
Kemal
Baylar, Yahya Kaptan
aldığı bu buyruk üzerine örgütü kurdu ve aylarca İstanbul'la
ilişkisi olan çevrelerde hain çetelerin iş görmelerine engel oldu.
En sonunda, İstanbul
Hükümetince öldürtüldü. Gerçi, Yahya Kaptan'ın çalışmaları
ve korkunç bir biçimde şehit edilmesi, bundan sonraki aylarda geçen bir
olay ise de, burada olaydan söz açılmışken, bir daha dönmemek
üzere, sorunun açıklanması uygun olur düşüncesindeyim.
24 Kasım 1919 günü
Kartal merkezinden, şu teli aldım:
Köy içinde suçsuz adam öldürme, Bucak Müdürünü herkesin gözü
önünde dövme, köylülerden zorla (para ve mal) alma suçlarından dolayı
Yahya Kaptan'ı hükümete teslim zorunluğu vardır. Dahiliye Nazırlığı
önemle bu işi izliyor. Hükümetin güç durumda kalmaması, Yahya
Kaptan'ın teslimini gerektiriyor. Buyruklarınızı makine başında
bekliyorum efendim. (belge: 201)
İmza
Kartal
Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk
Heyeti
Temsiliye Başkanı Binbaşı
Ahmet
Necati
Askerlerin ve resmi görevlilerin,
bizim ulusal örgütlerle ilgili kurullarımızın başkanlıklarını
açıkça almaları yöntemimiz değildi. Bir de, bizim örgütlerle
ilgili tüzüğümüzü bilmesi gereken kurul başkanlarının,
Heyeti Temsiliye'nin tek bir kurul olduğunu, her yerde birer Heyeti
Temsiliye'nin olamayacağını da bilmesi gerekirdi. Bu telyazısı
üzerine, İzmit'teki Tümen Komutanına şu teli yazdım.
Şifre
Sivas, 25.11.1919
İzmit'te Birinci Tümen Komutanı
Rüştü Beyefendi'ye
"Kartal Müdafaai Hukuk Cemiyeti Başkanı" sanıyla
Binbaşı Ahmet Necati Bey'den gelen bir telde: Adam öldürme, Bucak Müdürünü
dövme, köylülerden zorla (para ve mal) alma işlerinden dolayı Yahya
Kaptan'ı hükümete teslim etmek zorunluğu olduğu ve Dahiliye Nazırının
da bu işi önemle izlediği bildirilmektedir.
Başlangıçtan beri ulusal ayaklanmalarda iyi hizmeti görülen
bu adamın, ülkemizin bu bunalımlı günlerinde hükümete teslim
edilmesi kesinlikle uygun görülmemekte olduğundan, hükümetin erkini de
göz önünde tutarak, Yahya Kaptan'ın bu aralık yasa kovuşturmasından
kurtarılması konusunun bir yoluna konulması, Kartal'da Necati
Bey'e gereken yönergenin verilmesi ve sonucunun bildirilmesi önemle rica
olunur.
Heyeti
Temsiliye adına
Mustafa
Kemal
26 Kasım 1919 günü
Hereke merkezinden de şu teli aldım:
Ulus adına çok rica ediyorum. Bugünlerde Binbaşı
Necati Bey'in görevini kötüye kullanması, Kuvayi Milliye'yi
lekelemektedir. Hemen soruşturma yapılmasına buyruğunuzu
rica ederim.
Gebze İlçe Milis Komutanı
Yahya
İzmit'teki Tümen
Komutanından aldığım yanıt da, olduğu gibi, şudur
:
İzmit,
29 Kasım 1919
Sivas'ta Üçüncü Kolordu Komutanlığına
Y: 25. 11. 1919
Heyeti Temsiliye Başkanlığına:
Şimdiye dek yaptığım soruşturmaya göre,
Yahya Kaptan'ın adam öldürme, Bucak Müdürünü dövme gibi işler
yapmadığı ve Binbaşı Necati Bey denilen kişinin
kendi çıkarını sağlamak için Yahya Kaptan'ı ortadan
kaldırmak amacını güttüğü; bu konuda size telle baş
vurdukları zaman Yahya'yı da aldatarak yanlarına getirip öldürmeyi
düzenledikleri halde Yahya'nın işi sezerek kendisini kurtarmış
olduğu anlaşılmıştır. Soruşturmayı gereğince
derinleştiriyorum. Sonucu bilginize sunacağım.
Birinci
Tümen Komutanı
Rüştü
Tümen Komutanı
Rüştü Bey'in birkaç gün sonra verdiği tamamlayıcı bilgi
şuydu:
İzmit,
5.12.1919
Sivas'ta Üçüncü Kolordu Komutanlığına
Heyeti Temsiliye'ye:
Binbaşı Necati Bey'in, Maltepe Atış Okulunda görevli
memur olduğu halde, Müdafaai Hukuk Cemiyeti Başkanı kimliğine
bürünerek Kuvayi Milliye adıyla başına topladığı
Arnavut Küçük Arslan çetesiyle ortalığı soydurmakta olduğu
ve Gebze Jandarma Yüzbaşısı Nail Efendi'nin de bununla ortak
olduğu üzerinde kuşkum kalmamıştır. Son günlerde, hükümetin
başına dert açan Darıca Rum bekçilerinin öldürülmesi ve
İstelianos adında bir zenginin dağa kaldırılarak para
istenmesi gibi işlerin adı geçen çeteye yaptırılması
ve böylece alçakça işlere yanaşmayan Yahya Kaptan'a suç yükleterek
gerek oraya gerekse hükümete Yahya Kaptan için yalan bilgiler verilmesi,
bunların ulusal örgüt perdesi altında halkın ve hükümetin başına
iş çıkararak keselerini doldurmaktan başka bir amaç
beslemedikleri ve belki de daha başka siyasal amaçlar güttükleri düşüncesini
uyandırıyor. Şimdiye değin pek namuslu davranmış
ve davranmakta olan Yahya Kaptan'ın, bu gibi işlere katılmaması
ve yukarda adı geçen çetenin, kendi bölgesinde kötülükler yapmasına
meydan vermemesi dolayısıyla, Kaptan'ı resmi ya da özel olarak
ortadan kaldırmaya çalışıyorlar. Dün Yahya Kaptan yanıma
gelerek hayatının tehlikede olduğunu ve bunun için adamlarının
silah ve cephanesini bana getirip teslim ederek kendisinin buradan yitip gideceğini
bana resmi olarak söyledi. Kendisine gerekli öğüdü vererek ve daha
hizmet edecek önemli zamanlar olduğunu söyleyerek yerine yolladım.
Herşeyi iyi bilmesi gereken Gebze İlçesi Kaymakamından, resmi
olarak bilgi istemem üzerine, aldığım karşılık da
tam yukarda bildirdiğim gibi; yani Necati ve Nail efendileri suçlar, Yahya
Kaptan'ı aklar niteliktedir. Necati Efendi'nin İstanbul'da nere ile
haberleştiğini bilemiyorsam da bir yerden arasıra para aldığı
söyleniyor. Bunların varlıkları ve cana kıymak istemeleri yüzünden
Yahya Kaptan bu bölgede durmak istemiyor. Bunun için, aslında, sürekli
(muvazzaf) bir subay olan Necati Efendi'nin başka bir yere, Nail Efendi'nin
de gene başka bir yere kaldırılmalarının çok gerekli
olduğu düşüncesindeyim. O yerler İstanbul'la haberleştiklerinden
ben bir şey yapamıyorum.
Heyeti Temsiliye'ce gereğinin yapılması buyruklarınıza
sunulur.
Birinci
Tümen Komutanı
Rüştü
Rüştü Bey'in
verdiği bilgilerden uzun uzadıya söz ederek 8 Aralık 1919 günü
Harbiye Nazırı Cemal Paşa'ya yazdım. (belge: 202)
Aynı günde,
durumu ve Cemal Paşa'ya başvurduğumuzu anlatarak, işin
izlenilmesi İstanbul'daki örgütümüz başkanlarına da
bildirildi. (belge: 203)
On dokuz gün sonra,
yani 27 Aralık 1919 günü, şifre içinde Vâsıf ve dışında
Albay Şevket imzaları bulunan uzun bir telde şu bilgi
veriliyordu:
"..... Güvensizliğin
başlıca yaratıcıları, Yahya Kaptan'la arkadaşı
Kara Arslan ve Alemdağı'nda dolaşan Sadık çeteleridir."
Yahya Kaptan'ın
birtakım şımarıklıklarından söz ettikten sonra:
"... bizi, artık bu haydutu kötülük yapamayacak bir duruma getirmek
girişiminde bıraktı."
"Öteden beri
araları iyi olmayan Küçük Arslan çetesinin gözde olması(?!)
kendisini çeşitli araçlarla suçlarını örtmeğe sürüklemiştir."
"Yüzbaşı
Nail, Yahya'ya karşıdır. Necati Bey'e gelince; düşük hükümet
zamanında(!) Kartal İlçesince başkan seçilerek, Kuvayi Milliye
adına, merkezle ilgisini kesmiş(?)... Ulusal örgütü kökleştirmiş.......
Yeniköy Rumlarının sağa sola sarkıntılıkları
üzerine, Küçük Arslan çetesini dolaştırmaya başlamış.....
Tarafınızdan para da verilmiştir (?!)."
"Yahya Kaptan
..... her şeyi sonuçsuz bırakmak için dümen çevirmektedir
(?!)."
"Binbaşı
Necati biraz idaresiz ise de cezayı haketmiş değildir."
"Gebze Kaymakamının......
bir an önce kaldırılarak Rum ve Ermeni dolaplarına son
verdirilmesi....". (belge: 204)
Baylar, bu bilgiler
arasında benim bilmediğim noktalar vardı. Örneğin, ben Küçük
Arslan çetesini ve onun gözde olduğunu bilmiyordum. Bu çeteye Necati Bey
aracılığıyla para verdiğimi kesinlikle anımsayamıyordum.
Yahya Kaptan'ın,
verdiğimiz yönerge gereğince, düşman çetelerini ortadan kaldırmaya
ve hiç olmazsa onların Hıristiyan halka saldırarak düşmanın
amacını gerçekleştirmeye yönelmiş bütün girişimlerini
sonuçsuz bırakmaya çalıştığını çok iyi
biliyorduk.
Gebze Kaymakamının
niteliği, şimdi ekleyeceğim belgelerle anlaşılabilecektir
sanırım.
4 Ocak 1920 günü Tümen
Komutanı Rüştü Bey'e, Vâsıf Bey'in verdiği bilgiyi, olduğu
gibi özetleyerek bunun kendisince verilen bilgiyle çelişik olduğunu
bildirdim ve bir kez daha güvenilir ve inanılır kişiler aracılığıyla
işin soruşturulmasını ve incelettirilmesini kendi düşünceleriyle
birlikte açık olarak bildirilmesini rica ettim. (belge: 205)
Baylar, bu işte
gerçeğin ortaya çıkmasına yarayan belgeleri bilmenizi istediğim
için, Rüştü Bey'in verdiği yanıtı, olduğu gibi
bilginize sunmama izin veriniz:
Düzce,
7/8.1.1920
Yirminci Kolordu Komutanlığına
Y: 4.1.1920 şifreye:
Heyeti Temsiliye Başkanlığına:
Yahya Kaptan için yapılan çeşitli suçlamalar üzerine,
birkaç kez Yüzbaşı Ali Aguş Efendi aracılığıyla
yaptırdığım soruşturma, adı geçenin lehinde çıktı.
Bununla birlikte, kendisi okumamış bir kişi olduğundan,
hizmet sanarak bazı şeyler yapmış olabilir. Büyük ve Küçük
Arslanlar ise aslında haydutturlar. Ama, ulusal örgüte karşıt düşüncede
olduğu kuşku götürmeyen ve Yahya için herkesten daha çok sızıltı
yapması gereken Gebze Kaymakamına bu konuda yazdığım
yazıya aldığım 1.12.1919 günlü ve 17 sayılı yanıtın
örneği, olduğu gibi aşağıya alınmıştır:
Ben, bu telde bildirilenlere bir parça olsun inanmak zorunda kaldım
ve aynı inanla bu yazıyı İstanbul'da Şevket Bey'e de gösterdim.
Benim öğrenemediğim bazı nedenler yüzünden İstanbul'ca
kendisi için bir işlem yapılması gerekli görülürse elbette
bir şey denilemeyeceği, bilgilerine sunulur.
Örnek
30.11.1919 günlü, 53 sayılı yüksek buyrukları karşılığıdır:
Kartal Müdafaai Hukuk Cemiyeti Başkanı Binbaşı
Necati Bey'in adam öldürme ve Bucak Müdürünü dövme ile ilgili suç
bildirmeleri, kişi ve zaman gösterilmediğinden, gerçeğe uygun
değildir. Çünkü, dövüldüğü bildirilen Bucak Müdürü
Burhanettin Bey ise, Yahya Kaptan'ın kendisini dövmediğini ve onun
bir saldırısına uğramadığını resmi
olarak ve yazıyla bildirdiği gibi, bu konuda Makamıma da hiçbir
yakınmada bulunmamıştır.
Adam öldürme işine gelince; Yahya Kaptan'ın adam öldürdüğü
üzerine, hükümete ve adliyeye hiçbir yerden başvurma ve yakınma
olmadığı gibi, kendisinin mahkemeye çağrılması için
bir kâğıt bile yazılmamıştır. Eğer Darıca
Rumlarından ikisinin öldürülmesi ve Kartal'ın Paşa Köyünden
İstelianos Çorbacı'nın (Hıristiyanlar için kullanılan
bir san. Aşağı yukarı "Ağa" anlamına
gelir) dağa kaldırılarak kendisinden kurtulmalık istenmesi
ve alınması anlatılmak isteniyorsa, bu haydutça suçları Küçük
Arslan çetesinin işlediği söylenmektedir ve bu, yüzde yüz gerçektir.
Adı geçen çete ise, Yahya Kaptan'a öteden beri düşmandır. Aslında
Yüzbaşı Nail Efendi'nin koruyuculuğunda ve eli altında iken
sayısı on sekize yükselen bu çetenin şimdi Binbaşı
Necati Bey'in buyruğu altına verilmiş bulunduğu ve
kendilerine ellişer lira aylık bağlama yoluna da gidilmekte olduğu
ögrenilmiş olup köyleri soymaktan vazgeçmedikleri bilinmektedir. Binbaşı
Necati Bey, Yüzbaşı Nail Bey'in eski okul arkadaşıdır.
Kendisiyle bir buçuk ay önce Aydınlı Köyünde, Küçük Arslan çetesi
adamlarından Ali Kaptan'ın dağa kaldırdığı Çorbacı'dan
alınan para ile yaptığı ünlü düğününde buluşmuşlar;
sonra birçok kez, Binbaşı Necati Bey, Yüzbaşı Nail Bey'in
evine gelip konuk olmuştur. Aralarında düşünce birliği
vardır. Yüzbaşı Nail Bey öteden beri Yahya Kaptan'a karşı
olup onu ulusal örgüt kurduğu sıralarda, ilçenin sınırları
dışına kovup çıkarmaya kalkışmıştır.
Küçük Arslan çetesince yapıldığı söylenen ve yüzde yüz
doğru olan yukarda anılmış iki haydutluk olayı ile,
Kuvayi Milliye'yi karalamak ve Yahya Bey'i lekelemek amacı güdüldüğü
sezilmiştir. Bu suçlar ise, adı geçen Arslan çetesinin dolaştığı
yerlerde ve iş gördüğü alan içinde işlenmiştir. Dahası,
İstanbul Muhafız Alayına bağlı Süvari Birliği
Komutanı Hakkı Bey'in bu olaylar üzerine kovuşturma yapmak için
gönderileceği sırada Yüzbaşı Nail Bey'in ilgililerle
haberleşerek, artık gereklik kalmadı diye, Hakkı Bey'i
İstanbul'a kaldırttığı ve kovuşturmayı bıraktırdığı
kesin olarak bellidir. Öne sürülen adam öldürme işi, bundan başka
bir olay ise, bu konuda açıklanmak üzere, kişi ve zaman da
bildirilmesi gerekir. Darıca Rum bekçilerinin öldürüldüğü gün
çarşıda serbestçe gezen Küçük Arslan çetesince adam öldürüldüğünün
ortalığa yayılması üzerine Yüzbaşı Nail Bey,
kendisinin başka bir yere kaldırılmasını istemiş
ve burada kesinlikle oturmayacağını söylemişse de, alay ve
tabur komutanları ve Binbaşı Necati Bey buraya gelerek Yahya
Kaptan için bir işlem yapılmasını delege Sırrı
Bey'e yazdıracaklarına söz ve güvence vererek yerinde kalmasını
istemişlerdi. Bu kez Yüzbaşı, 25 Kasım 1919 salı günü
gidip gelen Necati Bey'i aldatarak gerçeğe uymayan ihbarlara ve suçlamalara
yönelttiği gibi; bir yandan telefonla Yahya Kaptan'ı merkeze çağırtarak,
öte yandan Küçük Arslan çetesini de kendi evinde hazır bulundurarak
yakalatmayı tasarlamışsa da her nedense bunu göze alamayarak
giriştiği işten vazgeçmek ve Necati Bey de Kartal'a dönmek
zorunda kalmıştır. Şu duruma göre, Yüzbaşı Nail
Bey, gerek Necati Bey ve gerek maşası olan Küçük Arslan çetesi
aracılığıyla Yahya Kaptan'ı suçlamaktan ve ona karşı
dolaplar kurmaktan hiç geri kalmamaktadır. Yahya Kaptan, kendine karşı
çıkan ve düşman olan Küçük Arslan çetesi gibi, köyleri soymaya
ve Hıristiyanları öldürüp yok etmeye izin vermediği gibi,
kendi buyruğu altında bulunan Büyük Arslan Bey çetesince bazı
uygunsuz işler yapıldığında hemen önleme ve cezalandırma
yoluna giderek, ulusal amaç olan bağımsızlık ve yurt esenliği
kaygısıyla güvenliğin ve sıkı düzenin korunmasına
hizmet etmektedir. Bundan önce de, Büyük Arslan Bey çetesinin aman
dilemesine ve sığınmasına yardımcı olmak ve bağışlanmasını
sağlamakla yaptığı hizmetler övülmeye değer. Yahya
Kaptanın suçlu gösterilmesi, Yüzbaşının kişisel
isteklerine boyun eğmemesinden ve Küçük Arslan çetesince yapılıp
Yahya Kaptan'ın üstüne yıkılmak istenen haydutlukların
eksik olmamasından ve bunu yapanların korunması dolayısıyla
Yüzbaşının kınanmasından ve yüzbaşıya sert
uyarmalarda bulunulmasından ileri gelmektedir. Bilgilerine sunulur (Gebze
Kaymakamı Mehmet Nurettin).
Birinci
Tümen ve Bolu Bölgesi Komutanı
Rüştü
Baylar, bu bilgiler
gelmeden önce şöyle bir haber verdiler: "Yahya Kaptan Tavşancıl'da
sarıldı. Bunu yapan, İstanbul'dan gelen bir askeri
birliktir."
Bu haber üzerine,
İzmit'te Tümen Komutanlığından, 7 Ocak 1920 günlü şifre
ile, makine başında bilgi istedik ve: "Haber doğru ise,
İstanbul'dan geldiği bildirilen birlik komutanına, söz konusu kişinin
-Yahya Kaptan'ın- bizim adamımız olduğunu ve eğer
yersiz bir işi ve suçu varsa elbette gereğinin bizce yapılacağını
ve hiçbir türlü Yahya Kaptan'ın sarılmasını ve
tutuklanmasını uygun görmediğimizi bildiriniz." dedik.
(belge: 206)
Baylar, 7 Ocak
l920'de yazılıp 8'de aldığımız iki tel vardır.
Bunlardan biri, İzmit'ten, Birinci Tümen Komutan Vekili imzasıyla
Fevzi Bey'dendir. Bildirdiği şudur: "Bu gece, iki bin kişilik
bir kuvvet, Tavşancıl'a çıkarak Kuvayi Milliye Komutanı
Yahya Bey'i sarmışlardır. Yapılacak işlemin
bildirilmesi buyruklarına sunulur."
Öteki tel de, Düzce'de
bulunan asıl Tümen Komutanından geliyordu. Rüştü Bey, merkezde
bulunan vekilinden aldığı aynı bilgiyi veriyordu. (belge:
207)
Tümen Komutan Vekili
Fevzi Bey'in, 7 Ocak 1920 günlü sorumuza verdiği 7/8 Ocak 1920 günlü
yanıtında, Yahya Kaptan'ın daha ele geçmediği, gelen birlik
ile Kuvayi Milliye arasında bir çarpışma olabileceği ve
gelen birlik komutanına buyruğumuzu bildireceği haber
veriliyordu. (belge: 208 )
Baylar, o günlerde
milletvekili olarak İstanbul'da bulunan emir subayım Cevat Bey'den 10 Ocak
1920'de şöyle bir tel geldi:
Harbiye,
10.1.1920
Yirminci Kolordu Komutanlığına
Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'ne:
6.1.1920 gecesi sabaha karşı Jandarma Genel Komutanı
yardımcısı Hilmi Bey ve Üsküdar Jandarma Komutanı Nazmi
Bey komutasında dört subay, elli jandarma ve Yüzbaşı Nahit
Efendi komutasında İstanbul Muhafız Alayından doksan er,
Bandırma vapurunun ışıkları söndürülerek Hereke'ye götürülmüş
ve sabaha karşı Hereke'ye çıkan birlik hemen Tavşancıl'ı
kuşatmış ve çeşitli evleri basmıştır.
Gelenler, köy İhtiyar Kurulunu toplayarak, vatan haini olan Yahya'yı,
teslim etmezler ya da nerede olduğunu söylemezlerse Tavşancıl'ı
insanlarıyla birlikte yakacaklarını söylemişlerdir. İhtiyar
Kurulu, iki günden beri Yahya Kaptan'ın köylerinde olmadığını
ve nerede bulunduğunu bilmediklerini direnerek söylediler. Yahya sağ
olarak ele geçemeyecektir. Fakat Yahya'nın ölümünden sonra Marmara bölgesini
elinde tutan ve bölgede üstün duruma gelen ve her gün İngilizler ve
Fransızlar eliyle silahlandırılan Rumların ve İstanbul'daki
rezillerin pek büyük bir başarı sağlayacakları bellidir.
Kuvayi Milliye adını taşımakta olan Yahya'nın öldürülmesi,
İzmit, Adapazarı ve İstanbul dolaylarında düşmanlarımızın
hesabına karıştırıcılık yapacak birçok çetelerin
doğmasına da yol açacaktır. Bunun için, Cemal Paşa
Hazretleri'nin işe el atmasıyla Yahya'nın, adını değiştirerek
önce bildirdiğim gibi, serbest bırakılması için
gerekenlere buyruk verilmesi rica olunur. (Cevat)
Harbiye
Nazırı
Cemal
Bu telin, Harbiye
şifresiyle ve Cemal Paşa imzasıyla kapatılmış
olması ama içinde "Cemal Paşa Hazretleri'nin işe el atmasıyla
Yahya'nın kurtarılmasının sağlanması" kısmı
dikkat çekicidir. Demek ki Cemal Paşa, Cevat Bey'in telinin, okumayı
gerekli görmeden, kendi şifresiyle ve imzası altında çekilmesine
izin vermiştir. Çünkü, bir kez Yahya'yı kovalatan Cemal Paşa'dır.
Bundan başka, serbest bırakılmasına kendisinin aracı
olması için benim buyruk vermemi, kendi bilgisi altında, kuşkusuz
yazdırmazlardı.
İzmit'teki Tümen
Komutanı Vekilinden gelen 9 ve l0 Ocak 1920 günlü iki telle, iki çarpışmadan
sonra Yahya Kaptan'ın öldürülerek ele geçirildiği, duyulanlara
dayanılarak bildirildi. (belge: 209)
11 Ocak 1920'de Tümen
Komutan Vekilinden, İstanbul'dan gelen birlik komutanına benim yerime
bildirim yapılıp yapılmadığını sordum.
(belge: 210) Üç gün sonra 14 Ocak 1920 günlü raporunda, Tümen Komutan
Vekili şu bilgiyi verdi: "Kendi yaptığım soruşturmadan...
çarpışma olmamış; yalnız, Yahya Kaptan teslim olduktan
sonra, köy dışında kesici aletle öldürülmüştür.
Kafatasının olmaması bunu doğrulamaktadır."
(belge: 211)
Baylar, bu uğursuz
haber üzerine İstanbul'daki örgütümüze, 20 Ocak 1920 günü Albay
Şevket Bey aracılığıyla şu teli yazdık:
Yahya Kaptan'ın öldürülmesine gereklik gösteren
nedenlerle, teslim olduktan sonra kasıtla şehit edildiği anlaşıldığından
öldürülmesinde kimlerin etkisi ve eli olduğunun, İstanbul'dan bize
başvuran birçok özverili arkadaşlara bilgi verilmek üzere, tez
elden bildirilmesi rica olunur efendim.
Heyeti
Temsiliye adına
Mustafa
Kemal
Eski bir yazımıza
yanıt olmak üzere, İstanbul'dan, 20 Ocak 1920'de yazılıp
bir gün sonra gelen tel de şuydu:
Beşiktaş,
20.1.1920
Ankara'da Yirminci Kolordu Komutanlığına
Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'ne özeldir.
Y: 17.1.1920
1-
Olay yerinde bulunan güvenilir bir kişinin söylediğine göre,
Yahya Kaptan yakalanıp köy dışında bulunan karakolun yanına
götürülürken yakın bir yerden on kadar haydutun karakola ateş
etmesi üzerine, kaçmaya yeltenmiş ve bu sırada öldürülmüştür.
Bununla birlikte, iyi bir soruşturma yapılması için hükümete
başvuruldu.
2-
Yahya Kaptan'ın Kuvayi Milliye adına pek çok kötülükler
yaptığı, yaygın olarak söylendiği gibi, yapılan
resmi ve özel soruşturma da bunu doğruladığı için hükümet,
kovuşturmaya karar vermiş; fakat, Kurulumuzca adı geçenin geçici
olarak saklanıp Kuvayi Milliye'nin işlerine karışmaması
ve kötülük yapmaması, yanında bulunan kaçak er ve jandarmaları
geri göndermesi koşuluyla kovuşturma yapılmaması istenmiş
ve gerekenler katında girişimlerde bulunulmakla birlikte, Gebze'ye de
özel memur gönderilmişti. Bu sırada hükümet gizlice birdenbire
asker göndermiş ve yalnız Yahya Kaptan'ı yakalamak istediğini
ilan etmiş ve bildirilen durum meydana gelmiştir efendim. (Vâsıf)
Çanakkale
Müstahkem Mevki Komutanı
Şevket
Baylar "Köy dışındaki
karakola götürülürken yakın bir yerden ateş edilmiş (?), kaçmaya
yeltenmiş, bu sırada öldürülmüş (?!)". Bu sözlerin bu
gibi öldürmelerde bir formül gibi kullanıldığını
anlamamak için, çok bön olmak gerekir.
Yahya Kaptan'ı
yok etmek için, birlikte çalıştıkları ve karar verdikleri,
hükümetin gizlice ve birdenbire olupbitti yapıvermiş olduğu
yolundaki sözler de dikkat çekicidir. İstanbul'da Jandarmadan, İstanbul
Muhafız Alayından subay, er ayrılıyor... İstanbul'da üstün
durumda olduğunu ileri süren örgüt başkanlarımız bunu öğrenemiyorlar.
Kara Vâsıf
Bey'in bu teline karşılık olmak üzere gönderdiğimiz soru
teli şudur:
Şifre
Ankara, 22.1.1920
İstanbul Çanakkale Müstahkem
Mevki Komutanı Şevket Bey'e
Yahya Kaptan'ın öldürülmesi işini önemle izleyen ve
hesabını isteyen, özellikle İstanbul'da, pek çok kimse vardır.
Gerçeğin belirtilmesine yaramak üzere yaygın olarak söylendiği
bildirilen kötülüklerin neler olduğunun tez elden bildirilmesi rica
olunur.
Heyeti
Temsiliye adına
Mustafa
Kemal
Baylar, bu sorumuza
verilen yanıtı da, dinlemeye katlanacağınızı
umarak, olduğu gibi bilginize sunacağım:
Beşiktaş,
24.1.1920
Ankara Yirminci Kolordu Komutanlığına
Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'ne özeldir.
Y: 20.1.1920
1-
Yahya Kaptan'ın, teslim olduktan sonra öldürüldüğünü işittik.
Soruşturma yapıyoruz. Sonucu bilginize sunacağız.
2-
Adı geçenin öldürülmesinin nedeni, hiçbir kimseyi dinlememesi,
Kuvayi Milliye adına açıkça kötülük, haydutluk yapması ve
haydutları öteden beri saklaması ya da gösterilen yere gitmesi için
verilen buyrukları dinlememesidir. Bunun üzerine hükümet köylerden ve
çevreden kendisine başvuranların üstelemelerine dayanamayarak,
kendiliğinden ve Kurulumuzun haberi bile olmadan işe girişmiştir
efendim (Vasıf).
Çanakkale
Müstahkem Mevki Komutanı
Albay
Şevket
Sayın baylar,
telyazısının ikinci maddesindeki, adı geçenin hiç kimseyi
dinlememesinin, öldürülmesine neden olarak gösterilmesi hiç doğru
olamaz. Şehit rahmetli, beni dinliyordu, benden buyruk alıyordu. Verdiğim
buyruğa göre iş görüyordu. Başka bir yere, ya da kişiye
bağlı olduğunu, onlardan buyruk alması gerektiğini
kendisine buyurmamıştım. Bu yüzden, İstanbul'dan, her önüne
gelenden, Dahiliye Nazırından, Jandarma Komutanı hain Kemal Paşa'dan
verilen buyrukları dinlememesi aslında bizim istediğimiz bir
şeydi. Kuvayi Milliye adına haydutluk ve kötülük yapanın da
kendisi olmayıp Küçük Arslan çetesi gibi haince özel amaçla
kuruldukları belgelerle anlaşılmış bulunan çeteler
olduğu ve Yahya'nın bunların haydutluklarını önlemeye
çalıştığı da, sözlerine inanılması gereken
kişilerin soruşturmalarıyla tanıtlanmıştır.
Gebze Müdafaai Hukuk
Kurulu Başkanı ile Gebze Kaymakamı Fevzi Bey'in birlikte imzaladıkları
ve üzücü olayın meydana gelişinden önce yazdırıp makine
başında yaptıkları başvuruyu da bildirmeden geçemeyeceğim:
"Gebze Kuvayi Milliye Komutanı Yahya Bey'in -bazı
adamların suçlamaları üzerine- en sonunda Salı gecesi İstanbul'dan
üstsubaylar komutasında gelen iki bin kişilik kadar bir kuvvetle Tavşancıl'da
sarıldığı ve şu sırada kuşatılmış
durumda bulunduğu, şimdi halktan aldığım bilgilerden
anlaşılmıştır. Böyle yurdu için çalışan
bir kişiye karşı yapılan bu işlemin pek haksız
olduğu yüce komutanlığınızca bilinmektedir. Adı
geçenin kurtarılması için ne gibi bir işlem yapılacağının
emir buyurulmasını makine başında beliyoruz."
Kaymakam
Müdafaai
Hukuk Kurulu Başkanı
Fevzi
Hacı
Ali
Baylar, o günlerde
İzmit dolaylarında Kuvayi Milliye örgüt işleriyle uğraşan
milletvekili Sırrı Bey'in de, bu konuda bildirdiklerini, olduğu
gibi sunmama izninizi rica ederim:
İzmit,
11.1.1920
Yirminci Kolordu Komutanlığına
1-
Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'ne; Dört gün önce yazışması
yapılmış olan Yahya Kaptan sorunu, sonunda, haber almış
olacağınız üzere, şehit edilmesiyle sonuçlandı.
2-
Yahya Kaptan'ın, İstanbul'un kapısı sayılan bir
yerde, örgenleşmiş olarak bulunması, herhalde Kuvayi Milliye'ye
karşı olan kişileri korkutmaktan uzak kalmadığı için,
ortadan kaldırılması kararlaştırıldığı
kuşku götürmez.
3-
Öldürme işinin bu amaçla kararlaştırılmış
olması, olayı yasal nitelikten çıkartmakta ve Heyeti
Temsiliye'ce üzerinde düşünülmesini gerekli kılmaktadır.
4-
İzmit sancağı haydutlar yüzünden tedirgin iken, yerinden
kımıldamayan ve buyruğu altındaki hiçbir birliğe emir
vermeyen; yanındaki cezaevinden on beş yirmi kişinin birden kaçmasını
her gün olağan işlerden sayan Alay Komutanı Hikmet Bey, Yahya'nın
öldürülmesini önemli sayarak emrine aldığı jandarma kuvveti
ile kendisi de gitmiş ve sonunda Kuvayi Milliye'ye önemli bir vuruşla
amacına ulaşmıştır. Sonu var (Milletvekili Sırrı).
Birinci
Tümen Komutanı Vekili
Fevzi
Yirminci Kolordu Komutanlığına
1-
Gebze'de kurulmuş olan Kuvayi Milliye'nin başsız kalması
bundan böyle, oraların korku içinde kalmasına yol açacaktır.
2-
Bura halkınca bütün Kuvayi Milliye'nin dayanağı olarak
bilinen Yahya'nın böylece öldürülmesi kamuoyunu gerçekten karıştırmıştır.
3-
Yahya'nın öldürülmesi, hükümetin Kuvayi Milliye'ye karşı
bundan sonra alacağı saldırgan duruma kanıt sayılmaktadır.
4-
Bu davranış üzerine, yabancılar da, hiç kuşku yok,
Kuvayi Milliye'nin hükümet gözünde bir değeri olmadığı
ve yok edilebileceği kanısına varacaklardır. Bu bakımdan
gerekli önlemler alınmalıdır. Sonu var (Milletvekili Sırrı).
Birinci
Tümen Komutanı Vekili
Fevzi
Yirminci
Kolordu Komutanlığına
1-
68 sayılı şifreye ektir: Öncesi geçen telimizde. Durum
karışıklıktan kurtarılmaz ve Gebze kuvvetlerinin hemen
güvenilir bir kişiye verilmesi yoluna gidilmezse, Üsküdar sancağı
ile birlikte bütün İzmit sancağında bir tek kişinin bile
Kuvayi Milliye'yi tutmayacağı kesin olarak bilinmelidir.
2-
Jandarma Alay Komutanı Hikmet Bey'in, bir dakika bile beklenmeden
kaldırılması çok gereklidir.
3-
İzmit sancağında Kuvayi Milliye'nin varlık gösterebilmesi,
ordu hizmetinde bulunan Yarbay Fevzi Bey'in, Jandarma komutanı olmasına
bağlıdır. Başka çıkar yol yoktur. Bunu önemle
bilginize sunuyorum (Milletvekili Sırrı).
Birinci
Tümen Komutanı Vekili
Fevzi
Yirminci Kolordu Komutanlığına
1-
79 sayılı şifreye ektir:
Kuvayi
Milliye'nin Anadoluca horlanmakta olduğu yolunda çıkan söylentiler,
son acı olay üzerine karşıcılları daha çok yüreklendirdiğinden,
eski erkin ve canlılığın yitmediğini gösterecek
eylemli bir önlem alınması çok gereklidir.
2-
Ali Fuat Paşa Hazretleri'nin buraya buyurmalarını gerekli
görmekteyim.
3-
İzmit sancağına önem verilmesini ve önem verildiğini
gösterecek eylemli önlemler alınması gerektiğini bir daha
bildirmeye zorunluk duyuyorum (Milletvekili Sırrı).
Birinci
Tümen Komutanı Vekili
Fevzi
O günlerde İstanbul'da
Bulunan Rauf Bey de şu mektubu gönderdi:
İstanbul,
19.2.1920
Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'ne
Yahya Kaptan'ın teslim olduktan sonra öldürüldüğü,
buraca da anlaşılmıştır.
Muhafızlığa başvurulmuş, otopsi de yapılmıştır.
Yasalar gereğince kovuşturma yapmayı hükümet eline almıştır
efendim. Saygılarımızı sunarız.
Hüseyin
Rauf
Vicdan
Ödevlerimden Biri
Baylar,
Yahya Kaptan'ın öldürüldüğüne kuşku kalmamıştı.
Bu gerçek bilindikten sonra, öldürtmüş olan hükümetin, yasal kovuşturmaya
girişmiş bulunması, cinayeti işleyenlerin meydana çıkmayacağına
kanıt değil miydi? Ama baylar, zaman, her şeyin, her gerçeğin,
tarihin özdenlikli kucağında incelenmesini sağlayacaktır.
Saygıdeğer
baylar, hükümeti ve İstanbul'daki örgütümüzün başkanlarını,
böyle çirkin bir cinayetin işlenmesine aracı olmaya sürükleyen
nedenlerin ve etmenlerin incelenmesiyle gerçekten ders alınmaya değer
sonuçlar çıkacağına inandığım içindir ki, dıştan
bakılınca önemsiz gibi görülebilecek olan bir olayı kanıtlara
ve belgelere dayanarak açıkladım. Bu açıklamamla ulusun gözü
önünde aydınlık bir inceleme ortamı doğmasına yardım
edebildimse vicdan ödevlerimden birini yapmış olduğuma inanacak
ve gönül rahatlığına ereceğim.
Baylar,
bu olayı incelerken iki noktayı göz önünde tutmak yararlı
olur. O noktalardan:
Birincisi:
Sait Molla'nın üyesi bulunduğu gizli örgüt ile Gebze ve Kartal
dolaylarında, hepsi bu örgütten olan kişilerin ve çetelerin
rollerini ve bu rolleri bizim adamlarımız ve örgütümüz yapmış
gibi göstererek yurtsever geçinen kişileri aldatıp kandırmada gösterilen
ustalık ve başarı.
İkincisi:
İstanbul örgütümüzün başkanları, bize, Heyeti Temsiliye'ye
bağlı ve onun yönerge ve bildirimlerine uygun iş görmekle yükümlü
bulunuyorlardı. Ve ancak bu yükümlülüğü açık yürekle
yaparak genel amaç yönünde tam uygunlukla yürümenin en büyük olasılık
olabileceğini kabul eylemeleri gerekirdi. Oysa bu kişiler, kendi akıl
ve tutumlarını, Heyeti Temsiliye'nin uyarmaları karşısında
yüksek görmekten vazgeçememişler ve bağımsız olarak çalışmalarına
engel olunmasını onur işi yaparak sinirlenmişler ve bu yanlış
duygunun etkisi altında, aldatılmaya kadar varmışlardır.
(belge: 212)
Şimdi
baylar, vicdanı ve acıma duygusu olanları gerçekten yaralayan
bir teli daha acılı gözleriniz önüne sererek, bu konu üzerindeki sözlerime
son vereceğim:
4960
İstanbul, 14.1.1920
Ankara'da Kuvayi Milliye Başkanı
Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'ne
Eşim
Yahya Kaptan, sadece sizinle olan ilişkisi dolayısıyla, yasal bir
suçu olmaksızın ve teslim olduğu halde, Gebze Jandarma Yüzbaşısı
Nail ve Üsteğmen Abdurrahman Efendiler eliyle alçakçasına şehit
edildi. Bütün Tavşancıl halkı olayın tanığıdır.
Hak aramak için Adliye ve Dahiliye nazırlıklarına başvuruldu.
İki yetimle acıklı bir durumda bulunuyoruz. Bu konuda yüksek
girişim ve yardımlarınızı bekliyoruz. Buyruk sizindir.
Karagümrük'te
Keçecilerde Karabaş Mahallesinde
19 sayılı
evde oturan Yahya Kaptan'ın eşi
Şevket
Hanım
1919
Sonbaharında Karşılaştığımız Başka
Bazı Olaylar
Baylar, Yahya Kaptan sorununa 20
Kasım 1919 günündeki olaylar dolayısıyla dokunduk. Genel
olaydan yer ve zaman bakımından çokça uzaklaşarak Yahya Kaptan
olayının açıklanmasını bütünlemek zorunda kaldık.
Şimdi izin verirseniz yeniden, bıraktığımız yere dönerek
olayları izleyelim.
Ankara-Eskişehir
demiryolunun işletilmesine İtilâf Devletlerince engel olunmuştu.
Bu yolun işletilmesi için, İtilâf Devletleri temsilcilerine sert bir
protesto notası verilmesi, 21 Ekim 1919'da Ankara Merkez Kuruluna bildirildi.
Adana örgütü
kurucularının, Niğde'ye ya da Kayseri'ye gelerek, bizimle görüştükten
sonra çalışmalarını sürdürmeleri sağlandı.
Aydın
cephelerinde durum her gün güçleşmekte ve ağırlaşmakta
olduğundan, Salih Paşa ile Amasya'da kararlaştırdığımız
üzere, Donanma Cemiyetinin dört yüz bin lirasının bu cephelere
verilmesini Harbiye Nazırına yazdık. Bu cephelerde savaşanlara
silah ve cephane verilmesini; cephenin makineli tüfek ve topçu birlikleriyle
desteklenmesini, Konya'daki On İkinci Kolordu Komutanından rica ettik.
Baylar, Fransızlar,
Bandırma-Soma demiryolunu sözde denetlemek için Bandırma'ya bir
birlik çıkarmışlardı. Güvenliği çok iyi durumda olan
Bandırma'ya asker çıkarmaya hakları olmadığı apaçıktı.
Bu noktaya, 24 Kasım 1919'da On Dördüncü Kolordu ve Elli Altıncı
Tümen Komutanlarının dikkatlerini çektik.
Yabancı
subaylar, Aydın cephelerinde dolaşarak propaganda yapıyorlar ve
durumu anlıyorlardı. Bu gibi subayların cephedeki birliklerle ilişki
kurmalarına meydan verilmemesini ve resmi olarak hükümete başvurmalarını;
eğer Kuvayi Milliye için bir söyleyecekleri olursa, merkez kurullarımız
aracılığıyla bize başvurmaları gerektiğinin
kendilerine bildirilmesini; propaganda yapanlar bulunursa, gözaltında bölgeden
çıkarılmalarını ve kesin zorunluk olursa, cephede görülecek
İtilâf askerlerine karşı da silah kullanılmasını
cepheye bildirdik.
Baylar, biz, İzmir
halkının da eylemli olarak seçimlere katılmasını sağlamak
istiyorduk ve o yolda çeşitli araçlarla isteğimizi duyuruyorduk.
Fakat, Yunanlılar, elbette buna engel oluyorlardı.
29 Kasım 1919 günü,
bu davranışı İtilâf Devletleri temsilcileri ile tarafsız
elçilikler katında protesto ettik ve bunu o sırada İzmir Telgraf
ve Posta Başmüdürü bulunan Ethem Bey'e yazarak, İzmir halkına
da duyurmak istedik.
Baylar, belki birçoklarınızın
hatırındadır. Adana işgalde iken orada Ferda adında,
Kuvayi Milliye'ye karşı bir yabancı gazetesi yayımlanıyordu.
Bu gazete, yalnızca Anadolu halkını aldatmak ve yanlış
yola sürüklemek amacıyla çıkıyordu ve sütunları bizi kötüleyen
uydurma sütunlarla dolu idi. Elbette, bu gazetenin Anadolu'nun içerlerine
sokulmasını yasak ettik.
Fakat, bu gazetenin
yurtta okunmasını elbette yararlı bulan,
Ali
Rıza Paşa Hükümetinin Dahiliye Nazırı olan
ve temiz olduğuna Cemal Paşa'nın birçok kez tanıklık
ettiği Damat Şerif Paşa, Ferda gazetesinin, bu ağı saçan
paçavranın, yurda serbestçe sokulmasına engel olunmaması için
buyruklar vermişti. Bundan dolayı, Şerif Paşa'nın
arkadaşı Cemal Paşa'nın, 3 Aralık 1919'da dikkatini çekmeyi
gerekli bulduk.