NUTUK
Ulusal
Örgüt Genişliyor ve Güçleniyor
Baylar, Ferit Paşa Hükümetinin
düşmesi, yurtta kararsız görünen bazı yerlerin de duygusu ve içgücü
üzerinde iyi etki yaptı. Her yerde, yüksek sivil memurlarla yüksek
komutanlar başta olmak üzere, örgütlenmeye hız verildi.
Ali Fuat Paşa, batı illerinin hemen hepsi ile ilgilendi. Kendisi, Eskişehir,
Bilecik ve daha sonra Bursa dolaylarında dolaşarak ve gerekenlerle yazışarak
iş görüyordu.
Balıkesir'de
bulunan Albay Kâzım Bey (Meclis Başkanı Kâzım Paşa) o
bölgede ulusal örgütler ve askeri düzenlemelerle ilgileniyor ve uğraşıyordu.
Bursa'da
Albay Bekir Sami Bey,
8 Ekimde, Ferit Paşa'nın adamı olan valiyi İstanbul'a göndererek
Kongre kararlarını uygulatmaya başlamış ve bir merkez
kurulu kurdurmuştu.
Ulusal örgütlenme
ile uğraşıldığı kadar, milletvekilleri seçimi ile
de büyük ilgi ile uğraşılıyordu.
Ülkede, bütün
ulusal örgütlerin tek ad altında Heyeti Temsiliye'ye bağlılığı
ilkesine uyuluyordu. Eskişehir, Kütahya, Afyonkarahisar dolaylarında
örgütlerin sağlamlaştırılması ve Aydın, Konya,
Bursa, Balıkesir bölgelerinin bağlantılarının kolaylaştırılması
için önlemler alınıyordu. Batı cepheleri üzerinde Harbiye Nazırlığının
aydınlatılmasına ve hükümetçe ne gibi işler, önlemler düşünüldüğü
de sorularak, hükümetin bu konuya ilgisinin çekilmesine çalışılıyordu.
Efelerin yönettikleri
Aydın Cephesi kesimlerine bir komutan gönderme konusu düşünülmeye
başlandı. 14 Ekimde düşman elindeki yerlerde, gizli ulusal örgütler
kurulması için Fuat Paşa'ya ve Afyonkarahisar'da Yirmi Üçüncü Tümen
Komutanı Ömer Lûtfi Bey'e yazıldı. Bununla birlikte, bu sıralarda
bazı yerlerde daha amacın tam anlaşılamadığı
görülüyordu. Örneğin, Reddi İlhak
Cemiyeti yönetim kurullarının kendi adlarına bildirim
yapmakta oldukları görülüyor, 10 Ekim 1919 gününde Reddi İlhak
Cemiyeti Başkanı imzasıyla, Ekimin yirmisinde bir büyük kongre
toplanacağı ve bu kongreye iki delege gönderilmesi illerden isteniyor
ve birtakım önlemler alınması bildiriliyordu.
Bir yandan,
Karakol Cemiyetinin
de İstanbul'dan başka, Bursa dolaylarında da çalışmakta
olduğu anlaşıldı.
Bu karışıklığın
önüne geçmek için gerekli önlemler alındı. Özellikle, Ali Fuat
Paşa'ya, Balıkesir'de Kâzım Paşa'ya, Bursa'da Bekir Sami
Bey'e, Bursa Merkez Kuruluna gereği gibi yazıldı. (belge:155)
İtilâf ve Hürriyet
Cemiyeti de, düşmanlarla birlikte Anadolu'da karşı örgüt
kurmak üzere, yetmiş beş kişi kadar göndermiş. Bu haber alındı,
kolorduların dikkati çekildi.
İstanbul'da
gizli çalışmaya karar verildi. Trakya'ya örgütlerin genişletilmesi
için Cafer Tayyar Bey
aracılığı ile yönerge verildi.
Meclisi
Mebusan'ın Toplanacağı Yer
Baylar, milletvekillerinin seçilmesine
çalışırken, bir yandan da Meclisi Mebusan'ın nerede
toplanabileceği düşüncesi kafamızı kurcalıyordu.
Hatırlayacaksınız ki, Erzurum'dan, Refet Paşa'nın bu
sorun ile ilgili bir teline karşılık verirken: "Meclis
toplanmalı; ama İstanbul'da değil, Anadolu'da!" demiştim.
Gerçekten, ben Meclisin İstanbul'da toplanması kadar mantıksız
ve amaçsız bir davranış düşünemiyordum. Ancak, bu konuda
yetkili olanları ve kamuoyunu bu gerçeğe inandırmadıkça düşüncemiz
gerçekleşemezdi. İstanbul'da toplanmanın sakıncalarını
açık olarak belirtmek gerekiyordu. Bu amaçla, ulusal isteklerimizi
Rumlara ve yabancılara, Hıristiyanlara karşı imiş gibi
göstermek için Ali Kemal
ve Mehmet Ali beylerin çalışmaları ile Ermeni Patrikhanesinde
yapılan toplantılar ve Hürriyet ve İtilâf Partisinin girişimleri
üzerine, Harbiye Nazırı aracılığı ile, İstanbul
Hükümetinin dikkatini çektik.
13 Ekim 1919 günü,
Meclisi Mebusan'ın açılışından sonra, Müdafaai Hukuk
Cemiyetinin nasıl bir siyasal durum alması düşünüldüğünü,
Cemal Paşa aracılığı ile hükümetten sorarken, Meclisi
Mebusan'ın İstanbul'da toplanmasında ne gibi siyasal güvence
elde edilmesinin düşünüldüğünü de sorduk. O gün Meclisi
Mebusan'ın İstanbul'da esenliğini sağlama yolunda ne gibi
kolluk ve koruma düzeni (tertibatı inzibatiye) alınacağını
ve neler yapılmak gerektiğini, İstanbul örgütümüzün merkez
kurulunda bulunan ve Çanakkale Müstahkem Mevki Komutanı olan Albay Şevket
Bey'den sorduk.
Amasya
Görüşmeleri
Baylar, anımsayacaksınız,
Bahriye Nazırı Salih Paşa
ile Amasya'da buluşmak kararlaşmıştı.
Nazır Paşa ile hükümetin dış siyasası, iç yönetimi
ve ordunun geleceği ile ilgili konular üzerinde görüşülme olasılığı
vardı. Bunun için daha önce, kolordu komutanlarının düşünce
ve görüşlerini bilmek bence pek yararlı olacaktı.
14 Ekim 1919 günlü
şifre telimde, kolordu komutanlarının bu üç nokta ile ilgili görüşlerini
rica ettim. Komutanların raporlarını belgeler arasında
okursunuz. (belge:156)
Salih Paşa, 15
Ekimde İstanbul'dan yola çıktı. Biz de 16 Ekimde Sivas'tan yola
çıktık.18 Ekimde Amasya'da bulunduk.
Salih Paşa'ya, uğrayacağı
iskelelerde, ulusal örgütlerce parlak karşılama törenleri yapılması
ve bizim adımıza "Hoş geldiniz" denilmesi için yönerge
verilmişti. (belge: 157)
Biz de, Amasya'da,
pek büyük gösterilerle kendisini karşıladık.
Salih Paşa ile
Amasya'da 20 Ekimde başlayan görüşmelerimiz, 22 Ekimde sona erdi.
Üç gün süren görüşmeler sonunda ikişer sayı olmak üzere beş
tane protokol düzenlendi. Bu beş protokoldan üçünü, Salih Paşa'da
kalanları biz, bizde kalanları Salih Paşa imzaladık. İki
tane protokol, gizli sayılarak imza edilmedi.
Amasya buluşması
sonucu olan kararlar, kolordulara da bildirildi. (belge:158)
Baylar, sırası
gelmişken bir noktayı belirtmek isterim. Biz ulusal örgütlerin ve
Heyeti Temsiliye'nin, İstanbul Hükümetince resmi olarak tanınmış
bir siyasal varlık olduğunu; görüşmelerimizin resmi olduğunu
ve sonuçlarına uymak gerektiğinin taraflarca kabul edilmiş
bulunduğunu açıkça ortaya koydurmak istiyorduk.
Bunun için, görüşme
sonuçları ile ilgili tutanakların protokol olduğunu kabul
ettirmek ve İstanbul Hükümetinin delegesi olan Bahriye Nazırına
imzalatmak, önemli idi.
21 Ekim 1919 günlü
protokola yazılanların, denilebilir ki, hemen hepsi Salih Paşa'nın
önerileri olup kabulünde sakınca görülmeyen birtakım maddelerdi.
(belge: 159)
22 Ekim 1919 günlü
ikinci protokol, uzun süren bir görüşme ve tartışmanın
tutanak özetidir.
Bu görüşmede,
tarafların halifelik ve padişahlık konusunda karşılıklı
güvenceleri ile ilgili ayrıntıları gösteren bir başlangıçtan
sonra, Sivas Kongresinin 11 Eylül 1919 günlü bildirisindeki maddelerin görüşülmesine
başlandı:
1. Bildirinin
birinci maddesinde tasarlanıp kabul olunan sınırın, en az
bir istek olmak üzere, elde edilmesi gerektiği, birlikte kabul olundu.
Kürtlerin bağımsızlığını gerçekleştirme
amacını güder gibi görünerek yapılmakta olan karıştırıcılığın
önüne geçmek konusu uygun görüldü. Şimdi yabancıların işgalinde
bulunan bölgelerden,
Kilikya'yı (Aşağı
yukarı şimdiki Çukurova), Arabistan ile Türkiye arasında
bir tampon devlet meydana getirmek için anayurttan ayırmak istendiği
söz konusu edildi. Anadolu'nun en koyu Türk ortamı ve en verimli, zengin
bir bölgesi olan bu toprakların hiçbir yolla ayrılmasının
kabul edilmeyeceği; Aydın ilinin (Şimdiki Aydın, İzmir,
Muğla ve Denizli illerinin kapladığı yerler, Kurtuluş
Savaşı sırasında bir ildi. Adı "Aydın İli",
merkezi de İzmir'di) de aynı kesinlikle ve yeğlikle yurdun bölünmez
parçalarından olduğu ilkesi genel olarak kabul edildi.
Trakya sorununa gelince: Burada da, sözde bir bağımsız
hükümet ve gerçekte bir sömürge kurmak ve böylelikle Doğu Trakya'dan
da Midye-Enez çizgisine kadar olan bölgeyi bizden ayırmak amacı güdülebileceği
düşünüldü. Fakat, Edirne'yi ve Meriç sınırını bir
bağımsız İslam hükümetine bağlamak için bile olsa,
hiçbir şekilde bırakmamak ilkesi, ortaklaşa uygun görüldü.
Bununla birlikte, bütün bu maddede söz konusu edilen şeyler üzerinde
yasama kurulu'nun vereceği en son karara elbette uyulacaktır, dendi.
2. Bildirinin
dördüncü maddesinde Müslüman olmayan halka, siyasal egemenliğimizi ve
toplumsal dengemizi bozacak nitelikte ayrıcalıklar verilmesinin kabul
edilmeyeceğini belirten fıkra, önemle görüşüldü. Bu kaydın,
bağımsızlığımızı gerçekten sağlamak
için, elde edilmesi zorunlu bir istek niteliğinde sayılması ve
bundan yapılacak en ufak bir fedâkarlığın bağımsızlığımızı
kökten sarsacağı ortaya konuldu. Bu dördüncü maddede söz konusu
olan, Hıristiyan halka çok ayrıcalıklar vermemek ilkesi, gerçekleştirmemiz
gerekli bir amaç olarak kabul edilmiştir. Bununla birlikte, gerek bu
konuda, gerekse yaşama hakkımızın savunulması yolundaki
başka isteklerimizle ilgili konularda -birinci maddenin sonunda olduğu
gibi burada da- Meclisi Milli'nin görüşüne ve kararına uyulacağı
kaydı konuldu.
3. Bildirinin
yedinci maddesine göre bağımsızlığımız tam
korunmak koşuluyla, teknik, sınai ve ekonomik gereksinmelerimizin nasıl
sağlanacağı konusu tartışıldı. Ülkemize pek
çok sermaye dökecek bir devlet bulunursa bunun maliye işlerimiz üzerinde
isteyebileceği denetleme hakkının kapsamı kestirilemeyeceğinden,
bu konunun, bağımsızlığımızı ve gerçek
ulusal çıkarlarımızı zarara sokmayacak yolda, uzmanlarca
iyiden iyiye düşünülerek sınırlandırılıp
saptanmasından sonra Meclisi Milli'ce uygun görülecek şeklin kabulü
görüşüldü.
4. 11 Eylül
1919 günlü Sivas Kongresi kararlarının başka maddeleri de
Meclisi Mebusan'ın kabulüne sunulmak koşuluyla, genel olarak uygun görüldü.
5. Bundan
sonra, Sivas Kongresi'nin 4 Eylül 1919 günlü kararlarının örgütler
bölümü ile ilgili 11'nci maddesinde yer alan Anadolu ve
Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyetinin durumu ve
bundan sonraki çalışma biçimi ve alanı söz konusu oldu.
Bu maddede, ulusal
iradeyi egemen kılacak olan Meclisi Milli'nin, yasama ve denetleme haklarına
güven ve serbestlikle sahip olduktan ve bu güven Meclisi Milli'ce
belirtildikten sonra, Cemiyetin ne olacağının kongre kararıyla
belli edileceği açıklanmıştır. Burada söz konusu olan
kongrenin şimdiye değin yapılmış olan Erzurum ve Sivas
Kongreleri gibi dışarda ayrı bir kongre durumunda olması koşula
bağlı değildir, dendi.
Cemiyetin programını
kabul eden milletvekilleri, Cemiyetin tüzüğünde açıklanmış
olan delegeler gibi sayılarak yapacakları özel toplantı, kongre
yerine geçebilir. Bundan sonra, Meclisi Milli'nin İstanbul'da tam güvenlik
içinde, serbest olarak görev yapabilmesi gerekir, dendi. Bunun, şimdiki
koşullara göre ne ölçüde sağlanabileceği düşünüldü.
İstanbul'un yabancılar elinde bulunması dolayısıyla,
milletvekillerinin yasama görevlerini gereği gibi yapmalarına durumun
pek elverişli olamayacağı düşüncesi belirdi. Yetmiş
Savaşında (1870 savaşında) Fransızların
Bordo'da (Bordeaux) ve yakın zamanlarda Almanların Vaymar'da (Weimar)
yaptıkları gibi, barışın yapılmasına değin,
geçici olarak, Meclisi Milli'nin Anadolu'da, İstanbul Hükümetinin uygun
göreceği güvenilir bir yerde toplanması uygun görüldü.
Meclisi Milli'nin
toplanmasından sonra güvenlik ve dokunulmazlık derecesi belli olacağından,
tam güven görülürse Cemiyet Heyeti Temsiliye'nin dağıtılarak
örgütlerinin çalışma ereğinin, az önce bildirdiğim gibi,
kongre yerine geçecek olan özel bir toplantıda kararlaştırılacağı
belirtildi.
Milletvekillerinin seçiminde
tam serbestlik bulunması gerektiği hükümetçe buyurulmuş olduğundan,
seçimler yapılırken Cemiyet Heyeti Temsiliye'ce karışılmamakta
olduğu bildirildi.
Milletvekilleri arasında
İttihat ve Terakki
üyesi ve orduda kötülüğü görülmüş kimseler bulunursa, bunların
milletvekili seçilmesine meydan verilmemek için, Heyeti Temsiliye'ce uyarma
yollu, uygun biçimde bazı öğütlemelerde bulunulmasının
yerinde olacağı da düşünüldü. Heyeti Temsiliye'nin bu konuda
nasıl aracılık yapacağı da ayrıca bir formül
halinde üçüncü bir protokol olarak saptandı. (belge: 160)
Gizli sayılıp
imzalanmayan dördüncü protokol şu idi:
1. Kimi
komutanların askerlikten kovulması ve bir kısım subayların
askeri mahkemeye verilmesi ile ilgili olarak çıkan Padişah buyruklarının
ve başkaca buyrukların düzeltilmesi.
2. Malta'ya
sürülmüş olanların ilgili mahkemelerimizde yargılanmak üzere,
İstanbul'a getirilmeleri yoluna gidilmesi.
3. Zulüm
yapmış Ermenilerin de mahkemeye verilmesi (Meclisi Milli'ye bırakılacaktır).
4. İzmir'in
boşaltılması için İstanbul Hükümetince yeniden protesto
yapılması ve gerekirse gizli yönerge ile halka gösteri toplantıları
yaptırılması.
5. Jandarma
Genel Komutanı, Merkez Komutanı, Polis Müdürü ve Dahiliye Nazırlığı
Müsteşarının değiştirilmeleri (Harbiye ve Dahiliye Nazırlıklarınca).
6.
İngiliz Muhipler Cemiyetinin
(kapı kapı dolaşıp) halka kâğıt mühürlettirmelerine
engel olmak.
7. Yabancı
parasıyla satın alınmış derneklerin çalışmalarına
ve bu gibi gazetelerin dokuncalı yayımlarına son verilmesi (özellikle
subayların ve memurların bu gibi derneklere girmelerinin kesin olarak
yasaklanması).
8. Aydın
Kuvayi Milliyesi'nin gücünün artırılması ve beslenmelerinin
kolaylaştırılması ve sağlanması. (Bu iş
Harbiye Nazırlığınca düzenlenir. Donanma Cemiyetinin 400.000 lirasından gereği kadarı hükümetçe bu işe ayrılabilir.)
9. Ulusal
eyleme katılmış görevlilerin, her yerde yatışma ve tam
güvenlik sağlanıncaya değin yerlerinden kaldırılmamaları
ve ulusal amaçlara karşı gelmelerinden dolayı, ulusça işten
el çektirilmiş görevlilerin yeni görevlere atanmalarından önce, bu
işin özel olarak görüşülmesi.
10. Batı
Trakya göçmenlerinin taşınma işlerinin sağlanması.
11. Acemi Sadun Paşa
ile buyruğu altında bulunan kişilerin uygun bir yolla geçimlerinin
sağlanması.
İmzasız beşinci
protokol da, Barış Konferansına gidebilecek kişilerin adlarını
gösteriyordu. Böyle olmakla birlikte hükümet bu konuda, ilkelere uymak koşuluyla,
serbest bulunacaktı.
Delegeler
Tevfik Paşa
Hazretleri
Başkan
Ahmet İzzet Paşa
Hazretleri
Askeri delege
Hariciye Nazırı
Siyasal delege
Reşat Hikmet Bey
Siyasal delege
Uzmanlar Kurulu
Hâmit Bey
Maliye
Albay İsmet Bey
Askerlik
Reşit Bey
Siyasal işler
Mühendis Muhtar Bey
Bayındırlık işleri
Albay Ali Rıza
Bey
Deniz Albayı
Refet Bey
İstatistik
Emîrî Efendi
Tarih
Münir Bey
Hukuk danışmanı
Uzman bir kişi
Ticaret işleri
Uzman bir kişi
Çeşitli mezheplerin ayrıcalıklarını bilen
Yazı Kurulu
Reşit Saffet Bey
Maliye Eski Özel Kalem Müdürü
Şevket Bey
Salih Bey
Orhan Bey
Hüseyin Bey
Robert Kolej Türkçe Öğretmeni
Baylar, bu görüşmelerimizin
tutanakları arasında en önemli noktanın, Meclisi Milli'nin
toplantı yeri ile ilgili olduğu, yüksek dikkatinizi çekmiş
olacaktır.
Meclisin, İstanbul'da
toplanmasının doğru olmadığı konusundaki eski düşünce
ve görüşümüzü Salih Paşa'ya kabul ettirdik ve onaylattık.
Ancak, kendisi bu görüşe katılmakla birlikte, bu katılmanın
kişisel olduğu, şimdiden bütün hükümet adına söz
veremeyeceği yolundaki çekimserliğini de ileri sürmüştü.
Kendisi, hükümet üyelerini inandırmak ve bu düşünceye katılmalarını
sağlamak için elinden geleni yapacağına söz vermiş ve başaramazsa
hükümetten çekilmekten başka yapacak bir şey olmadığını
bildirmişti.
Salih Paşa, bu
konuda başarı sağlayamamıştır.
Meclisi Milli'nin
toplanacağı yer konusuna yeniden dönmek üzere, Amasya görüşmeleri
ile ilgili sözlerime son veriyorum.
Sivas'ta
Bana Karşı Yapılan Bir Girişim
Yalnız baylar, biz Amasya'ya
gelmek üzere Sivas'tan ayrılır ayrılmaz, Sivas'ta pek de hoşa
gitmeyen bir olay geçmiştir. Bu olay üzerine kısaca bilgi vereyim:
Amasya'ya vardığımızda,
İtilâf ve Hürriyetçilerin, yabancılarla ortaklaşa birtakım
haince işlere giriştiklerini gösteren bilgiler almıştık.
Bunu hemen genelge ile bildirmiştim.
Sivas'ta da, Padişaha, beni kötüleyen teller çekilmek gibi bir girişim
olduğunu haber aldım; ama inanmadım. "Elbette Heyeti
Temsiliye arkadaşlarımızın ve karargâhımızda
bulunan kişilerin, Valinin ve başkalarının dikkati buna
engeldir." dedim.
Oysa, Şeyh Recep
ile arkadaşlarından Ahmet Kemal ve Celâl adındaki kişiler,
bir gece telgrafhanede, kendilerinden olan bir telgrafçı aracılığı
ile istedikleri telleri çekmişler...
Gerçekten, Amasya
telgrafhanesinden Salih Paşa'ya gelen şu telyazısını
getirdiler:
16613 K.
82
Sivas, 18 Ekim 1919
Bahriye Nazırı Salih Paşa
Hazretleri'ne
Padişah Yaveri Naci Beyefendi
Hazretleri'ne
Aylardan beri yurdumuzda olup bitenleri anlamak ve işin içyüzünü
öğrenmek üzere yorgunluğa katlanıp il merkezine buyurmanızı
yurdun ve ulusun yararı adına diler ve makine başına
gelmenizi, yurt ve ulus adına büyük bağlılıklarımızla
yalvarırız.
Şemsettini
Sivasi
Din bilginlerinden, ileri gelenlerden, oğullarından tüccar ve
esnaftan yüz altmış mühür taşımaktadır.
Recep
Kâmil
İlyaszade Ahmet Kemal
Zarlızade
Celâl
Bana da 19 Ekim 1919
günlü şu telyazı geldi:
Amasya'da Mustafa Kemal Paşa'ya
Halkımız, Padişahın ve hükümetin düşüncelerini
Salih Paşa'nın kendisinden ya da güvenilir bir ağızdan işitmedikçe,
aradaki anlaşmazlığa çözülmüş gözüyle bakamayacaktır.
Bundan dolayı, iki yoldan birini seçmek zorunda olduğunuzu bilginize
sunarız.
İlyaszade
Zarahzade Şemsettin Sivasi oğullarından
Ahmet
Celâl Recep Kâmil
Kemal
Baylar, biz, bütün
yurdu uyarmak ve aydınlatmak için uğraşıyoruz. Ama, düşmanlarımız
da, bize karşı her yerde, üstelik kendi bulunduğumuz ve her bakımdan
egemen olduğumuz Sivas kentinde bile, kötülüklerini yaptırabilecek
alçak aracılar bulmayı başarabiliyor.
Bütün uyarmalarımıza
ve hatırlatmalarımıza karşı, biz ayrılır ayrılmaz,
Sivas'taki ilgili kişilerin görülen dalgınlığı, her
yerde ne denli ilgisizlikler ve göz yummalar olduğuna çok güzel bir örnektir.
19 Ekim günü
Sivas'taki arkadaşlar, Heyeti Temsiliye imzasıyla şu teli çekiyorlardı:
Amasya da Mustafa Kemal Paşa
Hazretleri'ne
Şeyh Recep ve arkadaşlarının size çekilmek üzere
telgrafhaneye şimdi verdikleri telyazısı örneği, olduğu
gibi, aşağıda bilgilerinize sunuldu:
Bu konuda Topçu Binbaşısı Kemal Bey ayrıca
soruşturma yapmaktadır.
Bu tele, aldığımı
bildirdiğim telyazısının örneğini ekliyorlar.
Sivas Telgraf Başmüdürü
de, gene o gün, şu bilgiyi veriyor:
Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'ne
Şemsettin Sivasi oğullarından Recep, İlyaszade
Ahmet Kemal ve Zaralızade Celâl imzalarıyla çekilen telleri
sunuyorum. Bu teller, gece getirilmiş ve görevlilerimiz korkutularak çektirilmiştir.
Herkesin, özel yöntemine uyarak tel çekmeye hakkı vardır. Ancak
makine odasına rasgelenin girmesinin yasak olduğu şöyle dursun;
görevlilerin, gözdağı verilmesi, korkutulması gibi hükümet
onurunu kırıcı davranışta bulunmak, doğrusu,
yasaya karşı gelme niteliğindedir. Durumu yüksek valiliğe
bildirdim ve yurtta düzeni sağlamak için çalışmakta olan yüksek
kişiliğinize de durumu bildiriyorum. Özel saygılarımın
kabul buyurulmasını çok rica ederim.
19 Ekim 1919
Başmüdür
Lütfi
İstanbul Merkez Şefi Bey'e:
Halkın dileklerini bildiren ve yurdun ve ulusun esenliği
adına Padişaha sunulması rica olunan telyazılarımızı
tutan, din ve devlet haindir. Sonunda kan dökülmesine yol açacaktır.
Padişaha duyurmak için kararımız kesindir. Yanıt
bekliyoruz.
Padişahlık Özel Kalem Başyazmanlığına:
Yüksek aracılığınızla sunulan dilekçemizin
yanıtını yurdun ve ulusun esenliği adına makine başında
bekliyoruz.
Padişahlık Özel Kalem Başyazmanlığı
Aracılığı ile Halife Hazretlerine:
İlimiz olan Sivas'ta, Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk
Cemiyeti adıyla kurulan Kongre Kurulu Başkanı Mustafa Kemal Paşa,
yanında sizin güven kâğıdınız olduğu söylentisini
yayarak, kötülüklerini örtmek isteyen küçük bir toplulukla birlikte,
ulusal iradeyi temsil ediyorlarmış gibi davranıyorlar. Oysa,
şanlı Halifemiz ve sevgili Padişahımıza her bakımdan
saygılı ve tam bağlı olmamız, din buyruğudur.
Bahriye Nazırı Salih Paşa ile Padişahın Başyaveri
Naci Beyefendi'nin Amasya'ya gönderildiklerini haber aldık. Kendileriyle görüşüp
halk arasında doğan coşkuyu yatıştırmak için din
bilginleri, ileri gelenler ve tüccardan iki yüzü aşkın imza ile çektiğimiz
çağrı telimize yanit alamadık. Kamuoyunun ne durumda olduğunu
kendilerinin yakından görmeleri için Sivas'a değin gönderilmelerini
bütün bağlılığımızla ve çok ivedi olarak yalvarırız.
Bu yolda buyruk, Padişahımız Efendimiz Hazretlerinindir.
Baylar, düşmanlar,
Şeyh Recep'e gerçekten önemli bir rol yaptırmış
bulunuyorlardı. Sırası gelince bilginize sunacağım
belgelerden, Sait Molla'nın Rahip Fru'ya yazdığı 24 Ekim günlü
bir mektubunda Molla, Papaz'a:
"Sivas olayını
nasıl buldunuz? Biraz düzensiz; ama yavaş yavaş düzelecek"
diyordu.
Bütün ulusun birlik
ve dayanışmasından ve ulusal örgütlerin ülkenin her köşesine
yayıldığından söz eden, ulusun ortak dileğine uyarak,
ulusal örgütlere ve askeri güce dayanarak hükümeti düşüren; yeni hükümetle
karşı karşıya geçen bir kurulun başkanını kötülemek
üzere -tam yeni hükümetin delegesi ile görüşmeye girişeceği
bir sırada ve bu amaçla Sivas'tan çıktığının
ertesi günü- bütün Sivas halkı adına ayaklanmayı gösterir
bir telyazısının, telgrafhane korkutularak çektirilebilmesi
elbette anlamlı idi.
Böyle bir kurulu
kendi bulunduğu Sivas'taki halk kötüleyince, bütün ulusun da böyle
duyup düşünmeyeceğini tanıtlamak gerçekten güçtür. Öyleyse,
temsil niteliği böyle olan bir kurulun ve başkanının dayandığı
gücün de çürük olacağına inanmamak neden geçerli olmasın?
Sivas'tan yükseltilen
bu sesin, düşmanlar için ne denli güçlü ve önemli olduğu kolaylıkla
anlaşılır.
Baylar, Salih Paşaya
gelen telyazısını, Amasya'ya geldiğinde kendisine verdirdim.
Ama, Şeyh Recep ve arkadaşlarının hükümetçe cezalandırılmasını
istedim. Sivas'taki Heyeti Temsiliye üyelerine de telgraf başında, 19
Ekimde şunları sordum:
1-
Şeyh Recep, Ahmet Kemal ve Celal imzasıyla Padişahın
Özel Kalemine çekilen telyazısını gördünüz mü?
2-
Telgrafhanede nöbetçi subayı yok mu?
3-
Hepiniz orada bulunduğunuz halde böyle bir küstahlık nasıl
olabilir? Hem de bu delilerin girişimleri hepinizce biliniyor. Salih Paşa'ya
ve Naci Bey'e çekilmek üzere üç imza ile telyazısı hazırladıklarını
biz buradan işitmiştik. Sizin bundan haberiniz yok mu idi?
4-
Yabancılarla birlikte İtilâf ve Hürriyetçilerin birtakım
haince işlere giriştikleri üzerine dün genelge ile yapılan
bildirim alınmadı mı?
5-
Baskı yapılan ve korkutulan telgraf görevlilerinin hemen
gerekenlere, Vali Paşa'ya ve başka ilgililere haber vermemelerinin ve
nöbetçi subayının bu işte uyanık davranmasının
nedeni nedir?
6-
Başmüdür Bey'in bildirmesi üzerine alınan önlemler
nelerdir?
Mustafa
Kemal
Valiliğin,
sorunu askerlere bıraktığının anlaşılması
üzerine Kolordu Kurmay Başkanı Zeki Bey'e de şunu yazdım:
Söz konusu olan soruna karışmış bulunanların
tutuklanıp cezalandırılmaları için valilikçe, buyruğu
altındaki kuvvetler kullanılmış ya da bunlar yetmemiş
de onun için mi iş Kolorduya bırakılıyor? Yoksa bu küstahça
davranışlara karşı bile valilikçe önlem almakta duraksanıyor
mu? Bunlar anlaşıldıktan sonra sorunun çözümlenmesi daha kolay
ve kökten olur.
Mustafa
Kemal
Daha sonra, Sivas'ta
bulunanlara şu buyruğu verdim:
1-
Telgrafhane tam kontrol altına alınacaktır. Bir subay
komutasında bir manga asker yerleştirilecektir. Bu kez olduğu
gibi, telgrafhaneye girerek ve görevlilere baskı yaparak, ulusal birliğe
karşı kafaları karıştırıcı ve güvenliği
bozucu davranışlarda bulunacak hainlere kesin olarak engel olunacaktır.
Bu gibi güvenliği bozucu davranışlarda, yasa sınırını
aşan ve askere saldıranlara karşı hiç duraksamadan, her
nerede olursa olsun, silah kullanılacaktır.
2-
Küstahça davranışlarda bulunanları yola getirme bakımından,
düzenbağı açısından Kurmay Başkanının ileri
sürdüğü nedenlerden dolayı kaçmalarına meydan verilmeksizin
hemen gereği yapılacak ve sonucu bir iki saata değin
bildirilecektir. Ancak, bu konuda karar vermek için, orada bulunan kişilerden
hiçbirinin işe el koymayıp bize sormaya kalkışmaları
gerçekten üzüntü ile karşılanmıştır. Bu karar, bir
taburu Sivas'ta bulunan Beşinci
Tümen Komutanı Cemil Cahit Bey ve tabur komutanına emredilmiştir.
Oraca bu kararın ivedilikle uygulanmasına, hiç olmazsa, aracılık
edilmesi rica olunur.
3-
Sivas'ta düzeni sağlamak için uyanık olarak bütün
ilgililerce kesin ve sert önlemler alınması gerektiğini
bilgilerinize sunarım.
Mustafa
Kemal
Özel olarak Osman
Tufan ve Recep Zühtü beylere şu yönergeyi verdim:
Ulusal eyleme karşı küstahlık edenler için yapılacak
işlem, gerekenlere bildirilmiştir. Durumu izleyerek eksiksiz uygulanıp
uygulanmadığını bildirmenizi ve savsaklama görülürse, işe
kendiniz el koyarak bilinen kişileri tutuklamanızı ve yardakçılarını
susturmanızı isterim. Bu yolda gerekirse, her kime karşı
olursa olsun, gereğini yapmakta duraksamaya yer yoktur.
Mustafa
Kemal
20 Ekimde Vali Reşit
Paşa, uzun uzadıya olayı anlattıktan sonra: "Olay genişleyebilecek
iken önüne geçilmiş ve yapılan çabuk ve sert işlemlerden
dolayı, buna benzer olayların artık çıkmayacağının
anlaşılmış" olduğunu yazıyordu. (belge: 161)
Baylar, İstanbul
Hükümetinin Şeyh Recep ile arkadaşlarını cezalandırmış
olduğunu elbette düşünmediniz. "Şemsettini Sivasi oğullarından"
diye imza atan bu miskin ve aşağılık şeyhin, bundan
sonra da düşman oyuncağı olarak işleyeceği kötülüklere
rastlayacağız.
Adapazarı
Dolaylarında Kışkırtmalar
Baylar, daha Amasya'da iken, karşılaştığımız
durum, yalnız Şeyh Recep olayı ile kalmadı. Adapazarı
dolaylarında da buna benzer bir olay çıktı. İzin verirseniz
bunu da kısaca bilginize sunayım.
Adapazarı ilçesinin
Akyazı yörelerinde türeyen Talustan Bey, İstanbul'dan para ve yönerge
verilerek gönderilen ve süvari olacaklara 30 lira, piyade yazılacaklara
15 lira aylık verileceğini söyleyen Bekir Bey ve Sapanca'nın Avçar
Köyünden Beslân adında bir tahsildar birleşiyorlar. Bu adamlar başlarına
topladıkları atlı, yaya birtakım kimselerle Adapazarı
kasabasını basmaya karar veriyorlar. Tahir Bey adındaki Adapazarı
Kaymakamı bunu haber alıyor. Tahir Bey, İzmit'ten gönderilen bir
binbaşıyı ve bulduğu yirmi beş kadar atlıyı
alarak kasabayı basmaya gelenlere karşı yola çıkar. Lûtfiye
(Nutuk'un aslında "Latife" olarak geçiyorsa da Vesikalar
cildinde "Lütfiye" der) denilen bir köyde karşılaşırlar.
Bu kalabalığa ne yapmak istedikleri sorulmuş... Verdikleri yanıt
şu imiş: "Padişah Hazretlerinin sağ olup olmadığını
ve yüksek halifelik makamında oturup oturmadığını öğrenmek
için Adapazarı'na makine başına gelmek istiyoruz. Mustafa Kemal
Paşa'yı padişah yerine kabul edemeyiz."
Tahir Bey'in, makine
başında, İzmit Mutasarrıfına verdiği bilgide:
"Adı geçenlerin İstanbul'da önemlice kişilerle ilişkileri
olduğundan ve Padişahın bile bu yaptıklarından haberli
bulunduğunu söylediklerinden" söz ediliyordu. Resmi olarak verilen
bilgide Bekir'in, toplanan kimselere: "Bu iş için İstanbul'ca
bir hafta süre verdiler. Beş gün geçti. İki günümüz kaldı.
İşi çabuklaştıralım." diye söylediği de
bildiriliyordu. (belge: 162)
İzmit'teki Tümen
Komutanı, Adapazarı üzerine bir birlik gönderecekti. Ali Fuat Paşa
da Düzce üzerine biraz kuvvet gönderecekti.
23 Ekim günü İzmit'te
Tümen Komutanına, Bekir'i İtilâf ve Hürriyetçilerle yabancı düşmanların
gönderdikleri ve karıştırıcı davranışlarının
yasaklanması gerektiği bildirildi.
Adapazarı
Kaymakamı Tahir Bey'e de, 23 Ekimde doğrudan doğruya "Bekir
ve arkadaşları için sert ve çabuk önlemler alınmasında hiç
duraksama gösterilmeyerek yaptıkları dokuncalı işlere son
verilmesini ve sonucunun bildirilmesini" buyurdum. (belge: 163)
Baylar, 23 Ekim günlü
bir şifre ile, adı geçen Bekir ve yardakçılarının
yaptıkları işler ve kimlikleri üzerine elde ettiğimiz
bilgiyi Harbiye Nazırı Cemal Paşa'ya bildirdik ve: "İstanbul
Hükümetince bu gibi karıştırıcı işlere ve davranışlara
karşı, zamanında etkin önlemler alınmaz da sorun ulusal örgütlere
dokunursa en sert önlemlere girişmek zorunda kalacağımızı
bilginize sunarız." dedik. (belge:164)
İzmit'ten giden
ve orada gücü artırılan ulusal ve askeri bir birlik, "önemli
sayıda toplanmış ve toplanmakta olan kötü kişileri dağıtmış,
tahsildar Beslân'ı ve kardeşi Hasan Çavuş'u yakalamış.
Asıl, yönerge ve para ile bir hafta önce İstanbul'dan gelmiş
olan Bekir, kaçmış." Bu Bekir, subaylıktan kovulmuştur
ve Manyas'lıdır. (belge:165, 166) Bundan sonra, vermek zorunda kaldığımız
buyruklarla, İzmit'te kışkırtıcı ve düzenci
olanlardan, "İngiliz İbrahim" denmekle tanınmış
biri ve başka birtakımları için kovuşturma başladı.
(belge: 167, 168)
"İlgililerce
yerinde alınan önlemler sonunda, Bekir'in girişiminin etkisiz kaldığını
ve kaçtığını; gene İstanbul'a dönerek yeniden haince
girişimlerde bulunmasının çok olası görüldüğünü;
kendisi için özel kovuşturma yapılmasını" Amasya'dan
26 Ekim 1919 günü Harbiye Nazırı Cemal Paşa'ya yazdım.
(belge: 169)
27 Ekim 1919'da Bolu
Mutasarrıfı Haydar Bey'den gelen telde: "Bekir'in, yanında
iki subay, kırk silahlı adam olduğu halde Abaza köylerinde halkı,
İstanbul Hükümeti adına ulusal eyleme karşı kışkırttığı
ve birçok para harcadığı; Nazırlığa bu konuda yazılan
yazıların dikkate alınmadığı" bildiriliyordu.
(belge: 170)
Baylar, bu gibi
sorunlarda hükümeti uyarmak ve görevini yapmaya çağırmaktan başka
bir şey olmayan başvurularımız, elbette hükümetin işine
karışma gibi anlaşılmaz sanırım.
İstanbul'da hükümetin gözü önünde yapılan ve iç ve dış düşmanlarla Padişahın bildikleri ve uygun buldukları kuş