NUTUK
Ali Riza
Paşa Kabinesi'nin Çekilmesi, İstanbul'un İşkali
ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin Toplanması
Ali
Rıza Paşa Hükümetinin Çekilmesi
Baylar, biliyorsunuz ki İngiliz temsilcisi, Yunanlılar da içinde olarak İtilâf kuvvetlerine karşı savaşa son verilmesini hükümete önermişti ve bu sağlanırsa, İstanbul'un Osmanlı Devleti'ne bırakılacağı yolunda yaldızlı bir söz de vermişti. Fakat İstanbul'da bu öneri yapılırken, Şubatın 18'inci, l9'uncu ve 20'nci günlerinde, Yunanlıların da İzmir'e yeni kuvvet, taşıt, pek çok cephane getirdiğini ve cephelere yollayarak yeni bir saldırıya hazırlandığını biz biliyorduk. Bu bilgimizi -hükümet işlerine karışmayınız yaygarasına bakmaksızın- İstanbul Hükümetine de duyurarak dikkatini çekmekten geri kalmadık.
Yunanlılar böylece saldırıya hazırlanırlarken Ali Rıza Paşa Hükümeti başka bir öneri karşısında kalıyor:
"Yunanlılar karşısında bulunan Kuvayi Milliye'yi üç kilometre geri aldırmak!"
Ali Rıza Paşa
Hükümetinin, bunu yapamayacağı besbelliydi. Ama amaç, onun düşürülmesi
idi. Sadrazam, ister istemez, bu önerinin yerine getirilemeyeceğini, yanıt
olarak bildirmiş.
3 Mart 1920 günü
Yunanlılar saldırıya başladılar. Gölcük yaylasıyla
Bozdağ'ı ele geçirdiler.
İşte bu olay üzerine Ali Rıza Paşa'nın düşünebildiği
tek çıkar yol, yerinde daha fazla kalmaktan vazgeçerek hemen çekilip bu
sorumlu işten yakayı sıyırmak olmuştur. Çünkü,
ulusal eylemi durdurma konusunda yapılan öneriyi yerine getirmeye çalışmış,
ama başaramamış olan Ali Rıza Paşa, bu kez de öneriyi
uygulattıracağım diye söz verip de bunu başaramazsa İtilâf
Devletlerince sorumlu tutulması olasılığı da akla
gelemez miydi?
Harbiye Nazırı
Cemal Paşa, Başkomutan Mister Corç Miln'in buyruklarını
uygulattıramadığından ötürü en sonunda hükümetten çıkarılmak
durumunda kalmamış mıydı? Ali Rıza Paşa için de böyle
bir işlem yapmaya kalkışılırsa, kendisini Padişahın
koruyabileceğine güvenebilir miydi? Böyle bir durumda, ulusal isteklerin
tek belirme yeri olduğunu söylediği İstanbul'daki Meclisi
Milli'ye güvenebilecek miydi? Ulusal irade adına konuşmasının
ve isteklerde bulunmasının artık yeri ve olanağı kalmadığını
söyleyerek cezalandıracağım diye gözdağı verdiği
Heyeti Temsiliye'ye dayanmaya gönül indirmeli miydi? Demek ki, kendisi için
çekilmekten daha uygun bir şey olamazdı. İşte o da öyle
yapmıştır. (belge: 241) Ali Rıza Paşa, hükümete ilk
saldırıldığında çekilmesi gerektiği yolundaki
uyarmamızı kabul etmedi. Yerinde durmakla yurda yararlı olacağını
söyledi. Meclisi Milli de bu bilgisizce görüşü uygun bularak onu
yerinde tuttu. Acaba yapılması söz konusu olan ödev, Yunanlılara,
saldırı hazırlıklarını tamamlayarak yurdun kutsal
topraklarından daha bir kısmını çiğnemek ve pek
sevgili yurttaşlarımızdan daha bir kısmını süngüler
altında inletmek için gerekli fırsatı hiç ses çıkarmadan
bağışlamak mıydı?
Padişah,
İşin ve Durumun Gereğine Göre Bir Kişiyi Sadrazamlığa
Seçeceğini Bildiriyor
3 Mart 1920 günlü şifrelerle
Rauf ve
Kara Vâsıf beyler hükümetin çekilme işini haber verirken, Felâhı
Vatan Grubu Başkanının, Meclis başkanı vekillerinin
saraya gönderildiklerini de bildiriyorlardı. Bu başkanlar, Padişah
katına kabul olunmamışlar. Başyazman ve Başmabeyinci
ile görüşmeleri buyrulmuş. Grup Başkanı, ulusal örgütün
Padişaha
bağlılığını bildirmiş. Sözü hükümetin çekilmesine
getirmiş. Padişah, başyazman aracılığı ile
şu buyruğu bildirmiş: "Bütün milletvekillerine selam.
İşin ve durumun ağırlığını ben de onlar
kadar anlıyorum. İşin ve durumun gereğine göre bir kişiyi
sadrazamlığa seçeceğim. Onun yetkisine el uzatarak arkadaşlarının
seçimine karışamam. Ancak, ona, çoğunluk grubuyla anlaşmasını
öğütleyeceğim."
Beni
İşlere Karıştırmak İstemeyenler Benden Hemen Sonuç
Verecek Önlem Bekliyorlar
Başkanlardan meydana gelen
kurul, teşekkür ederek ayrılmış. (belge: 242) Verilmekte
olan bilgiler arasında şunlar da vardır: "Milletvekilleri
telaşlı; ama, isteğe uygun bir hükümet kurulacağına güveniyorlar.
Yabancıların, Hürriyet ve İtilâfçıların
ve Nigehbancıların,
düzenledikleri gerici hareketlerde başarıya ulaşabilmek için,
Ferit Paşa'yı ya da yakınlarından birini iş başına
getirmeleri de olasıdır. Meclisi, elbette dağıtacaklardır.
Padişah katında etkili olacak önlemlerin oraca alınması
buyruklarınıza sunulur".
Baylar, tuhaf değil midir ki, bugün bunları bildirenler, daha birkaç hafta önce: "Meclis resmi olarak açıldığına göre, bundan sonraki buyruklarınızın bana bildirilmesini ve görüşlerinizin her yerde gereği gibi savunulacağına güvenmenizi" diye yazan kişilerdir. Birkaç hafta önce, İstanbul Hükümeti ile görüş birliğine vararak beni, işlere ve yürütüme karışmaktan alıkoymak isteyen kişiler, bugün İstanbul'da hiçbir şey yapmaya güçleri yetmediğini açığa vurarak, buradan, Heyeti Temsiliye'den etkili önlemler bekliyorlar.
Biz, bu isteği de yerine getireceğiz. Ama bu kişilerin isteği olduğu için değil; bunu, yurdun yararı böyle buyurduğu için...
Baylar, 3 Mart günü
ve 3/4 Mart gecesi, İstanbul'la haberleşmek ve oradaki durumu
anlatmakla geçti. 4 Mart günü, gerek İsmet Paşa'dan ve gerek öbür
kişilerden aldığım bilgiler üzerine durumu, genelge ile bütün
ordularla örgüt merkezlerimize ve ulusa bildirdim. (belge: 243, 244) Meclisi
Mebusan Başkanlığına şunu yazdım:
Ankara,
4.3.1920
Meclisi Mebusan Yüce Başkan
Vekilliğine
İtilâf Devletlerinin işlerimize sürekli karışmaları
karşısında artık Ali Rıza Paşa Hükümetinin çekilme
kararını Meclise bildirdiği üzüntüyle haber alınmıştır.
Aydın cephesinde, kutsal yurdumuzu ele geçirmeye çalışan düşmanla
Kuvayi Milliye çarpışmakta ve yurdun her karış toprağına,
içten bağlı ve özverili çocukları gömülmektedir. Hiçbir güç,
hiçbir yetki, tarihin buyurduğu bu görevden ulusumuzu alıkoymayacaktır.
Ulusal ve yurtsal bağımsızlığımızın sağlanması
uğrunda her türlü özveriye hazır bulunan ulusumuzun kutsal coşkusunu,
ancak ulusun tam güvenebileceği bir hükümetin iş başına
getirilmesi yatıştırabilir. Bütün ulus, bu tarihsel günlerde,
ulusal iradenin koşulsuz vekilliğini üzerlerine almış
bulunan milletvekillerinin kesin kararlarını sabırsızlıkla
beklemektedir. Yurda ve tarihe karşı yüklendiğimiz büyük
sorumluluğu ve bütün dünyanın, kürsünüze çevrili olan dikkatli
bakışlarını düşünerek, ulusun özverili dayancına
uygun kararlar alacağınıza güvendiğimizi ve yurtseverce çalışmalarınızda
bütün ulusun sizinle birlik ve size destek olduğunu bilginize sunarız
efendim.
Heyeti
Temsiliye adına
Mustafa Kemal
Padişaha da
şu teli çektim baylar:
Ankara,
4 Mart 1920
Padişah Hazretleri'ne
İtilâf Devletlerinin, bağımsızlığa
ve onura dokunan saldırılarına ve Ateşkes Anlaşmasına
uymayan karışmalarına ve davranışlarına daha çok
dayanamayan hükümetin çekilmesiyle yüce devletinizde yeniden bir hükümet
bunalımı belirmesi, ulus kamuoyunda derin bir heyecan uyandırmıştır.
Yüce Padişahlık ve Halifeliğinizin çevresinde düşünce ve
ülkü birliğine vararak, yüce bağımsızlığınız
ve dokunulmazlığınız ve yüce devletinizin ülke bütünlüğü
için son özveriyi göze almış olan bütün uyruklarınız, düşmanlarca
yönetilen bazı karıştırıcılık ve kargaşa
düzenlerinden dolayı öteden beri üzgün ve kaygılı bir durumda
olup, hükümet bunalımının elden geldiğince çabuk
giderilmesini ve ulusal amaçları gereği gibi gerçekleştirebilecek
saygın bir hükümet kurulmasını beklemektedir. Meclisi Milli'nin
çoğunluk grubunda yoğunlaşan ulusal istek ve eğilimlerin yüce
katınızca da destekleneceğine, bütün uyruklarınız
gibi Kurulumuz da inanmaktadır. Ancak, içteki ve dıştaki bin türlü
tutkunun kabarması üzerine dirliği ve esenliği bozulma korkusu
geçiren ülkemizin, ulusal vicdana güven veremeyecek bir hükümet başkanına
bir dakika bile katlanamayacağını ve Tanrı esirgesin, böyle
bir durum ortaya çıkarsa bunun Osmanlı Devleti tarihinde benzeri görülmeyen
acı olaylara yol açacağını, yüce Padişahlık katının
bilgilerine sunmayı bir yurt ödevi sayarız. Buyruk Padişahımızındır.
Anadolu
ve Rumeli Müdafaai Hukuk
Cemiyeti
Heyeti Temsiliyesi adına
Mustafa Kemal
Bu telin birer örneğini, bilgi için Meclisi Mebusan Başkanlığına ve kolordu komutanlarına yollamakla birlikte, birer örneğini de İstanbul gazetelerine ve Matbuat Cemiyetine (Basın Derneği) vermesini İstanbul telgrafhanesine buyurduk. Bundan başka baylar, komutanlara, valilere, mutasarrıflara ve Müdafaai Hukuk merkez kurullarına ayrıca şu genelgeyi de yolladık:
4
Mart 1920
İtilâf devletlerinin katlanılmaz bir duruma gelen karışmalarından
ve baskılarından ötürü hükümet, dünkü 3 Mart günü çekilmiştir.
Aldığımız sağlam haberlere göre hükümet, Ferit Paşa'nın
ya da ona benzer birinin iş başına getirilmesini ve İstanbul'da
yabancıların isteklerine hizmet edecek bir halifelik danışma
kurulu kurulmasını sağlamak üzere dış düşmanlarca
yönetilen ve karşıcıl partilerin aracılığıyla
kurulan bir komitenin çalışmalarının sonucu olarak düşürülmüştür.
Açıkça, komitenin çalışmasına yol açmak için İtilaf
devletleri, ilkin hükümeti çekilmeye zorlayacak baskılar yapmışlardır.
Durumun bu ağırlığı karşısında elbette
Meclisi Mebusan gereği gibi etkin girişimler yapmaktadır. Ancak,
bu girişimlerin eylemli olarak desteklenmesi için, ulusal amaçları
gerçekleştiremeyecek bir hükümet başkanına ulusun
katlanamayacağını çok sert bir dille Padişahlık katına,
Meclisi Mebusan Başkanlığına ve basına bildirmek
gerekir. Bu tel alınınca, dakika bile geçirilmeksizin, bu yolda
telyazıları hazırlanarak bu gece her halde çekilmesinin sağlanmasını,
buraya da yarın sabaha dek bilgi verilmesini önemle rica ederiz.
Anadolu
ve Rumeli Müdafaai Hukuk
Cemiyeti
Heyeti Temsiliyesi adına
Mustafa
Kemal
Baylar, verdiğimiz
yönerge gereğince, ülkenin her yanından, ulusun her yönetim katından
4/5 Mart gecesi başlayan tel fırtınası, ayın beşinci
ve altıncı günleri, Padişah ve Meclisi Mebusan saraylarında
istenilen etkiyi yaptı.
Salih
Paşa Sadrazam Oluyor
Sonunda, 6 Mart günü, kim ve ne
olduğunu anlayamadığımız bir kişiden şu
haberi aldık:
İstanbul,
6 Mart 1920
Heyeti Temsiliye'ye
Sadrazamlık görevinin Bahriye Nazırı
Salih
Paşa'ya verildiği bilgilerine sunulur.
Müdafaai
Hukuk Cemiyeti
Genel
Yazman Vekili
Halit
Bu telin ardından
şu tel geldi:
Meclisi Mebusan, 6 Mart 1920
Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'ne
Kutlu Halife Hazretleri, şimdi Meclisi Mebusan Başkanını
yüksek makamlarına buyur ederek sadrazamlık görevini, Ayan üyelerinden
eski Bahriye Nazırı Salih Paşa'ya verdiklerini bildirmişlerdir.
Salih Paşa da hükümeti kurma işiyle uğraşmakta olduğundan
bunalımın yarın akşama dek büsbütün ortadan kalkacağı
bildirilir.
Meclisi
Mebusan Başkanı
Celalettin
Arif
Baylar, Rauf Bey'in
de o gün, fakat daha hükümet başkanı belli olmadan verdiği
bilgiler vardır. Dikkate değer olduğu için bu bilgileri veren
telyazısını olduğu gibi sunuyorum:
Kişiye özel,
çok ivedidir.
Dakika
geciktirilemez.
Harbiye,
6 Mart 1920
Ankara'da Yirminci Kolordu Komutanlığına
Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'ne:
1-
Dün gece İzzet ve Salih Paşalarla görüştüm. Her
ikisine de sadrazamlık önerilmemiştir. Vekillik eden hükümet de
kimin olacağını bilmiyor. Eski Dahiliye Nazırı Reşit
Bey'in Saray ile Fransa ve İngiltere elçilikleri arasında gidip
gelmekte olduğu sağlam yerden öğreniliyor. Bir söylentiye göre,
kendisinin sadrazamlığa getirileceği sanılıyor. Önceki
gece Padişah Hazretleri, Tevfik Paşayı kabul etti. Daha sonra
Ferit Paşa'yı kabul ederek, saat beşten on sonraya dek görüştü.
Dünkü Cuma günü Balta Limanı'nda Ali Kemal ve eski Dahiliye Nazırı
Mehmet Ali'nin de bulunduğu bir toplantıda uzun görüşmeler
oldu. Daha sonra Rahip Fru da katılarak Ali Kemal'in evinde görüşmeler
sürdürüldü. Celâlettin Arif Bey, dün saat dört sonrada Padişah katına
kabul olundu. Durumun şimdiki bunalımın sürüp gitmesini kaldıramayacağından
yurdun ve Millet Meclisinin güveneceği bir hükümetin bir an önce işbaşına
getirilmesi için Celâlettin Arif Bey'in birkaç kez ileri sürdüğü dileğe
karşı Padişah Hazretleri, durumun inceliğini onun gibi anladığını
ve Kuvayi Milliye'nin gerekliliğine inandığını
bildirdikten sonra, içeride ve dışarda güven sağlayabilecek bir
kişinin çabuk atanamayacağı ve pazara dek düşünmek
gerektiği yolunda karşılık vermişler. Daha önce
bilginize sunduğum olaylardan sezinlediğime göre Padişah İngilizlerle
konuşup haberleşmektedir ve Londra' dan gelecek yanıtı
beklemektedir. Herhalde durum pek bunalımlıdır. İngilizlerden
umutlu olurlarsa, Ferit Paşa'nın Sadrazamlığa getirilmesi
bile uzak görülemez. Kısacası, şimdiye değin Padişah
doğrudan doğruya Tevfik ve Ferit Paşalardan başka kimseyi
kabul etmemiş ve Ferit Paşa ile görüşmesi de gizli olmuştur.
Saray adamlarından güveninizi kazanmış olduğunu bildiğim
bir kişi, Perşembe günü, Padişahın pek yakınları
adına beni özel olarak gördü ve düşüncemi sordu. Sorusuna yanıt
olarak, Padişahlık yararına, devlet ve ulus yararına işleri
yoluna koyacak kişinin siz olabileceğinizi; fakat şu sırada
işgalde bulunan İstanbul'a dönemeyeceğinize göre, İzzet Paşa'nın
sadrazam olması gerektiğini açık bir dille söyledim. Salih Paşa
Meclisin kapatılabileceğini de sezdiriyor. Birinci Başkan Vekili
Hüseyin Kâzım Bey'in de, Sarayla ve İngilizlerle Meclis adına
dolaplar çevirdiği anlaşılıyor. Bilgilerinize sunulur.
Celâlettin
Arif Bey bugün saraya gidecek. Durumu çok açık olarak Padişaha
anlatacak, karşıcılları iş başına getirirse,
Anadolu'daki örgütlerin sarsılacağını, böylece, Doğudaki
kendileri için dokuncalı olan ilkelerin ülkemize gireceğini ve
Halifeliğin Müslümanlar gözünde ne duruma düşeceğini açıklayacak
ve Anadolu'dan, ulusal örgüt merkezlerinden bu konuda gelen bütün telyazılarını
gösterecek ve bununla ilgili olarak ayrıca yazılı bir rapor
sunacaktır. Rapor birlikte yazılmıştır. Örneğini
sonra sunarız. (Rauf)
2- Bu tel, 6.3.1920 günü saat 17.15 sonrada Harbiye Telgrafhanesine
verilmiştir.
Harbiye
Nazırlığı Başyaveri
Salih
Baylar, Rauf Bey'in, sadrazam bulmak söz konusu olurken benden söz açması elbette gereksizdi. Aramızda hiç böyle bir söz konuşulmuş değildi. Ben aslında İstanbul Hükümetinin yaşayacağından umutlu değildim. Osmanlı Devleti'nin yaşamını bitirdiğine ise çoktan inanmıştım. Osmanlı Devleti'nin sadrazamlığını üzerime almak gibi cılız ve anlamsız bir düşüncenin benim kafamda yeri olamayacağı kuşkusuzdu. Ben, doğal bir biçimde geçmekte olan devrim evrelerini soğukkanlılıkla izlerken, yarının önlemlerinden başka bir şey düşünmüyordum.
Rauf Bey, sözkonusu
ettiği Celâlettin Bey'in raporu örneğini de gönderdi. (belge: 245)
Hükümet kurulduktan sonra da şu bilgiyi verdi :
Harbiye,
8.3.1920
Yirminci Kolordu Komutan Vekilliğine
Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'ne:
1-
Hükümet şöyle kurulmuştur: Sadrazam Salih Paşa, Şeyhülislam
yerinde, Dahiliye yerinde, Hariciye Safa Bey yerinde, Harbiye yerinde, Bahriye
Salih Paşa vekil olarak, Nafıa Tevfik Bey asıl olarak, Maliye
Tevfik Bey vekil olarak, Devlet Şûrası Abdurrahman Şeref Bey
vekil olarak, Maarif Abdurrahman Şeref Bey asıl olarak, Evkaf eski
Şeyhülislam Ömer Hulûsi Efendi asıl olarak, Adliye Celâl Bey,
Ticaret Defterhane Emini Ziya Bey.
2- Celâl Bey'in tutumunu bilmiyoruz. Bu kuruluş, Damat Ferit Paşa'ya
zaman kazandırmak için Sarayın bir düzenidir. Salih Paşa, bir
bunalımı önleyerek bu yolda yurda yararlı bir hizmet gördüğü
inancındadır. Bizim düşüncemiz bu hükümete güvenoyu
vermemektir ve bunu, Grupta sağlamaya çalışıyoruz. Ferit Paşa
tehlikesi şimdi de vardır. Buna göre durumun güven altına alınması
buyruklarınıza sunulur.
3- Dikkate değer olarak şunu da bilgilerinize sunalım ki,
Salih Paşa, Meclisi Mebusan'dan nazır alamayacağı anlaşıldıktan
sonra, dışardan alacağı kişileri seçerken Grubun görüşünü
soracaktı. Oysa, şimdi bundan da vazgeçerek adları bildirilen kişilerle
hükümeti kendiliğinden kurmuştur efendim. (Rauf)
Harbiye
Başyaveri
Salih
Trakya'da
Cafer Tayyar Bey'in İzlediği Yanlış Bir Görüş
Baylar, İstanbul bunalımı
üzerine verdiğim açıklama epeyce uzadı. Aslına bakılırsa,
İstanbul'da öteden beri sürüp giden duruma yeniden daha birçok olayların
eklendiğine tanık olacağız.
İzin verirseniz, yeniden İstanbul'a dönmek üzere, biraz da Edirne dolaylarındaki duruma göz atalım. Şimdiye değin genel olarak söylediklerim arasında yeri geldikçe Trakya'yı da hiçbir zaman örgütlerimizin ve tasarılarımızın dışında tutmadığımızı anlatmış olduğumu umarım. Edirne ile ilişkimiz ve haberleşmemiz, yurdun her yeri ile olduğu gibi sürdürülmekte idi.
Yaptığımız
yazışmalardaki dikkate değer bazı noktaları yüce
topluluğunuza açıklayarak bildirmek uygun olur.
Birinci Kolordu Komutanı Cafer Tayyar Bey, 31 Aralık 1919 günlü çok ayrıntılı bir raporunda, Trakya'da ve özellikle Batı Trakya'da, Yunanlıların yaptıkları girişimleri ve çalışmaları eksiksiz açıklıyordu. Bu olağanüstü çalışmalarına karşı kendisinin gereği gibi düzenleme yapamadığından yakınıyordu.
"Kolordusunun, bu durum ve gelecekte çıkabilecek olaylar karşısında uygun bir konum almasına General Miln'in olmaz dediğinin yazışma sonunda anlaşıldığını" bildiriyordu. (belge: 246)
General Miln'in gerekli düzenlemeleri yapmamıza olmaz diyeceği elbette kuşku götürmezdi. Bu açık gerçeği yazışma yoluyla sorup anlamaya bilmem nasıl bir düşünce ve usa vurma ile kalkışılmıştı?
Cafer Tayyar Bey'e 3 Ocak 1920'de verdiğim yönergede, gönderdiğimiz gizli yönetmeliğe göre silahlı birlikler kurulmasını yeniden hatırlattım: "Askeri durumu değiştirmekle elde edilemeyen yararların böylece karşılanması gerekir." dedim. (belge: 247)
Harbiye Nazırı bulunan Cemal Paşa'ya da gene o gün durumu bildirerek, Yunanlıların Doğu Trakya'da olsun, hazırlıklarına engel olmasını yazdım. (belge: 248)
Trakya-Paşaeli Cemiyetinin gönderdiği raporlarda gereği gibi örgütler kurulamadığından söz ediliyor ve kimi yüksek görevlilerden yakınılıyordu. (belge: 249) Bu gibi görevlilere öteden beri bazı uyarmalarda bulunuyordum. (belge: 250)
Yakınmanın
önemlisi Cafer Tayyar Bey'den gelmeye başladı. Örneğin, bu konu
ile ilgili olarak okuyacağım şu mektup bir fikir verebilir sanırım:
26
Ocak 1920
Sayın Paşam,
Arif Bey'in, Trakyalılarla ilgili olarak, sözlerini doğrularım. Trakya Cemiyeti, silah gücü ile desteklenmemiştir. Ne yazık ki, Cafer Tayyar hepimizi aldatmış; hiçbir örgüt kurmamış, bir tek tüfekle olsun, silahlandırma işine girişmemiştir. Cafer'i, yalnız kendisini düşünmekle suçlarım. Bulgaristan durumundan da büsbütün habersiz, tam bir aymazlık içindedir.
Son günlerde Cafer'in, tümenlerine yazdığı bir
buyruk bir rastlantı ile elimize geçti. Yunanlıların yaptıklarından
ve düşüncelerinden söz ettikten sonra, bu durum karşısında
artık Müdafaai Hukuk Cemiyetinin yönergesine göre ulusal örgütler
kurmaya başlamak gerekirse, bu işte subaylar aracılığı
ile halka yardım edip etmemek konusunda ne düşündüklerini
komutanlardan soruyor. Artık düşününüz... Tanrı ulusal işlerde
aldatanları yok etsin. Ama, yazık aldanmış olanlara!
Sonuç: Bulgar askerleri Batı Trakya'yı boşaltarak
gittikleri ve beş on memurla 150-200 jandarmadan başka kuvveti
bulunmadığı halde bile, ayaklanarak ve savaşarak yurdu
savunacağını beklediğimiz Trakya, bir şey yapamadı.
Cafer bu durumda bir acı duydu mu bilmem? Bunun için, artık Topçu
İhsan'ı, Veteriner Rasim'i (zeki, canlı, ılımlı
pek güvenilir bir arkadaş) örgüt kurmak üzere Trakya'ya göndereceğiz.
Buradan silah da göndereceğiz. Körolası Cafer, yalnız bunları
serbest bıraksın, gölge etmesin başka bir bağış
istemeyiz.
Edirne kesimini İngilizler, katıksız İngiliz
olan erlerle teslim alıyorlar. Yunanlılar Hadımköy, Çorlu, Lüleburgaz'da
toplanıyorlar. Bulgaristan kaynaşıyor. Yunan haydutluğu çok.
Halkın sızlanması karşısında Vali, elini ovuşturmakta.
Cafer güçsüzlüğünü göstermekte. Trakya'nın bolşevikliğe
karşı yabancı kuvvetlerin yığınak yeri olacağı,
Bulgarların harekatına uğrayacağı umulur. Orada güçlü
bir pençe ve kafa gerek. Ne Cafer, ne Vali bu işe yeterli ve özverili değillerdir.
İşte gidiş ve durum budur. Ben bunlarla çok uğraşıyorum.
Geçen gün bir şifrenizi almış, pek üzülmüş ve şifre
ile açıklama isteğinde bulunmuştum. Karşılık
alamadım. Paşam, kişisel bir siyasa güttüğümü mü sanıyorsunuz?
Yoksa, amacı kavramayacak, durumu anlamayacak şaşkınlardan
olduğumu mu kestiriyorsunuz? Her iki hali de protesto ederim. İnancım
ve ereğim birdir. Hiç sapmadan yürüyorum. Yalnız, başka bir
şey düşünüyor ve bana söylemek istemiyorsanız ona bir şey
demem. Açıkça bildirmenizi rica ederim. Sert ve azarlayıcı sözlere
pek çok üzülürüm. Bu, beni çalışmaktan alıkoymaz. Beni karşılıcılığa
sürüklemez. Ama arada senlik benlik işini ortaya çıkarması
elbette beklenebilir. Buna göre dikkatinizi çeker ve gerçek iyice belirmeden
ve benim neler çektiğimi anlamadan girişimlerde bulunmanızın,
sizden beklenen ve hiç savsaklanamayacak olan incelik ve soğukkanlılık
gereği olduğunu şuracıkta söylememe izin veriniz. Saygılarımla
başarı dileklerimi sunarım paşam.
Vâsıf
Baylar, Edirne'den gelen yazılardan, raporlardan, bence yanlış bir siyasal görüş üzerinde durulduğu anlaşılıyordu. Şimdi okunan mektupta da, bu yanlış görüşün uygun bulduğunu gösteren cümleler vardır. Bu yanlış ilkeyi düzeltmek için öteden beri ileri sürdüğümüz düşüncemizi 3 Şubat 1920 günü bir kez daha Cafer Tayyar Paşa'ya ve İstanbul'da Rauf Bey'e bildirdim.
Yinelediğim düşünce
şu idi:
"Doğu ve Batı Trakya'nın ulusal bir bütün olarak tasarlanması ve söylenmesi doğru bir siyasa değildir. Doğu Trakya'nın, yurdumuzun bir parçası olduğuna karşı gelinemez ve bu tartışılamaz. Batı Trakya ise, bir antlaşma ile daha önce bırakılmış bir topraktır.
Olsa olsa, Doğu Trakya, Batı Trakya'yı kurtarmaya çalışanların bir toplanma ve yönetim yeri olabilir.
Doğu ve Batı Trakya'nın birliğini üsteleyerek ileri sürmek, Doğu Trakya'da da bazı isteklerin ileri sürülmesine yol açabilir.
Bulgarların da, Adalar Denizi'nde (Ege Denizinde) iktisadi bir çıkış yeri istemeleri ayrıca üzerinde durmayı gerektirir. Bulgaristan'da bu bakımdan çalışılmalıdır. (belge: 251)
Cafer Tayyar Paşa da görevlilerden ileri gelen kişilerden, halktan yakınıyordu. 7/8 Mart 1920 günlü bir şifresinde: "Bizde halk her işi hükümetten beklemekte, yüksek sivil görevlilerin tarafsız durumu takınmaları yüzünden ulusal örgütler istekleriniz üzere kurulamamaktadır. İl içinde sık sık yapmakta olduğum denetlemelerde özellikle köylülerle sıkı ilişki kuruyorum ..................... Ama, her köye gidemiyorum ................. İşin, köklü ve yaygın olması hepimizce istenilmekte olup bunun da bildirilen sakıncaların ortadan kaldırılmasına çalışılmakla gerçekleştirilebileceğini bilginize sunarım." diyordu. (belge: 252)
Baylar, General Miln,
Cafer Tayyar Paşa'ya askeri konumunu değiştirtmiyor. Vali ve
mutasarrıflar tarafsız kalıyor ve her işi hükümetten
bekleyen halka ulusal örgüt kurmada önderlik ve kılavuzluk etmiyorlar.
Bu sakıncalar kalkmadıkça, işin köklü ve yaygın olamayacağı
kanısında bulunuluyor.
Karakol
Cemiyeti İstanbul'da Örgütünü Genişletmeye Çalışıyor
Baylar, bir ara bir Karakol Cemiyetinden ve onun çalışmalarını yasaklama konusundaki girişimlerimizden söz etmiştim. Bu cemiyetin İstanbul'da örgütünü daha da geliştirmeye çalıştığı anlaşılıyor. Yeniden şöyle bir uyarmada bulunmak gerekti:
Yazı ile
12
Mart 1920
Çanakkale Müstahkem Mevki Komutanı
Albay
Şevket Beyefendi'ye
İstanbul'da bulunan örgütümüzün, amacı gerçekleştirmeye yetmediği anlaşılmaktadır. Çeşitli zamanlarda ve hele bugünlerde Ankara'ya gelen ve durumu bilen kimi kişilerin verdikleri bilgiye göre, bu işteki başarısızlığın nedeni Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti örgütü adı altında Karakol Tüzüğünün uygulanmasına çalışılması olduğu anlaşılmıştır.
Karakol Tüzüğü, birçok kimseleri örgütlerimizle ilişki
kurmaktan ürkütmüştür. Bundan ötürü, örgütlerimizi Müdafaai Hukuk
Örgüt Tüzüğüne göre kurmak, özellikle İstanbul için yeter.
Çünkü, İstanbul'da asıl gücü, düşünce akımlarını
birleştirmekte aramalıdır. İstanbul'da eylemli hareketler ve
özel girişimler için kurulacak silahlı örgüte bile, Müdafaai
Hukuk Tüzüğü Eki'nin uygulanması yeter. İstanbul Merkez Kurulu
ve ona bağlı örgütler yönetim kurullarının açıktan
çalışmalarında sakınca görülüyorsa, bu kurullarda görev
alacak kişiler, kimliklerini gizli tutabilirler. Bu yolda kurulmuş ve
kurulacak olan örgütlerin ve bunların merkez kurulları ile yönetim
kurullarında görev alan kişilerin adlarının güvenli bir
araçla bildirilmesi yolunda yüce yardımları pek çok rica olunur
efendim.
Heyeti
Temsiliye adına
Mustafa
Kemal
İstanbul'daki Kuvayi Milliye İleri Gelenlerinin Tutuklanması İçin Londra'dan Gelen Buyruk
Şimdi isterseniz, yeniden İstanbul'a dönelim. 11 Mart 1920 günlü bir telde Rauf Bey şu bilgiyi veriyordu: 10 Mart l920 günü öğleden sonra İtilâf temsilcileri toplanmışlar. Londra'dan gelen ve İstanbul'daki Kuvayi Milliye ileri gelenlerinin tutuklanması ile ilgili olan bir buyruk içeren sorun üzerinde görüşmüşler ve buyruğu yerine getirmeye karar vermişler. Bu bilgi, güvenilir bir kişiye sağlam bir yerden gizlice verilmiş ve bu gibi kimselerin bir an önce İstanbul'dan uzaklaşmaları gerektiği bildirilmiş. İlgililer, bu konuyu çeşitli olasılıklara göre inceledikten sonra, işin sonuna dek İstanbul'da kalarak namus ödevini yapmaya karar vermişler. Sadrazam Salih Paşa, bile bile bu duruma yol açmakta imiş. Onun için hükümeti düşürmeye çalışacaklarmış. Başaracaklarına güveniyorlarmış. (belge: 253)
Rauf Bey'in bu
telinin arkasından, gene o gün gelen kısa bir telinde: "Son
bildirdiklerimize karşı ve hükümetin durumu üzerine hiçbir düşünce
bildirmediğiniz için, telin size varmamış olmasından ve sağlığınızdan
haklı olarak kaygılıyım. Cevabınızı gözlüyoruz"
denilmekte idi.
Rauf Bey'e ve bilgi için
On Beşinci ve Üçüncü Kolordulara 11 Mart günü şu bilgiyi
vermiştim:
11
Mart 1920
Dün akşam, yani 10/11 Mart 1920'de Ankara'da Fransız
Temsilcisi Yüzbaşı Buazo'nun (Boizeau) dilmacı olup bize öteden
beri gizlice haber ulaştıran bir kişi, Ankara'daki İngiliz
Temsilcisi Vitel'in (Withall), aldığı bir tel üzerine, eşyası,
ağırlıkları ve yanındaki adamlarıyla birlikte bugün
Ankara'dan ayrılarak İstanbul'a gideceğini ve bu trenden sonra
İngilizlerin, demiryolu ulaştırmasını durduracaklarını
bildirdi. Adı geçen Vitel, gerçekten bugün, habere uygun olarak, yola çıktı.
Bu bakımdan, demiryolu ulaştırmasının da durması
kuvvetle umuluyor. Bu işin, İtilâf devletlerince İstanbul'da alınan
önlemlerle ilgili bulunduğu kuşku götürmez.
Mustafa
Kemal
Rauf Bey'in son yazısına
da şu yanıtı vermiştim:
"Hükümete güvensizlik oyu vererek sizlerin atılış
yapmanız o denli güçlü bir nedene bağlanamayacaktır. Grubun
dayanışma ve direnme gücü ve işbirliğindeki kesin tutumu
üzerine açık bir görüşe ve kanıya varmadıkça, Salih Paşa'nın
Grup Yönetim Kurulu ile görüşmeksizin iş görmesini bir meşrutiyet
sorunu yapma yolundaki kararınız üzerine hiçbir düşünce ileri
süremem. İngilizlerin tutuklama kararına karşı Meclisin,
sonuna değin yiğitçesine görevini yapması pek yararlı ve
parlaktır. Ancak, sizinle birlikte, varlıkları ilerideki girişimlerimiz
ve eylemlerimiz için çok gerekli olan arkadaşların, sonunda bize katılabilmeleri
kesin olarak güven altına alınmalıdır. Yoksa, Grubun birlik
ve kararlı olarak iş görmesini düzenleyebilecek kişileri şimdiden
görevlendirerek sizlerin hemen buraya gelmeniz çok gereklidir. Buraya
gelecekler arasında ülkeyi temsil niteliğinde olanlarla, gerekince hükümet
kurmaya ve yönetmeye yeterli kişilerin bulunması önemlidir. İtilâf
Devletlerinin zorlama önlemlerine başvuracakları kuşku götürmez....
vb. Mustafa Kemal." (belge: 254)
Baylar, Rauf Bey'i ve öteki kişileri tam zamanında çağırmış olduğumuz, olaylarla, hem de üç dört gün geçmeden belli oldu. Ama ne yazık ki, bu çağrımız gerektiği kadar önem ve ağırlıkla dikkate alınmadı. Rauf Bey, Vâsıf Bey gibi kişiler, en sonunda tam bir uysallıkla Malta'ya gittiler. Bunu biliyorsunuz.
Son dakikaya değin
Anadolu'ya geçmek ve Ankara'ya gelmek yolunun ve önlemlerinin kimi arkadaşlarca
hazırlandığı ve sağlandığı bana anlatılmıştır.
Eğer böyle idiyse, bu kişilerin Ankara'ya gelmeyi kabul etmeyip
İngilizlere teslim olmayı ve Malta'ya gitmeyi yeğlemelerindeki
neden ve özür, gerçekten incelenmeğe değer. Doğrusu, Türkiye
durumunun ve geleceğinin kuşkulu, karanlık, ölümcül görüldüğü
kuramına göre, bu karanlık tehlike içine atılanların,
korkunç ve ürkünç bir sonuçla karşılaşmaları
kuruntusunun etkisi altında, en sonunda herhangi bir zindanda bir süre
kalmak üzere düşmana teslim olmayı yeğleyebilecekleri uzak görülemez.
Bununla birlikte, ben burada böyle ağır bir yargıya varmaktan çekinirim.
Bu düşünce iledir ki, bu kişileri Malta zindanlarından
kurtarmak için her yola başvurarak, elden gelen girişimleri yapmaktan
geri durmadım.
İstanbul'un
İşgali
Baylar, İstanbul'da Onuncu Tümen
Komutanından Ankara'da Yirminci Kolordu Komutanlığına 9 Mart
1920 gün ve 465 sayılı, şifre ile kapatılmış bir
yazı, 14 Mart 1920 günü geldi. Açılmışı şu idi:
Mustafa Kemal Paşa
Hazretleri'ne
İngilizlerin Türk Ocağına el koymaları üzerine,
Milli Talim ve Terbiye binasına taşınan Ocağın bu yeni
taşındığı yer de dün öğleyin gene İngilizlerce
yeniden işgal edilmiştir efendim. 9 Mart 1920. (Hâdi)
Baylar, 1920 yılı
Martının 16'ncı günü öğleden önce saat onda, makine başında
şöyle bir tel verildi:
İstanbul,
16.3.1920
Ankara'da Mustafa Kemal Paşa
Hazretleri'ne
Bu sabah Şehzadebaşı'ndaki Mızıka
Karakolu'nu İngilizler basıp, oradaki askerlerle İngilizler çarpışarak,
sonunda, şimdi
İstanbul'u
işgal altına alıyorlar. Bilgilerinize sunulur.
Manastırlı
Hamdi
Ben bu telin altına kurşun kalemiyle "Tez elden Kolordulara benim imzamla, M. Kemal" işaretini koyduktan sonra, bu teli verenden açıklayıcı bilgi almaya başladım. Manastırlı Hamdi Efendi durmadan bilgi vermeyi sürdürdü:
Bizim en güvendiğimiz bir arkadaşımız var ki,
yalnız o değil herkes, yani gelenler söylüyorlar. Şimdi de
Harbiye'ye girdiklerini haber aldık. Dahası, Beyoğlu
telgrafhanesinin önünde İngiliz erleri olduğunu öğrendik;
fakat telgrafhaneyi işgal edip etmeyecekleri belli değildir.
Bu sırada baylar, Harbiye telgrafhanesinden görevli Ali, bilgi vermeye başladı:
Sabahleyin İngilizler basarak, altı kişi şehit
oldu; on beşe yakın da yaralı var. Şimdi İngiliz erleri
dolaşıyor. Şimdi, işte İngiliz erleri Harbiye Nazırlığına
giriyorlar. İşte içeri giriyorlar. Nizamiye kapısına. Teli
kes! İngilizler buradadır.
Yeniden Manastırlı
Hamdi Efendi bizi buldu:
Paşa Hazretleri,
Harbiye telgrafhanesini de İngiliz deniz erleri işgal
edip teli kestiği gibi, bir yandan da Tophane'ye giriyorlar. Bir yandan da
zırhlılardan asker çıkarılıyor. Durum ağırlaşıyor
efendim. Sabahki çarpışmada 6 şehit, 15 yaralımız vardır.
Paşa Hazretleri, yüce buyruklarınızı bekliyorum.16 Mart
1920.
Hamdi
Hamdi Efendi teli
şöyle sürdürdü:
Sabahleyin bizim erler uykuda iken, İngiliz deniz erleri
karakola gelip giriyor. Erlerimiz uykudan şaşkın kalkınca çarpışmaya
başlanılıyor. Sonunda bizden altı kişi şehit
oluyor, on beş kişi yaralanıyor. Bunun üzerine, önceden bu alçaklığı
tasarlamışlar ki, hemen zırhlıları rıhtıma
yanaştırıp Beyoğlu bölgesini ve Tophane'yi işgal etmişler.
Bir yandan da Harbiye Nazırlığını işgal etmişler.
Dahası, şimdi ne Tophane ve ne de Harbiye telgrafhanesi bulunamıyor.
Şimdi de haber almış olduğuma göre, Derince'ye dek yayılıyorlarmış
efendim.
İşte Beyoğlu telgrafhanesi de yok. Orasına da
el koydular sanırım. Tanrı korusun. Buraya da gelmesinler.
İşte Beyoğlu telgraf görevlileri, müdürleri geldiler. Kovmuşlar.
Bir saate dek burası da işgal olunacaktır. Şimdi
haber aldım efendim.
Rahmetli Hayati Bey,
ilk haberi veren telyazısı üzerine benim yaptığım işarete
uygun olarak verilen bilgileri özetlemiş. Rumeli ve Anadolu'daki bütün
komutanların adreslerine çektiriyordu. Bir an önce İstanbul üzerinden
Edirne'ye çektirilmesini söylemiştim. (belge: 255) Hamdi Efendi :
Yüce buyruklarınız yerine getiriliyor. Edirne'ye yazıyorum,
bütün merkezleri hazır ettirdik.
diye bildirdi. Hamdi
Efendi'den:
Milletvekilleri için bir haber aldınız mı? Meclisi Mebusan telgrafhanesi ile haberleşme oluyor mu?
diye sordum. Hamdi
Efendi:
Evet oluyor. On Dördüncü Kolordu Komutanı hazır. Paşa
istiyordu, verelim mi?
Baylar, bundan sonra
artık Hamdi Efendi'nin sözünü işitmedik. İstanbul telgraf
merkezinin de işgal edilmiş olduğu kanısına vardık.
Manastırlı
Hamdi Efendi
Bu yurtsever ve yiğit Manastırlı
Hamdi Efendi olmasaydı, İstanbul'da geçen bu acı olayları
öğrenmek için kimbilir ne zamana dek bekleyip duracaktık? İstanbul'da
bulunan nazır, milletvekili, komutan ve örgütümüz adamları içinden
bir kişi çıkıp da zamanında bize haber vermeyi düşünememiş
olduğu anlaşılıyor. Demek, hepsini heyecan ve çarpıntı
kaplamıştı. Bir ucu Ankara'da bulunan telin İstanbul'da
bulunan ucuna yanaşamayacak denli şaşkın bir duruma gelmiş
oldukları yargısına varmak, bilmem ki doğru olur mu? Telgraf
memuru Hamdi Efendi sonradan Ankara'ya gelerek karargâhımız telgraf
memurluğunu yapmıştır. Kendisine borçlu olduğum teşekkürü
burada açıkça söylemeyi ulus ve yurt ödevlerimden sayarım.
Baylar, bu durum üzerine her
şeyden önce doğabilecek bir kötülüğün önüne geçmek için
şu buyruğu verdim:
Telyazısı, ivedidir.