SAYIN GENELKURMAY BAŞKANI ORGENERAL İLKER BAŞBUĞ’UN MEDYA MENSUPLARIYLA GÖRÜŞMELERİ
25 Ocak 2010

İDDİALAR VE BİLGİ KİRLİLİĞİ
21 Ocak 2010


SAYIN GENELKURMAY BAŞKANI ORGENERAL İLKER BAŞBUĞ'UN TRABZON'DA YAPTIĞI KONUŞMA
17 Aralık 2009

      Değerli Medya Mensupları,

      Trabzon’da sizlerle birlikte olmaktan ve Trabzon’u ziyaret etmekten çok büyük mutluluk duyuyoruz. Karadeniz insanı, zor koşulların insanıdır. Mücadele azmi yüksek, zeki, pratik ve çalışkandır. Her şeyden önce millî konulara duyarlıdır. Ülkesi için fedakarlıktan hiçbir zaman kaçınmaz. Böyle bir yerde bulunmaktan kıvanç duyuyoruz.

      Değerli Medya Mensupları,

      Son zamanlarda artan toplumsal olaylarda şiddete başvurulduğunu görmekteyiz. Bu olaylar, hiçbir şekilde kabul edilemez. Toplumun bütün kesimleri, sağduyulu olmak, tahriklere kapılmamak zorundadır. Herkes itidal ile hareket etmelidir. Toplumsal çatışma hiç kimseye ve ülkemize fayda sağlamaz. Büyük zararlara neden olabilir ve ancak düşmanlarımızı sevindirir. Güvenlik kuvvetlerimiz gerekli tedbirleri zamanında alarak halkımızın güvenliğini sağlamak için büyük bir özveriyle görevlerini yerine getirmeye çalışmaktadır. Bu konuda herkes güvenlik kuvvetlerimize yardımcı olmalıdır.

      Türkiye'nin bir hukuk devleti olduğunu da hiç kimse unutmamalıdır. Toplumsal huzura giden yolun ortak değerlerimizin güçlendirilmesinde olduğunu düşünüyoruz. Farklılıklara elbette saygılı olmalıyız. Ancak farklılıklara saygılı olmak her zaman farklılıklarımızı öne çıkarmayı da gerektirmez. Özellikle bugünlerde, bizi birbirimize kenetleyen binlerce yıldır sahip olduğumuz ortak değerlerin sıkça vurgulanması ve bu değerlere sahip çıkılması ayrı bir önem taşımaktadır.

      Türkiye 1984’ten beri bölücü terör örgütüyle mücadele etmektedir. Bu süreçte ülkemiz ve milletimiz, özellikle de terörün yoğun olduğu bölgedeki insanlarımız, terörden büyük zarar görmüştür. Türk Silahlı Kuvvetleri, bölücü terör örgütüne karşı mücadelesini yasalar çerçevesinde, her türlü fedakârlığı ve gayreti göstererek kararlılıkla sürdürmüştür ve sürdürmeye de kararlıdır.

      Bölücü terör örgütü ile mücadeledeki ana hedefimiz, terör sorununun Türkiye gündeminin en alt sıralarına indirilmesidir. Teröristlerin ve destekleyicilerinin gündemin kan, gözyaşı, kin ve nefret üzerinde oluşmasını istediği unutulmamalıdır. Ülkenin ve milletin bütünlüğünün korunmasının her zaman bir bedeli olduğu da unutulmamalıdır.

      Saygıdeğer Medya Mensupları,

      Son olarak çeşitli vesilelerle değindiğim, Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı yürütülmekte olan asimetrik psikolojik harekâta ilişkin bazı hususlara değinmek istiyorum. Bugün, bu konulara özellikle üzerinde olduğumuz TCG Oruç Reis Firkateyni’nde değinmemin özel bir anlamı var. Herhalde herkes, açıkça ne demek istediğimi anlamaktadır. Bakınız, Türkiye’nin bulunduğu coğrafya, zor bir coğrafyadır, ülkemizin etrafı sorunlarla çevrilidir. Bu coğrafyada güçlü olmayan devletler ayakta kalamaz. Millî gücün asli unsurlarından biri de askerî güçtür. Etkin ve caydırıcı niteliklere sahip bir silahlı kuvvetlere sahip olunması hayatidir ve ülkenin beka sorunuyla doğrudan ilgilidir.

      Türk Silahlı Kuvvetlerinin öz güveni tamdır. Bundan kimsenin en ufak şüphesi olmasın. Sahip olduğumuz bu öz güven Türk Silahlı Kuvvetlerinin kendisine yönelik gerçeklere ve doğrulara dayanan, ön yargılı olmayan sağduyulu eleştirileri her zaman saygıyla karşıladığının ve bu tip eleştirilere her zaman açık olduğunun bir kanıtıdır. Buna karşın, son zamanlarda gerçek dışı olaylara, yalanlara dayalı, ön yargılı olarak bazı çevreler ve kişiler tarafından Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı asimetrik psikolojik harekât yürütülmektedir. Ne acıdır ki; özellikle Türkiye’de medyanın bir kısmının var oluşunun temel nedeni gerçeklere ve doğrulara dayanmayan, ön yargılı ve özel amaç taşıyan eleştiriler yaparak, Türk Silahlı Kuvvetlerini haksız yere her gün gündemde tutmak ve Türk Silahlı Kuvvetleri aleyhine kampanya yürütmektir. Bunlar, aynı zamanda kendilerini demokrasinin savunucusu olarak da göstermektedir. Onlar için demokrasiyi savunmanın tek çıkar yolu Silahlı Kuvvetlerin karşısında olmaktır. Halbuki Türk Silahlı Kuvvetleri, her vesile ile demokrasinin ve hukuk devletinin yanında olduğunu ifade etmektedir. İçinde bulunduğumuz bu süreçten rahatsızız. Bu rahatsızlığımızı her vesileyle yetkili ve ilgili makamlara ilettiğimiz gibi yasal olarak yapılması gerekenleri de yapıyoruz. Ülkesini ve milletini sevdiğini söylerken bir yandan da Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı psikolojik harekât yürütmek bir arada olamaz. Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı planlı ve kendi amaçları ve menfaatleri çerçevesinde haksız şekilde psikolojik harekât yürütenlere diyorum ki, tuttuğunuz yol ve bulunduğunuz yer doğru değildir. Türk milletinin büyük çoğunluğu da ne yaptığınızın farkındadır.

      Son dönemde meydana gelen her terör olayını, Türk Silahlı Kuvvetleri ile ilişkilendirme yönünde çabalar da vardır. Her gün bu çabalara yenileri ilave edilmektedir. Terör olaylarını Türk Silahlı Kuvvetleri ile ilişkilendirmeyi, PKK destekleyicileri ve PKK sempatizanları yapabilir. Ancak, böyle ilişkilendirmeleri ve bu amaca yönelik imalı konuşmaları siyasiler, akademisyenler ve medya mensupları yapamaz, yapmamalıdır.

      Türkiye Cumhuriyeti hukuk devletidir. Her şey yasalara uygun olarak yürütülür. Ciddi hukuk devletinde imalı konuşmalara, dedikodulara yer yoktur. Bizi en çok üzen ve yaralayan noktalardan biri de, Türk Silahlı Kuvvetleri içinde bizlere canları emanet edilen Mehmetçikler üzerinden kanlı hesaplar yapanlar olduğunun düşünülmesi ve böyle iddiaların ileri sürülmesidir. Bu düşünceleri kapalı ve açık şekilde söyleyenler ve ima edenler, bize göre bu yaptıklarıyla, kendilerinin ne kadar zavallı bir konumda olduklarını Türk milletine göstermektedirler. Bu kapsamda, adli makamlarımıza da bazı sorumluluklar düşmektedir. Adli makamlar ihbar mektuplarına, özellikle itirafçıların ve gizli tanıkların verdikleri ifadelere karşı daha duyarlı ve daha dikkatli olarak hareket etmelidir. Böyle durumlarda adli makamlar, Türk Silahlı Kuvvetleri ile bilgi teatisi ve iş birliğinde bulunmalıdırlar. Aksi durumlar kurumlar arası çatışmalara neden olabilir. Türk Silahlı Kuvvetlerinde hiçbir zaman hataları örtme, suçluları koruma durumu olmamıştır. Ancak artık haksız ve mesnetsiz suçlamalara karşı da Türk Silahlı Kuvvetleri sessiz kalamaz. Meydana gelen bazı terör olaylarında, elbette bazen hatalar, eksiklikler olabilir. Bunlar, görevin icrasında olabilecek ihmalli davranışlardır. Ancak ihmal başka, kasıtlı hareket etmek başka bir şeydir. Türk Silahlı Kuvvetleri, ihmal ve eksikliklerin olduğu bütün olayları da yargıya taşımak zorundadır ve taşımaktadır. Türk Silahlı Kuvvetlerini başka ülkelerin ordularıyla karıştıranlar, bu şekilde amaçlarına ulaşacaklarını sananlar, ne Türk toplumunun tarihî gerçeklerini ne de Türk Silahlı Kuvvetlerini bilmektedirler. Kendilerine bile yabancılaşmış olanlar ne yaparlarsa yapsınlar Türk Silahlı Kuvvetlerinin etkinliğini, Türk halkıyla olan bağını, sevgisini azaltamazlar. Elde ettikleri tek şey belki komuta katını, yani bizleri, gereğinden fazla meşgul etmek ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin bütün personelini ve en önemlisi de Türk milletini üzmektir. Fakat Türk milleti nelerin olduğunu, nelerin yapılmak istendiğini çok iyi bilmektedir. Her ülkenin caydırıcı bir güç olarak silahlı kuvvetlere mutlaka ihtiyacı olacağının bilinci içerisindeki Türk Silahlı Kuvvetleri, dün olduğu gibi bugün de yarın da dimdik ve öz güvenle, yasalarla kendisine verilen görev ve sorumlulukları yerine getirmeye hazırdır ve hazır olmaya da mecburdur. Türk Silahlı Kuvvetleri, gücünü Türk milletinden almaktadır.

      Her vesileyle ziyaret ettiğimiz bölgelerde halkımızın, Türk ordusuna ve komutanlarına olan sevgisini görmekteyiz. Bu, bizim için en büyük güçtür. Gücümüzün kaynağını da halkımızın Türk Silahlı Kuvvetlerine duyduğu sevgi, saygı ve güven oluşturmaktadır. Biraz sonra Trabzon’da Trabzon halkıyla da beraber olacağız ve biliyorum ki aynı sevgi ve saygıyı, belki de daha büyük boyutta hep beraber yaşayacağımıza inanıyorum. Türkiye'nin önünde elbette zorluklar güçlükler vardır. Ancak inancımız şudur ki; Türk milleti, Türkiye Cumhuriyeti’nin birlik beraberlik ve bütünlüğünü koruduğu müddetçe her türlü zorluğu ve güçlüğü yenebilecek güçtedir. Gün, birlik beraberlik ve bütünlük günüdür.

      Hepinize çok teşekkür ediyorum.

---Kaynak: www.tsk.tr


İddialar ve Bilgi Kirliliği

21 Ocak 2010

      1.    1’inci Ordu Komutanlığı tarafından 5-7 Mart 2003 tarihleri arasında icra edilen Plan Seminerine ilişkin çeşitli iddialar ve değerlendirmeler medyada yer almaktadır.

      2.    Söz konusu Plan Semineri, Genelkurmay Başkanlığı 2003-2006 yılları Tatbikatlar Programında bulunmaktadır.

      3.    Plan Seminerinin gayesi, dış tehdide ilişkin olarak hazırlanan Harekat Planlarını geliştirmek ve ilgili personelin eğitimlerini sağlamaktır.

             Plan Semineri, giderek tırmanan bir gerginlik dönemini kapsayan bir senaryo içerisinde uygulanmıştır.

             1’inci Ordu Komutanlığı sorumluluk bölgesinde icra edilen bu Plan Seminerinde, Ordu Geri Bölge Emniyeti ve savaş hali, savaşı gerektirecek bir durumun baş göstermesi halinde de uygulanan sıkıyönetim konuları üzerinde de durulmuştur.

      4.    Bu Plan Seminerine ilişkin olarak ortaya atılan iddiaları, aklı ve vicdanı olan hiçbir kimsenin kabul etmesi mümkün değildir.

      5.    Söz konusu iddiaları ciddiye alarak üzerinde yorumlar yapılmasının ve bilgi kirliliği yaratılmasının; özellikle toplumumuzda tedirginlik yaratmak isteyenlerin amacına hizmet edeceği değerlendirilmektedir.

             Kamuoyuna saygı ile duyurulur.

---Kaynak: www.tsk.tr


 

SAYIN GENELKURMAY BAŞKANI ORGENERAL İLKER BAŞBUĞ’UN MEDYA MENSUPLARIYLA GÖRÜŞMELERİ

25 Ocak 2010

      Değerli Medya Mensupları,

      Bu bir basın toplantısı, detaylı bir basın brifingi değil. Şimdi beraber olmuştuk. Bu arada bir sohbet edelim diye düşünmüştük. Çünkü, bu törenle ilgili olarak buraya geldiniz. Ama ne kadar takip ettiniz töreni onu bilmiyorum. Onu da biraz sonra test edeceğiz yani. Yoksa siz de başka yerlerde miydiniz düşünce olarak. Aslında şöyle ifade edeyim. Güncel olaylarla siz daha ilgilisiniz. Bu da doğal. Güncel olaylarla ilgili bir ifade var mı diye merak ediyorsunuz. Sizin göreviniz de o. Ben saygı gösteriyorum. Şöyle toparlayayım.

      Bir kere her şeyden önce Birinci Ordu Karargahında icra edilen Mart ayında yapılan bir plan semineri ile ilgili olarak geçtiğimiz hafta Çarşamba günü yanılmıyorsam, bir gazeteye yansıyan gelişmeler olduğu Mart 2003’te icra edilen plan semineri ile ilgili bazı bilgiler ve tabi bazı bilgilerin dışında önemli olan iddialar. Bu iddialar gerçekten çok kapsamlı. İddialar, bilgiler Çarşamba günü gazeteye yansıdıktan sonra biliyorsunuz bir gün sonra, yani Perşembe günü Genelkurmay Başkanlığı olarak, konuya ilişkin bir açıklama yaptık. Şimdi bir kere şunun altını çizmek istiyorum. İcra edilen plan semineri, yedi yıl önce yani bu plan semineri, geçen yılın veya hadi diyelim ki iki yıl öncesinde icra edilen bir plan semineri değil. Yedi yıl önce icra edilen bir seminerdir. Plan semineri nerede icra edilmiş? Birinci Ordu Karargahında. O zaman bu plan semineri ile ilgili komutanlıklar dediğimiz zaman, tabi ki Birinci Ordu var, Kara Kuvvetleri Komutanlığı var tabi ki Genelkurmay Başkanlığı var. Bu iddiaların basında, medyada yer alması üzerine elbette biz de bu plan semineri ile ilgili elimizdeki bilgileri toplamaya ve değerlendirmeye başladık. Ancak yedi yıl önce olması artı bir de bizim kendimize göre yönetmeliklerimize göre dört yıl mıydı? 5 yıl sonra normal olarak, daha önceki faaliyetlere ilişkin elimizdeki doküman ve belgeleri imha ediyoruz. O gün yaptığımız açıklama ki 24 saat sonradır. Hemen hemen, o anda elde ettiğimiz, ulaştığımız bilgiler kapsamında yaptığımız açıklamadır. Şimdi bu açıklamada, efendim her şeye cevap verin, tüm suallere cevap verin. Herkesin aklındakini. Burada biraz insaflı olmak lazım. Biraz da sabırlı olmak lazım.

      Biz Silahlı Kuvvetler olarak, sağlıklı bilgilere dayanarak kamuoyunu bilgilendirmek zorundayız. Bizim şöyle bir lüksümüz yok. Bugün A diyelim, yarın çıkalım B diyelim. Biz bunu yapamayız. Kimse de bunu bizden beklemesin. Şimdi bu plan semineri, kapsamında iddia edilen plan konusunda tabi çeşitli şeyler söyleniyor.

      Değerli Medya Mensupları, şunu ifade etmek istiyorum. Tabi o günden itibaren; biz ciddi bir kurumuz gelen her iddiayı incelemek zorundayız. Bir şeyin incelenmesi, hemen o iddiaların kabulü anlamına da gelmez elbette. Ama gayet tabi ki incelemek durumundayız. Gerçeği bütün açıklığıyla ortaya çıkartıp, zamanı geldiği zaman da bunu elbette kamuoyuyla paylaşmak durumundayız. Bu kapsamda, çalışmalar devam ediyor. Özellikle Kara Kuvvetleri Komutanlığımız, konuya ilişkin detaylı derinlemesine incelemelerine devam ediyor. Bu incelemeler de sonuçlandıktan sonra, elbette, bunun da bu hafta içinde neticelenmesini istiyoruz, fazla uzaması da doğru değil. Bunları tabi ki sizlerle paylaşacağız. Şimdi bu iddialar kapsamında vahim konular, vahim iddialar.

      Bakın, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin keşke buraya getirseydik, arkadaşlara da gösterseydik. Biz eğitimde kullandığımız dokümanlara talimname deriz. Talimnamelerimiz var. Talimnamelerimizde taarruzla ilgili bölüme baktığımız zaman ki tahmin ediyorum çoğunuz da askerlik hizmetini yaparken bunları görmüşsünüzdür. Talimnamelerimizden baktığımız zaman özellikle hücum bölümü, hücum bölümü ne demek? Taarruzun en son safhası. Biz askere ne dedirttiriyoruz biliyor musunuz? “ALLAH, ALLAH” diye askere taarruz ettiriyoruz. Yani şimdi ben size soruyorum, vicdansızlara soruyorum. “ALLAH, ALLAH” diye askerine hücum ettiren, taarruz eden bir ordu, nasıl ALLAH’ın evi Camiye bomba atmayı düşünür. Vicdansızlıktır. Lanetliyorum bunları. Bu kadar vicdansızlık olur mu? Bu Çanakkale’de de böyleydi. İstiklal Savaşında da böyleydi. Bugün de böyle. Bugün de bu Ordunun Mehmetçiği, “ALLAH, ALLAH” sesleri ile eğitimde düşmana, taaruz ediyor. “ALLAH, ALLAH” sesleri ile eğitim yapıyor. Talimnamemizde var. Ya böyle bir Ordu, böyle bir Ordu’nun kişileri çıkacak, ALLAH’ın evi Camilere bomba atacak, oradaki dini ibadetini yapan kişilere şey yapacak. Lanetliyorum. Yine bu Ordu’nun kişileri çıkacak kendi uçağını v.s. bilmem ne yapacak. Lanetliyorum. Türk Ordusu’nun da bir sabrı var. Bu asker şimdi bölgede elinde silah yine bekliyor bu ülkeyi bizim için. Siz bu Ordu’nun tümünü nasıl böyle itham edersiniz. Hiç mi vicdanınız yok, yapanlara söylüyorum.

      Değerli arkadaşlar, bu konuyla ilgili olarak biraz evvel de ifade ettiğim gibi, Kara Kuvvetleri Komutanlığımız, detaylı incelemelerini sürdürüyor. İnceleme sonuçlarını ümit ediyorum ki çok kısa bir süre sonunda daha açık, net olarak sizlerle paylaşacağız.

      Şimdi, diğer bir konuya da bu vesile ile değinmek istiyorum. Genelkurmay Başkanı olarak, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Komutanıyım. Bu bana elbette sorumluluk da veriyor. Elbette Türk Silahlı Kuvvetleri’nin tüm personelini düşünmek durumundayım. Şunu burada açıkça ifade edeyim. Yetkili makamlarda bulunmak, görev ve sorumluluklara sahip olmak, sadece size şikayet etme durumunu yaratmaz. Sadece şikayet edeceğiz, yok öyle bir şey. Aynı zamanda görev ve sorumluluğuyla sorunları çözmek, ya da çözmek yönünde gayret göstermek bizim vazifemiz. Bizim anlayışımız budur. Sadece şikayet edelim. Hayır, öyle bir şeyimiz yok. Elbette, bizi ilgilendiren konularda üzerimize düşen görev ve sorumluluklar da var. Bu görev ve sorumlulukların başında da Türk Silahlı Kuvvetleri’ni ilgilendiren sorunlarla ilgili olarak, elbette bunları çözmek bu da bizim görevimiz.

      Bir iki defa ifade ettim. Elbette, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne karşı yürütülen karşı faaliyetler var. Tabi ki söylemekle şikayet etmekle konu bitmez. Elbette, bir sorun varsa bu sorunun nedenlerine inip, köküne inip hal ve çözümler neyse bunları üretmek de bizim görevimiz. Bakın, kimse Türk Silahlı Kuvvetleri’ni dünyanın başka ordularıyla mukayese yapma gibi bir hataya düşmesin. Biz ne Güney Amerika’nın bilmem ne ülkesinin ordusuyuz, ne Kafkaslardaki bilmem ne ülkesinin ordusuyuz. Böyle bir hataya kimsenin düşmemesini özellikle rica ediyorum. Şimdi sorunlar var evet. Silahlı Kuvvetlere karşı faaliyetler var. Tamam. İlk önce, benim burada kendimin soracağı sual peki nedir? Nedir bu sorunlar? Bu sorunlar benim sorumluluğumda. Ben ne yapmam lazım. Bir kere tabi çok kapsamlı bir konu.

      Sorunların çıkış ya da oluş nedenlerinin temel nedenlerinden bir tanesi maalesef bilgi çağındayız, bilgi teknolojisi var. Bilgi teknolojileri ve bilgi çağında, bilgilerin sızdırılması gerçekten bir sorundur. Bakın bunu hiç şey yapmıyorum. Evet, bilgilerin sızdırılması Türk Silahlı Kuvvetleri için de bir sorundur. Ama zannetmeyin ki bu durum, sırf Türk Silahlı Kuvvetleri içindir, bütün dünya orduları için de geçerlidir. Diğer kurumlar için de geçerlidir. Ama biz belki de hedefte olduğumuz için sorunlarımız çok büyük. O zaman nedir birinci konu. Bilgi sızmaları konusunda ne yapmamız lazım. İlk önce, konunun temel noktalarından birisi budur. Elbette, bazı yapısal eksikliklerimiz var. Bunlar üzerinde duruyoruz. Yapısal eksikliklerimizi tamamlamamız lazım. Ama şimdi burada en önemli olan bilgi sızdıranlarla, ciddi şekilde mücadele içinde olmamız lazım. Bakın ilk defa bunu ben sizlere burada açıklıyorum. Bugüne kadar, Türk Silahlı Kuvvetleri içinde çeşitli şekillerde bilgi sızdırmasıyla ilgili işte bilgi sağa, sola, basına, medyaya nereye derseniz deyin. Bilgi sızdırması kapsamında açılan soruşturma adedi 61’dir. 61 adet bilgi sızdırması iddiasıyla ilgili şu anda açılan soruşturmamız var. Bunlardan dokuz tanesi kovuşturma safhasına yani yargı safhasına dönüşmüştür. Bu dokuzu devam ediyor yani. Dokuz konu mahkeme tarafından devam ediyor. Bir tanesi sonuçlandırıldı. Bu mahkemenin sonuçlandırdığı karara göre bir kişi, bir subay evet. Onu da söylüyorum size. Üç yıl hapis aldı ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nden tard edildi. Ve şu anda 10 kişi de bu kapsamda çeşitli rütbelerde tutukludur. Silahlı Kuvvetler olarak, benim öncelikle üzerinde durmam gereken konu bizim bu bilgi sızdırması konusunda imkanlarımızı, tedbirlerimizi, yapılanmalarımızı arttırırken, bu konuda hata yapan çeşitli şekillerde olabilir hata yapanlar. Bunları mutlaka bulup, yargıya götürüp, sonuçlandırmamız lazım. Bu konuyla ilgili bilgileri ilk defa sizinle burada paylaşıyorum.

      Daha önce de söyledim. Silahlı Kuvvetlerde hata yapanlar olabilir. Hata yapanlar olursa biz Silahlı Kuvvetler içinde barındırmayız. Bu yapılanmalarla ilgili bazı konularımız var. Tabi bunların detayına şimdi girmek istemiyorum. Bu bilgi sızdırmaları tabi şöyle yanlış bir kanaat de hasıl olmasın. Bu bilgi sızdırmalarından son zamanlarda olanlar da var. Bir kısmı eski. Yani bunu da gözden kaçırmamamız lazım. Ellerinde var, zamanı geldiği zaman kullanılıyor. Ama bu tabi ki bilgi sızdırılmasının olmadığını göstermez. Yani zamanlaması da ayrı bir konu ve maalesef bu sızan bilgiler de değiştirilerek eklemeler v.s.ler yapılarak, işte zamanı geldiği zaman kullanılıyor.

      Bu kapsamda belki sizlerle paylaşacağım ikinci husus şudur. Elbette, bu Silahlı Kuvvetlere karşı yürütülen karşı faaliyetlerle ilgili olarak, bize düşen görevler olduğu gibi elbette, devletimize de düşen görevler var. Bu konuyu tek başına Silahlı Kuvvetler olarak biz tek başımıza mücadeleyi götüremeyiz. Elbette devletimizin de bu konuda yapacağı hususlar vardır. Bunu ben daha önce de ifade ettim. Burada bir defa daha ifade ediyorum. Bu konulara ilişkin ben görüş, düşünce ve tekliflerimi uygun zamanlarda, uygun platformlarda Sayın Cumhurbaşkanımıza da arz ediyorum, Sayın Başbakanımıza da çeşitli vesilelerle arz ettim ve elbette bu görüş, düşünce ve tekliflerimizin sonuçlandırılmasını da takip edeceğiz. Bazı konularla ilgili bizim dışımızda bazı konularda da gerekli tedbirlerin alınması zorunluluğu var.

      Şimdi son olarak değineceğim konu şudur. Bu kelimeyi burada söylemekten hicap duyuyorum ama mecburum. Mecbur kaldığım için söylüyorum. İsteyerek söylemiyorum, söylemek zorundayım. Türkiye’de son dönemde maalesef darbe, darbe iddiaları Türkiye’nin gündemini teşkil ediyor. Darbe, darbe iddiaları hicap duyuyorum. Bu kapsamdaki iddialardan Türk Silahlı Kuvvetleri olarak, fevkalade rahatsızız. Bu konulara ilişkin Türk Silahlı Kuvvetleri’nin durumu pozisyonu nettir. Söyledim, bir kere daha tekrar etme ihtiyacı duyuyorum. Bakın, ben 1960’ta Askeri lise öğrencisiydim. 60 yılının Ekim ayında Kara Harp Okulu’na öğrenci olarak geldim. 1962 yılında da genç bir teğmen olarak Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kıtalarına katıldım. Buradan şunu ifade etmek istiyorum. Yani bir noktada 1960-2010 elli yıl, Türkiye’nin yaşadığı olayları biz de tabi görevimizin kapsamı içinde bazısı daha detaylı, bazısı daha sizler gibi bu 50 yılı yaşayan birisiyim. Bu kapsamda diyorum ki Türkiye elbette 1960’lardan beri benim jenerasyonum en azından benim de yaşadığım geçmiş dönemlerle ilgili elbette Türkiye’de bazı olaylar yaşandı. Ama biz diyoruz ki Silahlı Kuvvetler olarak, bugün artık bu olayların geride kaldığını biz değerlendiriyoruz. Ayrıca, bu süreçte yaşanan olaylardan bakın herkesin, kendi payına düşen bölümlerinden gerekli dersleri de çıkardığını düşünüyoruz. Bugün 2010 yılındayız. 2000’li yıllardayız. Artık Silahlı Kuvvetler olarak, biz ülkemizin ve toplumumuzun huzura ve barışa ihtiyacı olduğunu düşünüyoruz. Bugün herkesin, 70 milyonun, 72 milyonun bizce artık yürekten inanması gereken husus şu olmalı. Biz bu düşüncedeyiz. Biz diyoruz ki; demokraside, demokratik yönetimlerde en önemli olan husus, iktidarların seçimlerle demokratik yöntemlerle el değiştirmesidir. Buna, bu düşünceye, herkesin de yürekten inanması gerektiğini değerlendiriyoruz.

      Şimdi, bu kadar herhalde net, açık olarak bu konuya ilişkin düşüncelerimi ifade ettikten sonra, ben de haklı olarak şunu söylüyorum. Peki bu darbe iddialarının devamlı gündemde kalmasından kim menfaat görüyor. Bunu da sormak benim hakkım. Ben, Silahlı Kuvvetler olarak bundan rahatsızlık duyuyorum. Türk milletinin de rahatsızlık duyduğu kanaatindeyim. O zaman kim bundan menfaat görüyor ve bu yararlı bir şey değil, yararlı bir konu olduğunu da düşünmüyorum. Ama bu soruyu da sormakta da herhalde haklı olduğumu da değerlendiriyorum.

      Bugün aslında yoktu inanın böyle bir şey. Sizler bugün buradasınız. Hiçbir şey söylemesek o da yanlış yorumlanır. Dolayısıyla bu konulara ilişkin düşüncelerimizi sizinle paylaştım. Yararlı olduğunu düşünüyorum. Bugün itibarıyla, bu an itibarıyla sizlere söyleyeceğim bunlardır. Biraz geç kaldım programıma yetişeceğim. Ayrılmam lazım. Hazırlığa da ihtiyacım var. Hepinize teşekkür ediyorum. İyi günler diliyorum.

---Kaynak: www.tsk.tr